Olaylar Ve Görüşler

Mühür hikâyeleri ve seçimlerimiz

14 Mayıs 2019 Salı

Tarihte “mühür”, kutsanmış bir kavram olarak günümüze kadar gelmiştir. Padişah mühürlerinden veziri azam mühürlerine, oradan da ünlü ferman mühürlerine kadar. Devletlümüzün yazışmaları hep mühürlü, imzalı ve tuğralı olmuştur. Mühür ile gelen her söz padişah buyruğuydu, üstüne söz söylenemezdi, hemen yerine getirilirdi. Onu sorgulamak mümkün değildi. Bazı zamanlarda onu dikkate almak istemeyenler çıkmış, “Ferman padişahınsa dağlar bizimdir” denilmiş, memleketin dağları mesken tutulmuştur. Zaman zaman da yine mühürlü bir fermanla zorunlu ikamete mecbur edilen halk, “Kalktı, göç eyledi Avşar elleri/Ağır ağır giden yollar bizimdir/Arap atlar yakın eder ırağı/Yüce dağdan aşan yollar bizimdir” denilerek, mühürlü ferman iade etmiştir. Büyük şehirlerimizin müzelerinde padişah mühürlerinin yanında şeyhülislamların, kadıların mühürlerini de görürüz
Cumhuriyet dönemi başbakanlarının, bakanlarının, bilumum devlet ricalinin de mühürlerinin sergilendiğini biliriz; hem de mihmandar eşliğinde. Anadolu’da Cumhuriyetle birlikte hem kumandan hem de muhtar mührü gören insanımız, mühür kavramına uzak değil. Sonuçta bu ikiliden ve mühürlü kâğıtta yazılandan bayağı eziyet gördüklerinden, mühürlü kâğıtlara ürkerek, korkarak yaklaşmışlardır. Yine bizim üçkâğıt sözlüğümüz içinde, patatesten yapılan devlet mühürleri vardır ki yaptıkları işlerle tarihe geçmişlerdir. Bu tiplere “Türk Sülün Osmanlar” adı verilmiştir.

Ertaş’ın mührü
Hani mahkemeler karar verirken “millet adına” diye verir ya, mührün olduğu her yer “Cumhuriyet adına”yı sembolize eder. Doğruluğu, dürüstlüğü, tarafsızlığı temsil eder. Halk kültürümüzde de Neşet Ertaş ne güzel seslendirir: “Mühür gözlüm seni elden sakınırım, kıskanırım.” Yine çok ünlü bir söz vardır: “Mühür kimde ise Süleyman odur.”
12 Eylül’ün karanlık günlerinin bir sözü vardı. Sokağa çıkma yasağıyla birlikte caddeler, mahalleler mühürlenir, kimse sokağa çıkamazdı. Buna, “Halk yerler mühürlendi” tabiri kullanılırdı. Eskiden bir yiğit gurbete değil de karakola düşse bir mühür ile eve dönerdi çünkü koluna bir mühür basılırdı, silebilirsen sil, yirmi günde zor silinirdi.
1960 darbesinde yine mühürlü bir genelgeyle köylerdeki öğretmenler ve sağlık memurları o köye muhtar olarak atanmış. Muhtar olan öğretmen köyde kimi sevmiyorsa, kimden hoşlanmıyorsa ya da gerçekten suçlu kişilere, “Getirin bakıyım o defter gibi olan nüfus kâğıtlarınızı” deyip, “Bu koyun hırsızıdır” demiş. Altına bir mühür, haydi git derdini Marko Paşa’ya anlat...
Tanzimat döneminin en önemli kararlarından birisi, “Angarya ve kötü muamele yasaktır”. Bu mühür işi zaman zaman angarya, zaman zaman kötü muamele ya da kamuda çok yakınılan kırtasiye olarak görülmüştür. Yakında kamu kurumlarında, duvarlarda, “İşlemlerimiz mühürsüzdür, imza karşılığıdır. Lütfen mühür için ısrarcı olmayınız” ibarelerini görürsek şaşmayın. Akşam televizyonu açtım, siyasi parti lideri, “Bu seçim mühürsüz seçimdir” dedi. Seçmen ve seçimler sözcük dağarcığında ilk defa duyuyorum böyle bir deyimi ardından geçersiz oyları geçerli sayma ve seçim kurullarını yeniden dizayn etmek. Rahmetli Levent Kırca olsaydı ne skeçler çıkarırdı bu sözden. Aslında çok partili hayata geçtiğimiz günlerde bile hem seçim evrakları hem diğer evraklar mühürlüydü. Ancak 1957 seçimlerinde oy kullanma devam ederken radyodan sonuçlar açıklanıyordu.

Oktay Akbal’ı haklı çıkaran neydi?
Oktay Akbal haklı çıktı; önce ekmekler bozuldu, sonra tuz koktu. Her akşam, kerameti kendinden menkul adamları televizyonda izlemek ayrı bir zevk. Bir tanesi diyor ki, “Mühür olmasa ne olacak? Bu çağda gereksiz bir şey.” Ah ah ah! “Kadı ola şikâyetçi” diye bir söz var Türkçemizde, kimi kime neyse... Adam Smith’in ruhu bu ekranlarda dile geliyor. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.” Şimdi her yerde bir mühürdür gidiyor, bulamadılar. Çocuklar bir anahtar bulma oyunu oynarlar, “Açıl susam açıl!” diye bir oyundur. Derler ki, “Anahtar nereye gitti? Suya düştü, bitti” denir, anahtar bulunmaz. Bizim mührün de inşallah başına öyle kötü bir şey gelmemiştir.

Umut ÖZKAN


Yazarın Son Yazıları