‘Bugün olsa gene asardım’

11 Mayıs 2015 Pazartesi

Bugün size “ahh o kötü generaller” her zamanki öykünün ötesini anlatacağım. 1) Darbe kimin: “Bizim Çocuklar başardı..” 12 Eylül 1980’de Amerikalıların Pentagon’a geçtikleri mesajdı. K. Evren yedikleri haltın çok doğru olduğuna hep inandı: “Bugün olsa yine asardım..” Gençleri sağdan soldan ipe çeken katiller güruhu iktidarı ele geçirmişti. 1980’ler Amerikalıların Sovyetler Birliği’ni, Müslüman ülkelerle (yeşil) kuşatma projesi zamanlarıydı. “Komünizm tehdidine karşı köktendinci ılımlı İslamcı hareketleri desteklemeyi” planlıyordu. Nitekim K. Evren’ler, baş alet olarak, İslamcıların iktidar sürecini başlatacaktı.
Ordu, ABD’nin sıkı denetimindeydi. Türk Ordusu muydu yoksa Amerikalıların mı?.. Amerikalılar Türkiye’de olmayan komünizm tehlikesiyle orduyu damardan doktrine etmişti. Ordu en büyük kalesiydi. Henüz dünyada “darbeler zamanı” geçmemişti. Ayrıca Türkiye küresel ekonomik sisteme tam bağlanmalıydı, darbeden 8 ay önce Özal’ın 24 Ocak kararlarıyla halk yeniden krizin esaretine sokulmuştu ve askerin de zapturaptı zorunlu olmuştu.
2) Mesele salt askeri darbe mi? Gazetelere bakıyorum, bizimki dahil, sanki ordu durup dururken darbe yaptı! 2012’de yazmıştım: “12 Eylül öncesinin vahşeti ile 12 Eylül sonrasının vahşeti, orantılıdır!” 12 Eylül öncesini anımsayan var mı, yok. O dönem bir siyasi alçaklıklar dönemidir. Milliyetçi Cepheler, vuruşmalar, katillerin iktidarları, yüzlerce genç boğazlanıyor, iplerle boğuluyor, taranarak öldürülüyordu. Seçilmişler, ülkeyi ve insanlarını mahvetmekle görevliler adeta. Siyasal iktidarların tüm icraatları, orduyu askeri darbeye kışkırtmak üzerine kuruluydu!
3) Kimler vuruşturuyordu? Tabii 12 Eylül öncesi Demirel’in Milliyetçi Cephe iktidarları (ve Ecevit ile uzlaşma yapılmaması), ülkemizde demokrasinin D’sinin olmadığının en büyük kanıtıdır. Demokrasinin D’sinin varlığı için önkoşul, bir uzlaşma kültürünün var olmasıdır. Ülkeyi kaostan çekip çıkarmak büyük politikacıların işi olabilir; 12 Eylül öncesi siyasetini yönetenlerin hepsi minik adamlardı.
Bugün de ülkeyi gerilim, bölüp parçalama taktiğiyle yönetenler, aslında 12 Eylül öncesi siyasetin sürdürücüleridir. Bugün de siyasete egemen olan vuruşma kültürüdür, uzlaşma kültürü sıfırdır. Dolayısıyla demokrasi de ortadaki şaibeli sandıktır ve hukuk sıfırdır. Sandık demokrasisinin asgari ölçüleri bile yoktur. Vuruşturanların askeri kanadı, NATO kuruluşu olan, ordu ve halk içindeki uzantıları kontrgerilla merkezidir. Tüm bu vuruşturmalar kanlı bir ortam yaratmış, askeri darbeye çok geniş çoğunluğun “ohh” dedirteceği bir darbe sonrası destek oluşturmuştu. Zaten amaç da buydu...
4) Büyük iflasa doğru:Askerlerin Özal’lı yönetimleri, siyasi-ekonomik mafyanın Türkiye’yi ekonomik bitirme dönemini başlattı. Bu süreç taaa 1997 “postmodern” müdahale ile ülkenin en büyük ekonomik iflasına kadar uzadı. Sonuçta ortada “merkez sağ” diye bir siyaset kalmadı, hepsini AKP toparladı. Bugünkü İslami iktidar 12 Eylül darbesinin uzun vadeli bir amacı olarak 2002’de gerçekleşti.
5) RTE’nin Evren’i aşan yönetimi: İktidar, 12 Eylül darbecileri ile fikirsel işbirliği içindedir. Özal’ın vurguncu ekonomisini daha büyük boyutta sürdürüyor. RTE ve adamları, 12 Eylül’ün ana kurumları olan a) diktatoryal-baskıcı yönetim, b) Evren’e tanınan özel yetkiler, c) seçimlerde yüzde 10 barajı ve d) YÖK gibi kurumları sahiplendi, bunları katmerleştirerek daha büyük bir baskı aracına dönüştürdü.
6) Basını susturmada rekabet: İktidar, 12 Eylül anlayışının sivil izdüşümüdür! Dahası, cunta basına sadece kapatmalar uygulayabilmişti! Bunlar örneğin basını da susturdu. Şüphesiz o dönem de darbecilere hemen yamanan gazeteciler ortaya çıkmıştı, şimdi olduğu gibi!
7) 12 Eylül göstermelik mahkemesi! Yetmez ama evetçiler ve bir kısım liberal solcular, 12 Eylül darbecileri yargılanacak müsameresinin baş aktörleri oldu. Gittiler mahkemede kuyruğa girdiler. Büyük bir şov bizınıs’in aleti oldular. 4 kişiden intikam alma davası oldu! Ne 12 Eylül öncesinin siyasi-sivil kepazelikleri ve cinayet kışkırtıcıları gündeme geldi, ne de gladyo bağlantıları...
Özetle: 12 Eylül askeri darbesi, 4 general olayı değil. 1950 sonrasında ülkenin ve ordunun Amerikan savaş makinesinin bir parçasına dönüştürülmesinin bir ara öyküsü... Ve aynı zamanda ülkenin ekonomik çöküşlerinin de.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları