Olaylar Ve Görüşler

Yas ve toplumsal duyarsızlık

15 Mart 2020 Pazar

Prof. Dr. Üstün Dökmen

Ülkemizi yasa boğan irili ufaklı felaketler sonrasında, bireylerin kısa süreli ah vah ettiklerini, medyanın ise felaket haberini verme dışında gözle görünür bir yas tutmadığını görüyorum. Son Elazığ depremi sonrasındaki yardım seferberliği sevindirdi ancak günlük yaşamda ve medyada dikkat çekici bir yas gözlenmedi.

Depremi izleyen günlerde sözlü basın bir yas programı uygulamadı, ülkede, düğünler, eğlenceler ertelenmedi, bazı belediye başkanları düğünlerde nikâh kıydılar, davetler, ziyafetler sürdürüldü, eğlence yerleri her zamanki gibi dolup taştı, yarıyıl tatilinde olanlar tatillerine devam ettiler. Hal böyleyken, deprem bölgesinin uzağındaki bir kentin belediye başkanı deprem bölgesine pek çok belediye gibi yardım gönderdi, ayrıca başsağlığına gitti, depremden bir hafta sonra da ailesiyle birlikte kayağa gitti. Bu olay, anında Türkiye’nin en önemli gündemi oldu. Farklı siyasi görüşlere sahip köşe yazarları kayak olayını eleştirdi, televizyon kanallarında, “Niçin tatile gitti?” diye açıkoturumlar düzenlendi. Televizyonlarında ve günlük yaşamlarında yas tutmayan toplumun bu çelişkili tavrı, aslında bir kafa karışıklığının göstergesidir.

Toplumca yas tutmanın gereği

1960’larda Ankara’ya uçak düşmüştü, radyo günlerce matem yayını yapmıştı. Geçen günlerde 4’ü asker 8 kişinin şehit olduğu günün ertesinde ise toplumda ve televizyonlarımızda hiçbir matem havası yoktu. Yine düğünler, davetler düzenlendi, üç ayrı televizyon kanalı, iki şarkıcının kavgasını ekranlara getirdi, programı renklendirmek için de araya bu kişilerin şarkıları serpiştirildi. Gündüz kuşağı programlarında, izleyicilerin el çırptıkları şarkılar söylendi, deprem bölgesi sakinleri Kızılay’ın karavanasından yemek yerken, yemek programlarında parmak yalatan nefis yemekler yapıldı. 

Bütün bunlar toplumsal duyarsızlıktır. Çevreye yabancılaşmış Camus’nün “Yabancı”sı, Ağaoğlu’nun Fikrimin İnce Gülü’ndeki “Bayram” adeta çevremizde dolaşmaktadır. 

Bir öneri: Görünür yaslara yol açmasa da toplumu derinden yaralayan olaylar var; şehit verilmesi, tren ve uçak kazaları, deprem, çığ benzeri doğal afetler gibi. Bunlar ortaya çıktığında elli yıl öncesindeki gibi, üç günlük, hiç değilse bir günlük ulusal yas ilan edilmelidir. Belki de bu öneri ütopik bir düşünce; para kazanmaya, reklama odaklanmış günümüz yaşam tarzı, medyanın yas tutmasına izin vermiyor.    

Toplumsal duyarsızlığın bir başka örneğine yine televizyonlarımızda rastlıyoruz. “O tepeden bu tepeye oyun olur mu? 15 yaşında da Nazife Hanım’a yazık ettiler” türküsü çalınırken ekranlarda el çırpan çok sayıda kişi gördüm. Belli ki bu türkü, bir çocuğa tecavüz edilmesi üzerine yazılmış bir ağıttır. Buna el çırpılır mı?

Bireysel yas

Yakınlarını kaybedenlerin ilk günlerde ağlamaları, yeri göğü inletmeleri doğaldır. Kişiler ilk günlerde yaslarını yaşayamazlarsa, hayat boyu bitmeyen bir sıkıntı duyacaklardır. Çevre, çeşitli gerekçelerle, teskin edici iğnelerle kişilerin başlangıçtaki yas tutma özgürlüklerini ellerinden alıyorsa, bu durum da bir tür toplumsal duyarsızlıktır. (Eğer kişi, aylar sonrasında ilk günlerdeki yoğunlukla yas tutuyorsa ancak o zaman bir psikiyatrik, psikolojik desteğe ihtiyaçları var demektir.)

Yasla ilgili kültürümüzde güzel bir söz var, şöyle denir: “Bir yakınını kaybedenin içinde ilk gün 40 mum yanarmış; ikinci gün 39, üçüncü gün 38 ... mum yanarmış. Kırkıncı gün yanmakta olan tek bir mum kalırmış, o tek mum da hayat boyu sönmezmiş.” Bireysel ve toplumsal yaslara böyle bakmalı, ülkemizde birilerinin içleri yanarken, karınca kararınca onların yaslarına ortak olmalıyız.  


Yazarın Son Yazıları