Olaylar Ve Görüşler

Yeni bir modernizm

10 Şubat 2016 Çarşamba

Ülkemiz bir ateş çemberinden geçiyor. Tarihin her döneminde bu topraklarda kan ve vahşet eksik olmadı. Fakat bu kan ve vahşetin dinsel ve politik söylemler ile böylesine meşrulaştırıldığı bir süreci ilk defa görüyoruz. Hem de 21. yüzyılda...

İktidar öyle bir çarpıtma ve karşı propaganda içerisinde ki “düşünebilen insanlar” cephesinde bir kez daha hayretler içerisinde kalınıp “Artık nereye kadar bu saçmalıklar? Bu kâbus ne zaman bitecek?” diye sorulurken, düşünemeyen insanlar cephesinde ise gayri insani ne kadar bağnazlık ve ilkellik varsa yeniden pekiştirilip iman tazeleniyor.
Genel olarak tüm dünyada ve özel olarak da ülkemizde dinselliğin hayata etkisi artan bir ivme ile devam ediyor. Modern dünyaya ilişkin yaşam biçimi ve iletişim dili artan bu etki sayesinde gündelik hayatın dinsel bir söylem içerisinde yeniden üretildiği mutant bir hale geldi.
Öyle ki dindar ya da laik kesim farkında olarak ya da olmayarak bu yeni iletişim dilinin bir parçası oldular.

Akıl karışıklığı mı?
Ezan okunurken müziğin sesini kısan punkçılar, solcular tarafından gönderilen duygusal kandil mesajları, dindar bazı kadınların başı örtülü fakat dışavurumcu kıyafet tercihleri, marjinal sanatçıların namaz bildirileri, televole popçularının hac ziyareti, bilimi vahiy ile açıklamaya çalışan pozitif bilimci vb. az da olsa bir tercih karmaşası ya da akıl karışıklığı mıdır?
Bana kalırsa evet akıl karışıklığıdır ama daha büyük oranda köşe başında elinde sopası ile bekleyen çoğunluğa kendini kabul ettirme çabasıdır da...

Adeta akıl tutulması
Korku ve otoriteye bağlılık duygusu, düşünemeyen büyük yığınları, kötüyü üretme, kötüden yana olma ve kötüye tapma sarmalı içinde bırakıyor. Geniş yığınlar öylesine bir akıl tutulması yaşıyorlar ki içinde bulundukları çaresizlikten ilkel milliyetçilikler ve kökten dinciliklerle birlikte her türden bağnaz ve gayri insani inanışlara sarılıp bu değersizliklerin türevi iktidarları yaratıyorlar.
Sonra kendilerinin yarattıkları iktidarlara kayıtsız şartsız itaat edip her türlü durumda akıl, mantık ve vicdana aykırı ne varsa savunuculuğunu yapıyorlar. Peki, büyük yığınların fırsatçı sözde aydınları ne yapıyor? İktidar şakşakçısı yazar-çizer takımı ve televole sanatçıları, akıllarını ve vicdanlarını zalim ve zorbaların köpek kulübelerine asmışlar ve bir sonraki linçte ilk taşı atmak için birbirleri ile yarışıyorlar. Son günlerde yıldırılmaya çalışılan aydın gazeteciler, susturulmaya çalışılan medya ve ülkemizin doğusunda yaşanan insanlık dışı süreç karşısında sözde aydınların almış oldukları tutum ve yapmış oldukları karşı suçlamalar tam da yukarda anlatmaya çalıştığım durumu özetler niteliktedir.

Kapitalist modernizm
Laik sisteme ve dolayısı ile Modernizm’e yapılan bu fütursuz saldırı ve gerici müdahale karşısında bizlerin de tabii ki söyleyecek çok şeyimiz var. Evet, biz solcular da modernizme (ama kapitalist modernizme) sert eleştiriler yapıyoruz, yapacağız da.
Kapitalist modernleşmenin insanları nasıl çaresiz bıraktığını, bütün sığınaklarımızı yerle bir ettiğini biliyoruz. Bizleri kendimize, doğaya ve diğer insanlara yabancılaştırdığının da farkındayız. İnsanoğlu bir yandan Mars’a koloni kurma hazırlığında iken diğer yandan belki de hiç bu kadar yalnızlık çekmedi ve bu kadar bilinci dumura uğratılmadı. Aksi durumda ‘Aydınlanma Devriminin Kazanımları’ bu kadar kolay terk edilmez, ortaçağ karanlığının ateşi günümüzde yakılmaz, modern saçmalıklar, komik spritüel inanışlar bu kadar etkin olmazlardı.
Tüm bu saçmalıklardan, kan ve gözyaşından bizleri kurtaracak tek güç mağara duvarına ilk resmi yapan adamdan başlayarak aydınlanma ve ilerleme meşalesini korkmadan ve büyük bir kararlılıkla günümüze kadar taşıyan, aklı, mantığı ve vicdanı rehber edinmiş “düşünebilen insanlar’’olacaktır.
Düşünebilen insanlar modernizmi, Hümanizm ile harmanlayıp özgür ve güzel bir dünya kurduğunda toplum kendi vahşetlerini, kendi canilerini yaratacak tüm düşünce ve inanışlarını çoktan terk etmiş olacaktır. Geleceğin insanı geriye dönüp bu zamanlara baktığında bizlerin çekmiş olduğu bu acıya ortak olup, cesaret ve kararlılığımıza saygı duyarak, anılarımız önünde saygı ile eğilecektir. Tıpkı bizlerin bizden öncekilere yaptığı gibi...  

BÜLENT KILINÇ
Ekonomist


Yazarın Son Yazıları