Olaylar Ve Görüşler

Kente dair kararların gereği: Bilim ve halk desteği

10 Şubat 2020 Pazartesi

Prof. Dr. Güngör Evren

Gerçekler er geç kendini gösteriyor. 6-7 Ocak 2020 günü yaşanan fırtınada İstanbul Havalimanı hizmet veremedi. Atatürk Havalimanı İstanbul’un havayolu bağlantısını sağlayan tek havaalanı olarak önemini ve vazgeçilmezliğini ortaya koydu. 24 Ocak Elazığ depremi de çok daha büyük bir depremi bekleyen İstanbul için Kanal İstanbul’un anlamını ya da anlamsızlığını tüm açıklığıyla gösterdi. Böyle stratejik konularda karar verirken çok dikkatli olmak gerekir.  

Atatürk Havalimanı ve örnek bir olay

Değerlendirmeye Atatürk Havalimanı ile başlayalım. Önce bir soru: Bir metropole bir ya da iki büyük havaalanı mı, yoksa hem erişimi kolaylaştıracak, hem de etkin işletime uygun çok sayıda havaalanı mı? Londra ve New York’ta 6,  Los Angeles ve Seattle’de 5 ve 23 metropolde 4 ya da 3 havaalanı bulunması sorunun açık yanıtıdır. 

Bakışımıza ışık tutabilecek küçük bir örnek: Fransa’da Nantes’ın mevcut havaalanı kent içinde kaldığından, tarım arazisi içinde bulunabilen bir alanda yeni bir havaalanı yapılması projesi. 2000 yılında gündeme gelen proje ile ilgili süreç 18 yıl sürmüştür. 2016 yılında François Hollande’ın  vermiş olduğu karar uyarınca yapılan referanduma yüzde 51.08 katılım olmuş, katılanların yüzde 55.17’si yeni havaalanının yapılması yönünde “evet” oyu vermiştir. Referandum sonrasında Cumhurbaşkanı seçilen Macron’un konunun yeniden değerlendirilmesi için görevlendirdiği üç uzmanın verdiği rapora göre yeni havaalanından vazgeçilmiş ve mevcut havaalanının iyileştirilmesine karar verilmiştir. Bu örnek olay kente dair bir kararın, onun sonuçlarını yaşayacak toplumun görüşlerine ve bilimsel araştırmalara dayandırılması gereğini ortaya koymuştur. Bu çağdaşlığın ve katılımcı demokrasinin gereğidir. İnatlaşma yerine, bilimsel çalışmalar, halkın katılımı ile karar verilmiş ve bir tarım alanı yok olmaktan kurtarılmıştır. 

Bu örneğin konusu, yıllık yolcu sayısı 4 milyon düzeyinde bir havaalanıdır. Atatürk Havalimanı ise, Dünya Havaalanları Konseyi’nin 2017 yılında yapmış olduğu sıralamada 63 milyon 872 bin 283 yolcu ile dünyadaki 1202 havaalanı arasında 15. sırada yer almıştır. 

Kanal İstanbul mu? 

İstanbul’un geleceğini, hatta tüm Türkiye’yi etkileyecek bir girişimin bilimsel araştırmalar ve tartışmalar yerine inatlaşma konusu yapılması çok düşündürücü.

Coğrafyamıza ve doğaya karşı bir operasyon hangi yaşamsal sorunu çözmek için? Amaç ne? Artan gemi trafiği nedeniyle olası kazalara karşı İstanbul’u korumak için olduğu belirtiliyor. Oysa Boğaz’ı geçen gemi trafiği, artmak şöyle dursun, yılda 50 binlerden 40 binlere düşmüştür. Kaldı ki, sorun Boğaz’da yaşanabilecek kazalar ise öncelikle bu trafiğin geçirilmesi için başka seçeneklerin araştırılması gerekir. Örneğin, 1990’da ve 2004’te gündeme gelen Samsun-Ceyhan ham petrol boru hattı önemli bir seçenektir. Ayrıca, Samsun Limanı’ndan Mersin Limanı’na demiryolu bağlantısının iyileştirilmesiyle hem Boğaz geçişi için etkin bir seçenek oluşturulabilir hem de ulusal ulaştırmamıza önemli katkılar sağlanabilir. 

 Dünya güzeli kadim bir kentin ortasından geçen Boğazı ile son derece özel coğrafyasında, Boğaz’a paralel bir kanal açma düşüncesi, onlarca yaşamsal sorunu gündeme getirmektedir. İşte bu sorunlardan bazıları: Depremin tetiklenebilmesi; su kaynaklarının,  ormanların, önemli tarım alanlarının yok olması; düşünülmesi bile korkutucu çevresel felaketler; gerçekleştirilmesi ve taşınması başta çok yönlü sorunlar yaratacak milyar metreküp düzeyini aşan kanal kazısı; Boğaz köprülerinden sonra yeni su geçişi için köprüler furyası ve ulaştırmanın yeniden yapılanmasından kaynaklanacak yatırımlar ve ulaşım çilesi; artık nüfus baskısına dayanacak hali kalmayan bu yorgun kente milyonluk yeni yerleşimler eklenmesi ve böylece ulaştırma başta sorunların iyice içinden çıkılmaz hale gelmesi; Montrö Boğazlar Sözleşmesi bağlamında ulusal güvenliğimiz ve uluslararası ilişkilerimiz açısından doğacak olumsuz etkiler; kabul edilmesi olanaksız bir rant paylaşımının asıl amaç olarak öne çıkması; doğru yatırımlara yönlendirildiğinde çok önemli sorunların çözümünü sağlayacak 100 milyar TL’yi aşacak bir kaynağın heba olması. Bilim insanları bu sorunlarla ilgili kaygılarını yıllardır dile getirmektedirler. Hâlâ açıklığa kavuşturulması gereken konular var. Öncelikle coğrafyada ve doğada köklü değişiklikler yaratacak bu girişim için çevre düzeni planının yenilenmesi zorunludur. Ayrıntılı etütler yapılmalıdır. Toplumun aydınlatılarak görüşlerinin alınması da konunun olmazsa olmaz koşuludur. Çünkü, bir kısmı yukarıda sıralanan onlarca olumsuz olasılıktan birinin bile gerçekleşmesi geri dönüşü olanaksız zararlar doğuracaktır. Ama Kanal İstanbul gecikir ya da yapılmazsa İstanbul’un kaybedeceği bir şey yoktur.

Kanal İstanbul için acele etmenin hiçbir gerekçesi yoktur. Deprem konusunda ise gecikmeleri telafi etmek için an kaybetmeden ve hızlı davranmak zorunludur. Ulaşım çilesini hafifletmeye yönelik raylı sistem yatırımları için acele etmeliyiz. İşsizliği ve özellikle genç işsizliğini azaltacak tarım ve sanayi yatırımları geleceğimiz adına yaşamsal önem taşımaktadır.

Kanal İstanbul’a girişmeden ve Atatürk Havalimanı’nı işlevsiz kılarak kapatmadan İstanbul’un kimliğini ve bütünlüğünü gözeterek gerekli bilimsel çalışmalar yapılmalıdır. Toplumun gerçekleri öğrenme hakkına ve görüşlerine de saygı gösterilmelidir.

Kent ve ülkeye ilişkin böyle stratejik kararların mutlaka çok yönlü araştırma ve değerlendirmeler yapılarak ve şeffaf bir süreç izlenerek alınması esastır.   

Sonuç olarak, yapılması gereken inatlaşmak değil, akıl ve bilim yoluyla doğru çözümü bulmak ve halkın desteğini almaktır. 


Yazarın Son Yazıları