Olaylar Ve Görüşler

Ölümüne Çalışmak mı?

28 Nisan 2015 Salı

“Çalışmaktan Kaçınma Hakkı”nı kullanması beklenilen çalışanın, kendi çalışma koşullarında nelerin ciddi ve yakın tehlike olduğunu bilmesi gerekiyor.

İş sağlığı ve güvenliği konusunda özel bir yasa olmak gibi önemli bir özelliği olan 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası, 30 Haziran 2012 tarihinde 28339 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Kararın içeriği
Bu yasanın 13. maddesi “Çalışmaktan Kaçınma Hakkı” konusunun koşulları tanımlanıyor. Yasada bu madde, “Ciddi ve yakın tehlike ile karşı karşıya kalan çalışanlar kurula, kurulun bulunmadığı işyerlerinde ise işverene başvurarak durumun tespit edilmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasına karar verilmesini talep edebilir. Kurul acilen toplanarak, işveren ise derhal kararını verir ve durumu tutanakla tespit eder. Karar, çalışana ve çalışan temsilcisine yazılı olarak bildirilir” şeklinde oluşturulmuştur.

Çalışan biliyor mu?
Bu hakkı kullanması beklenen çalışan, öncelikle ciddi ve yakın tehlike kavramının ne olduğunu bilmek durumundadır. Bunun için de kendi çalışma koşullarında nelerin ciddi ve yakın tehlike olduğunun çalışana öğretilmesi gerekmektedir. Bu öğretme yapılmadan böyle bir hak verilmiş olması anlamsızdır. Kaldı ki çalışanların çok büyük bir bölümü böyle bir haklarının olduğundan bile haberdar değildir.

Soma’daki işçiler bilseydi...
Yasalarda yazılı olması “hakların” kullanılabilmesi için yeterli olmuyor. Örneğin Soma’da işçiler kazadan önce bu haklarını kullanma yoluna gitselerdi, dane olurdu dersiniz? Ben işçilerle yaptığım eğitimler sırasında bu soruyu sorduğumda, “Çalışmak için yeni bir maden arıyor olurlardı” yanıtı geliyor.
Ocaktan çıkarıldığında ambulansa binerken “Çizmemi çıkarayım, sedye kirlenmesin” diye- cek kadar, bu dünyada hiçbir hakkı olmadığını düşünen madencimizden “çalışmaktan kaçınma hakkını” kullanmasını nasıl bekleyebiliriz, değil mi? İşte tam burada “söz bitiyor.” Öncelikle bu hakkın kullanılması halinde çalışanın arkasında durabilecek yasal altyapıyı oluşturmalıyız.

İşyeri iklimi
İş güvenliği çalışmalarının başarılı olmasında, her seviyedeki çalışanın katılımı ve güvenli davranmanın alışkanlık haline gelmesine fırsat verilmesi çok önemlidir. Bu fırsatı yaratan ise işyeri iklimidir.
Bu iklim, çalışanı “güvensiz” davranmaya özendiriyor olabilir. Çalışanların “güvensiz” dav- ranışlarının işveren tarafından yapılan eğitim ve denetimlerle önlenmeye çalışılması önemli ve belirleyicidir.
İşyerinde uygulanan iş güvenliği önlemleri, kazaları engelleyecek etkinlikte olmalıdır. İş güvenliği konusunda yapılan çalışmaların hedefi, kaza olursa işverenin kusur oranının azalmasını sağlamak olmamalıdır.
Çalışanlarımızın “ölümüne” çalışmayacak şekilde bilinçlenmelerini sağlayacak yöntemleri mutlaka bulmalı ve hayata geçirmeliyiz. Sendikalar ve meslek örgütleri bu konuda etkin görev üstlenmelidir.
Kanımca başlangıç, çalışanın böyle bir hakkı olduğunu gündeme getirmek ve gündemde tutmak olmalı. Bu makale de bu amaçla yazılmıştır.  

HAKAN ÇUBUKÇU Makine Müh.-İş Güvenliği Uzm.

 

-

 

Barışı Arayan Ada

 

Kuzey Kıbrıs’ta parlamenter sistem hüküm sürse de, cumhurbaşkanlığı makamının çok önemli bir konumu var. Çünkü bu makama seçilen kişi “Toplum Lideri” sıfatıyla Kıbrıs müzakerelerinde toplumunu temsil eder ve müzakereleri sürdürür.

Barış ittifakı
CTP-BG’nin aktif desteği ile ikinci turda cumhurbaşkanı seçilen Akıncı’nın etrafında adeta bir “Barış İttifakı” kuruldu diyebiliriz.
Kıbrıs’ta federal bir devletin kurulmasını benimseyen yurttaşlar Akıncı’nın yanında yer aldılar ve ayrı devlet fikrine bağlı olan Derviş Eroğlu’na “dur” dediler.
Mustafa Akıncı’nın etrafında “Barış İttifakı’nın” kurulması Kıbrıs Rum toplumunda da büyük heyecan yarattı. Annan Planı sürecinde sokakları dolduran Kıbrıslı Türklerin haykırışlarına ilgisiz kalan Kıbrıslı Rumlar, şimdi umutla Kıbrıslı Türklere bakıyor.

Çözüm umutları
Büyük ekonomik sorunlarla boğuşan, kurumlarının çöktüğünü gören ve yolsuzluk haberleriyle sarsılan Kıbrıslı Rumların çözüm umutları yeşermeye başladı. Kıbrıs Rum toplumunda artık heykeller bile adanın kuzeyine bakıyor. Büyük çoğunluk umutlarını Mustafa Akıncı ile başlayan yeni döneme bağladı. Kuşkusuz, bu umutların yeşerip dal budak salması ve Kıbrıslı Türklerin beklenti ve özlemle riyle buluşması, liderlerin önümüzdeki dönemde gösterecekleri performansa bağlıdır.

Yeni süreç
Uluslararası topluluğun da aktif katılımıyla oluşacak olan yeni dinamik süreçte liderler sonuç almaya yoğunlaşacaklar. Küçük hesaplar ve karşılıklı suçlama oyunuyla zaman öldürmeye fırsat tanınmayacak.
Açıkçası, bütün tarafların çözüm iradesi sınanacak. Ve şurası da bir gerçektir ki, başta BM olmak üzere, konuyla ilgili diplomatların bir “diplomatlar mezarlığı” olarak anılan Kıbrıs sorununun daha fazla uzatılmasına tahammülleri kalmadı.
Önümüzdeki günlerde başlayacak yeni müzakere süreci da ha şimdiden “son şans” olarak değerlendiriliyor. Herkes “Kıbrıs yorgunu” olduğundan, bir an önce sonuç alınması için uğraşılacak.

Son şans...
Dünyanın en eski sorunlarından biri olan ve yarım asırdan fazla bir süreden beri ulusal ve uluslararası politikaları meşgul eden Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir fırsat doğmuştur.
“Kaybedilen fırsatlar ülkesi” olarak da anılan Kıbrıs’ta bu sefer sonuca gitmek imkânsız görünmüyor. Barışı arayan adanın çözüme kavuşması ve Doğu Akdeniz’in bir istikrar havzasına dönüşmesi imkânsız değildir. Fakat bunun “son şans” olduğu da unutulmamalıdır...  

Prof. Dr. NİYAZİ KIZILYÜREK Kıbrıs Üniv. İnsan Bilimleri Fakülte Dekanı


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları