Olaylar Ve Görüşler

‘Tayyip Erdoğan öncesi Türkiye bitti!’

06 Haziran 2015 Cumartesi

Hukukçu, diplomat, siyasetçi ve yazar Rıza Türmen’le seçim öncesi gündemi konuştuk. Türmen, söyleşimizde hukuk ve siyasetin gidişatını, kamuoyunu uzun süre meşgul etmiş, uluslararası kuruluşların gündemine de girmiş davalar ve başkanlık sistemini de dahil ederek yorumladı.

Türkiye’de insan haklarının paramparça olduğunu vurgulayan Türmen, muhafazakârlığın Türkiye’ye otoriterlik getirdiğini, toplumun samimi değil bağnaz bir kıblede muhafazakârlaştığını söyledi.

‘Bu siyaset değil!’

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın anayasayı herkesin gözünün önünde açık bir biçimde çiğneyerek mitingler yapıp, bir parti için oy istediğine de dikkat çeken Türmen, “Hani tarafsızlık? Keyfi diktatörlüktür bu, siyaset değil” dedi.

Recep Tayyip Erdoğan öncesi Türkiye’ye dönmenin “tüm taraflar” için imkânsız olduğunu vurgulayan Rıza Türmen, “O Türkiye bitti, değişti çünkü. Aradan geçen süre içinde Türk insanı, toplumu değişmiştir. Ve dünya da değişmiştir” diye konuştu. Toplumun her kesime hâkim bir korkunun olduğunu ve giderek kökleştiğini de vurgulayarak, “Demokrasi hepimizin işidir” dedi.

‘Koalisyon iyidir’

Rıza Türmen, koalisyonlara ilişkin ise şu tespitte bulundu: “Hiçbir şey AKP iktidarından daha kötü olamayacağı için koalisyon çok daha iyi olur.” Bu seçimlerin Türkiye’deki rejimin nasıl olacağını göstereceğinin altını çizen Türmen, “Bu ya demokrasi ya da seçilmiş bir otoriterlik, diktatörlük olacak” tespitini dile getirdi.

‘CHP, ataleti attı’

CHP’nin yeni dönemini de değerlendiren Türmen şu değerlendirmelerde bulundu: “CHP, bu seçimde çok doğru şeyler yaptı. Yani önseçim yapması önemliydi. Önseçimde bazı yanlışlar olmuş olabilir, listeler, ittifaklar rol oynamış olabilir falan ama ilke olarak
önseçimin yapılması tabii ki demokratik bir yaklaşımdı. Bu, örgüt bakımından da bir dinamizm getirdi. Ataleti attı. Enerji kazandırdı.

Çoğulcu demokrasi

Diğer yandan kadınlara liste başlarında yer verilmesi çok doğru bir hareketti. Sonra bir Roman aday gösterdi, bir Ermeni aday gösterdi. Bunlar çok iyi adımlardı. Ve CHP şundan kurtuldu; geçmişin değil geleceğin bir partisi olmaya başladı. Mega Kent projesini de önemsiyorum, insanları heyecanlandırdı. İlke olarak önemli ve büyük bir proje ve doğru zamanda açıklandı.”

HDP’nin siyasete getirdiklerine vurgu yapan Rıza Türmen şu ifadeleri kullandı: “HDP’nin getirdiği katılımcı, çoğulcu demokrasi anlayışı çok önemli. Türkiye’ye yeni bir ufuk açtılar. Gezi kültürü, düşüncesi HDP’de yaşıyor büyük ölçüde. CHP de bunu benimsiyor.”

Başkanlık sistemi

Türmen, başkanlık sisteminin Türk demokrasisi açısından risklerini ise şöyle değerlendirdi: “Bütün denge-fren mekanizmalarının toplandığı doğru dürüst bir başkanlık sistemi yapsanız bile Türkiye’de işlemesi çok zor. Bir kere ABD’deki gibi hele neredeyse imkânsız. O, belirli bir demokratik kültür içinde kendi evrilmiş, denge-fren mekanizmaları net.

Türkiye’de yok!

Bir kere sert bir parti disiplini söz konusu değil ABD’de. İki parti var ama gevşek yapısı olan partiler. Yani başkan kendi desteklediği bir kanun için karşı partiden mesela destek bulabiliyor pekâlâ. Türkiye’de böyle bir şeye imkân yok. Türkiye’de özgür basın mı var, özgür yargı mı var? Onun için AKP doğru dürüst bir başkanlık sistemi öngörse bile bu Türkiye’de diktatörlüğe yol açar. Bütün güçlerin tek bir elde toplanmasına anayasal bir dayanak, meşruiyet sağlanmış olacak. Neyse ki başaramazlar, başaramayacaklar.”

Rıza Türmen söyleşisi: Gamze Akdemir

******

İstanbul halkı uyanır, kendi gücünün farkına varır ve her yerel ve genel seçimde bu yöndeki iradesini ve kararlılığını kuvvetli bir şekilde ortaya koyarsa, İstanbul’un kördüğüm olmuş ulaşım sorunu halledilebilir.

Trafik sözü ile bir şehrin yolları üzerindeki her türden motorlu araçlar ve oluşan karmaşa kasdedilirse, şimdiye kadar denenen yollarla bu kördüğümün çözümü yoktur.
Ama, trafik deyiminin özü, “insanların bir yerden diğerine mümkün olan en kısa sürede ve en az zahmetle gidebilmesi” şeklinde tariflenirse, bunun çözümü vardır: metro.

İskender’in kılıcı
Yöneticilerimiz maalesef bu gerçeği anlamakta çok geç kalmışlar ve bu yüzden çok zaman kaybedilmiştir.
Artık çözülmesi çok zor olan bu kördüğümü açmak için “İskender’in kılıcı”nı andıracak şekilde bir eylem gerekmektedir.

Metro ağı planı
Metro olayına en tipik örnek İstanbul’dur. Çok geç harekete geçilmiş olması bir yana, bu günkü metro yapım hızı da yetersizdir. Yapılması gereken şey, önce, birkaç nesil sonrasını da kapsayacak şekilde bir “master metro ağı planı” yapıp, bunu yerleşim yerlerini içeren bir İstanbul haritası üzerine işlemek ve medya vasıtasıyla da halk ile paylaşmaktır.
Böyle bir metro ağının 800- 900 km kadar olacağı tahmin edilmektedir. Bunu takiben yapılacak iş ise, bu metro ağını, etaplara ayırıp, belli süreler içinde yapımını gerçekleştirmektir. Benim teklifim, “her biri bir iktidar döneminde, yani 4 yıllık sürede gerçekleştirilmek üzere, 200’er km’den oluşan dört etap”ın makul olacağı şeklindedir.

Yılda 50 km
Çeşitli nedenlerden dolayı birer yıl sarkma olması halinde bile, 20 sene kadar sonra halkın ulaşım çilesi son bulmuş olur. Bugünkü teknoloji ve akıllı bir planlama ile, yapım uzunlukları ekonomikliğin elverdiği ölçüde kısa tutulup, çok noktadan kazıya başlanmak suretiyle, yılda 50 km metro yapılabilir. “Yapılamaz” denirse mazeret üretilmiş olur. Para sorunu da, gerekirse, bütün diğer büyük projelerde olduğu gibi “yapişlet- devret” modeli ile halledilebilir.

Halkın iradesi
Bu rüya gerçekleşir mi? İstanbul halkı “istemesini bilmediği ve kendisine verileni yeterli sayıp büyük bir tevekkülle kabul ettiği” sürece “hayır”. Ama uyanır, kendi gücünün far kına varır ve her yerel ve genel seçimde bu yöndeki iradesini ve kararlılığını kuvvetli bir şekilde ortaya koyarsa, o zaman sorunun cevabı “evet”tir. 88 milletvekili ile Büyük Millet Meclisi’nin neredeyse altıda birini çıkarmak gibi müthiş bir kozu elinde bulunduran ve klasik deyimle “vurduğu yerden ses getirecek” kadar kuvvetli bir güce sahip olan böyle bir iradenin önünde kim durabilir ki? Buradaki asıl sorun, bu iradenin gösterilmesindedir.

‘Metro isteriz’
Nitekim önümüzde büyük bir genel seçim var. Meydanlarda, İstanbul halkının metro istediğine dair bir işaret var mı? Nerde o miting meydanlarını doldurmuş olması gereken “metro isteriz” afişleri veya “o yönde ortalığı inletecek olan” benzeri toplu sloganlar? Görüldüğü kadarıyla çıt yok.
O zaman yöneticiler neden kendilerini sıkıntıya soksunlar ki?
Ah, bu halk daldığı uykudan bir uyansa ve içine düştüğü rehavetten kurtularak sahip olduğu gücün bir farkına varsa! O zaman mesele zaten kendiliğinden rayına oturacaktır. Yazının başlangıcında yer alan “İskender’in kılıcı” tabiri, en iyi böyle bir uyanış ile anlam kazanacaktır.  

Prof. Dr. ŞİNASİ ESKİKAYA
Emekli Öğretim Üyesi


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları