Olaylar Ve Görüşler

Kıbrıs’ta antlaşmalar bir sonuç mu? - Ahmet GÖKSAN

06 Aralık 2021 Pazartesi

“Atatürk’ün yarattığı gençlik, pek tazedir. Şahsi menfaatten uzak, çalışkan ve cesurdur. Vatanı ve milleti için her fedakârlığa hazır, her tehlikeye göğüs geren bir kaledir. Bu gençlikte hâkim olan yalnız vicdandır. Vicdansızların şeref ve haysiyetini altüst eden para, Atatürk’ün yarattığı gençliğin nazarında adi, bayağı bir düşmandır”. 1942 

Dr. Fazıl KÜÇÜK

Kıbrıs uyuşmazlığının ortalıklara çıkarıldığı tarihten bu yana geçen sürede uyuşmazlığın çözümü konusunda tartışılan önerilerin nerede ise tamamının boşlukta kaldığını söylemek olasıdır. Dünyayı etkisi altına almış olan Soğuk Savaşın adeta azgınlaştığı günlerde ortalıklara çıkarılan uyuşmazlık aradan geçen süreye karşın adeta kördüğüme dönüşmüş durumdadır. İki ulusun uzantılarından biri olan Türklere Rumların silahlı terör örgütü kurarak saldırmaları sonrasında Türkler de kendilerini savunmak için bir araya gelerek çoban ateşi örneğinde olduğu gibi direnmeye başladılar. Yaşananlar her iki toplumun ayrışmasını da beraberinde getiriyordu. İngiliz Sömürge yönetimi bu dönemde Rumlara karşı daha hoşgörülü davranıyordu. 

Birbirlerine düşman ettikleri Türklerle Rumları uyuşmazlığa çözüm bulmak amacı için İsviçre’nin Zürih kentinde bir araya getirerek 19 Şubat 1959 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş antlaşmalarını imzalattılar. Bu aşamaya gelinceye dek İngiliz yöneticiler değişik tarihlerde ağırlıklı olarak adanın taksimini içeren planlarla ortalıklara çıktılar. Yapılan önerilerde Türklere yüzde 20 oranında toprak bırakılıyordu. (Annan Planı’nın tartışıldığı günlerde ise üs bölgelerindeki boş arazilerin dağıtımını gündeme getirerek Türklere verilecek toprak oranı yüzde 10’a indiriliyordu) Kıbrıs Cumhuriyetinin kuruluş antlaşmaları ile adanın taksimi veya Yunanistan’a bağlanması ertelenmiş oluyordu. İmzalanan antlaşmalarla Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan ve İngiltere kurulan bu cumhuriyetin garantörü oluyorlardı. Türk kamuoyu ile Kıbrıs Türkleri de bir anlamda tatmin edilmiş kabul ediliyordu.     

BÜYÜK KAZANIM

Bu noktaya gelinirken dönemin yöneticileri tarafından “Kıbrıs Bizimdir” diye başlatılan gösteriler “Ya taksim ya ölüm” noktasına evrilirken bu antlaşmalar topluma da sus payı olarak sunuluyordu. Kıbrıs Türkleri İngiliz sömürgesi olmaktan kurtarılırken Yunanistan’ın sömürgesi olmaktan da bir anlamda kurtarılmış oluyordu. İmzalanan antlaşmalarla Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük kazanımı olası bir anlaşmazlıkta tek yanlı askeri müdahale kararını elde etmesidir. Buna koşut Kıbrıs Türklerinin eğitim ve kültür alanlarında gelişimlerini sağlamak için eğiticileri gönderme hakkını kazandırıyordu. Ulusal sınırlar dışında bırakılmış olmalarına karşın Türkiye ile son dönemler dışında güzel ilişkiler kuruluyordu. 

BÖLÜNMÜŞLÜK HALİ

Garantör İngiltere yönetimi bütün bunlara karşın 16 Ağustos 1960 tarihinde Lefkoşa’da imzalanan ek antlaşma ile adada iki adet askeri üsse sahip oluyordu. Bu üslere sahip olmakla egemenliğinin devam edeceğinin hesabını da yapıyordu. Çünkü bu üslerde Türklerle Rumlar birlikte çalışacaklardı. Bu yaklaşımla her iki tarafa da sus payı verilerek oluşan tepkileri de en az noktaya taşıdıklarının hesabı içinde idiler.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş antlaşmalarının imzalandığı 19 Şubat 1959 ile 16 Ağustos 1960 tarihleri arasında yeni cumhuriyetin idari yapısının belirlenmesi İngiltere tarafından gerçekleştiriliyordu. Doğal olarak yeni devlette görev alacak olan Türkler ve Rumlar kilit görevlere atanıyordu. Bu atamalarla kilit görevlere İngiliz yönetimine yakın olan kişiler belirlenmiş oluyordu.

Geldiğimiz noktada karşımızdaki unsurun yöneticileri desantralize çözüm modeli önerisini gündeme taşırken Türkler arasında ise federal yapı ile eşit egemen devlet yapısından yana olanlar arasında bölünmüşlük yaşanıyor.    

DİPLOMASİ KANALI KULLANILMALI

Rumlar 1960 yılında kurulan yapı ile adanın Yunanistan’a bağlanmasının önünde hiçbir engelin olmadığını düşünüyorlardı.  Bu nedenle Bağımsız Devletler Topluluğu yapısı içinde amaçlarına ulaşacaklarının hesabını yapıyorlardı. Adı geçen ülkelere, emperyalizmle mücadele ettiklerini söyleyerek onları rahatlıkla kullandılar. 

Geldiğimiz bu noktada özellikle Kıbrıs Türklerine düşen en önemli görev Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile birlikte diplomasi kanallarının kullanılmasıdır. Garanti ve İttifak Antlaşmaları ile Doğu Akdeniz’deki kazanımlarımızın dünya kamuoyu ile paylaşılmasını gerekli görüyoruz. Çünkü Yüce Atatürk’ün 1937 yılında Antalya’da yaptığı konuşmasında Kıbrıs’a dikkat edilmesi gerektiği ve bu adanın Türkiye için önemli olduğu vurgusu yaptığı unutulmamalıdır.

AHMET GÖKSAN

GAZETECİ / YAZAR


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları