Gençlik, RTE'ye Panzehirdir

25 Haziran 2013 Salı

Atatürk ve dönemine düşmanlık insana neler yaptırır! Son örnek Bayrak olayı... Kazlıçeşme mitinginde, bizim bayrağımızın ölçüsü, rengi bellidir. Herkes bu bayrağı evine assın dedi... Tabii bu konuyu gündeme getirmesinin nedeni, üzerinde Atatürk resmi de olan bayraklardı... Atatürk’lü bayrakların dalga dalga büyük bir deniz gibi her yeri kaplamasından rahatsız Beyefendi... Seziyor ki, Atatürk’lü bayrak demek, bana protesto demek... Kazlıçeşme’ye toplanarak getirilen kitlelere, o bayrakları kullanmayın, evlerinize resmi bayrağı asın... diyor.
Size ne, isteyen Atatürk’lü bayrak isteyen Atatürk’süz bayrak taşır, asar... kapar koşar... Bunu da mı size soracaklar... Hayır, kastı var, milleti ikiye bölüyor:
Atatürk’lü bayraklar taşıyan bizden değil. Bu bayrakları asmayın... İki bayrağı çatıştırıyor, yani milleti çatıştırıyor...
Büyükada’da bu konuşmadan sonra bazı evlerde Erdoğan’ın önerdiği bayraklar, bazı evlerde ise Atatürk’lü bayraklar... Böylece kim ne neyi savunuyor anlıyorsun... “Düşman kim, dost kim...” Tabii bu arada, RTE’den bihaber resmi bayrak asanlar da güme gitme tehlikesiyle karşı karşıya... Evlerde genellikle bulunan, örneğin bizdeki düz bayrak!
Erzurum konuşmasında da,
“Ama ‘üç hilali de açarız’ derseniz o da Osmanlı’nındır, onunla da gurur duyarız” dedi. Kimse kendisine bugünkü bayrağımızın Osmanlı’nın son döneminde kullanılmaya başlandığını söylememiş. Erzurum’un katkısını bildiğinden, Kazım Karabekir’i anarak, Kurtuluş Savaşı’nı da sahiplenmiş. Esas temsilcisi CHP değil kendileriymiş...
Tabii,
Polise talimatı ben verdim, dediğini de not düşelim... Dün de emir verip halkın üzerine saldırttığı polislerine “kahramanlık destanı yazdınız” dedi. Düşman, kendisini desteklemeyenler... RTE, polisin elini tutmuyor, tam tersine arkanızda ben varım yürüyün diyor... Antalya’da otoparkta gençleri linç etmeye kalkan polislerin arkasındaki esas kişinin de RTE olduğu kendiliğinden ortaya çıkıyor... Bir not da benden: Erdoğan, mitinglerinde aslında kamu düzenini bizzat bozan Başbakan rolünü oynuyor... Bütün bunlar bir muktedirin sonrası dönemdeki karnesini oluşturuyor...

\n

***

\n

Bugünkü yazımda gelmek istediğim tartışmalı bir konu var: RTE Türkiye’yi bir “medeniyetler çatışması” içine mi sürüklüyor?
“Medeniyetler Çatışması”, biliyorsunuz, ünlü Amerikalı siyabet bilimci Huntington’un tezidir. Tez, dünyada ana çatışmanın Batı Hıristiyan medeniyeti ile Doğu’nun ağırlıklı olarak İslam medeniyeti arasında geçeceğini (hatta geçmesi gerektiğini) önerir!
Erdoğan’ın politikaları, toplumu yeniden ve otoriter bir modelde biçimlendirme faaliyetleri, toplumu çatıştırmacı kişiliği ve düşüncesi, benzer veya benzemez, ama bana medeniyetler çatışması tezini anımsattı.
RTE’nin topluma dayattığı çatışmanın ana noktaları, ülkenin dinci yapılanması uğraşıdır. RTE’nin başlıca siyaseti din söylemine dayanıyor. Örneğin diyor ki: “
Erzurum’da yer Allahuekber’dir. Erzurum’da gök Allahuekber’dir. Erzurum’da dağ Allahuekber’dir. Bu Allahuekber’i hiç kimse sarsamaz...” Tabii bu salt bir örnek... Mitingleri genellikle bu karakterdedir. Siyasette başlıca silahı din... Milleti inananlar-inanmayanlar, biz inananlarız, onlar inanmazlar kampı biçiminde bir politika, adeta savaş politikasını kışkırtır...
Burada
laikliğin aşındırılarak mümkün olduğunda işe yaramaz hale getirilmesi isteği ve faaliyeti var. Bunu ne kadar başarırsa, toplum o kadar dinci söylemin prangasına vurulacak. Zaten alkol yasaları, eğitimin dinci içeriğinin giderek artması, imam hatip okullarının yıldızını parlatma çalışmaları, Diyanet’in tamamen bir fetva ve toplumu dincileştirme kurumu olarak devreye sokulması vb. bunların hepsi bu politikanın parçaları.

\n

***

\n

Yeni Osmanlılık da, bütünü tamamlayıcıdır. Otoriter, diktatoryal kişilik ve bu pozisyona anayasal-yasal bir altyapı kazandırma girişimleri de, adı konmamış bir padişahi makamın-kişiliğin toplumda inşa edilmesidir. Siyasi anlamda, ülkenin aştığı ortaçağ toplumu yaratma isteği... Bu politikanın temel dayanağı da, toplumda var olan ve yaşayan ortaçağ artığı her şeydir... bunları sayalım mı?
Bütün bunlar, Türkiye Cumhuriyeti’yle hesaplaşmadır, güncel anlamı da, toplum içinde bir medeniyetler çatışmasını kışkırtmaktır...
Ama bu boşuna bir çabadır. Toplumu iktidardayken çatıştırabilir ama geri götürmeyi gerçekleştiremez...
Gezi Parkı’nın ortaya çıkarttığı gençlik, bunun hem kanıtı hem de teminatıdır.
Hey, Türkiye’nin yarınını bu gençlik kuracak!..

\n

Yazarın Son Yazıları

Dakika bir gol bir-iki 17 Kasım 2020