Siyasal Vahşet Dönemi

02 Nisan 2015 Perşembe

Evet AKP iktidarı zamanlarını kastediyorum: Adeta bir Karanlıklar Çağı, siyasal vahşet döne-mini yaşıyoruz adeta. Henüz nedeni bile tam olarak saptanamamış elektrik sisteminin devre dışı kalması ve ülkenin “karanlığa” gömülmesi, tartışılması gereken en büyük olayken Adliye Baskını karanlığı katmerleştirdi.
Bunca yaşamakta olduklarımızın üzerine, adliye baskını eklendi... Berkin Elvan davası savcısı Mehmet Selim Kiraz’ın başına dayalı o alçak tabanca, sadece Kiraz’ın değil, hepimizin, ülkenin içine düştüğü çaresizliğin dışavurumu gibi... Yürekler acısı bir siyasal vahşi durum...
Güçlerin yıllardır sürekli doğrudan çatışması, büyük kırılmalarla sonuçlanıyor. Çatışmaları yumuşatacak dengeleyici “ara unsurlar” olmayınca, sonuçta sürekli bir “siyasal yıkıntı” ile karşılaşıyoruz. Bu RTE Türkiyesi.
Adliye baskınına, yaşadığımız “adaletsizlik” ortamının ürünü olarak da bakmazsak, yüzeysel görüntülerin esiri oluruz... Terör, hem kışkırtılır ama hem de adil olmayan zeminlerden beslenir. Sürekli adaletsizlikler, hak ve özgürlüklerin siyasal iktidarca baskılanması, bu baskının cinayetlerle sonuçlanması umutsuzluğu biriktirir. Adalet mekanizmasının yasalara uygun çalışmadığı kanaati de umutsuzluğu sürekli besler.
Gezi protestosunda polisçe öldürülenlerin davaları, kamuoyunun vicdanını isyan ettirdi. Davalı konumunda devlet ve emniyet olunca, iktidarın koruma refleksleri devreye giriyor; savcı ve mahkemeler hem emniyet teşkilatını hem iktidarın büyük baskısını omuzlarında hissediyor. Adalet terazisinin devlet kefesi, üzerine binen ağırlıklardan dolayı başlangıçta dip yapıyor. Bunu diğer davalarda yaşadığımız gibi, Berkin Elvan davasında da yaşıyoruz.
Terör böyle bir zeminde gözü kara ortaya çıkabiliyor. Veya böyle bir zeminde siyasal amaçlar için beslenip kışkırtılıyor. Sonuç, vahşet ve yıkıntı.
Terör ile hak ve adalet, imkânsıza yakın zordur. O an terör, yandaşlarının öfkesine ilaç gibi gelebilir ama mesela Berkin davasına zarar verir. Bugüne kadar davalarda büyük bir kitlesel dayanışma, toplumu aydınlatma, örtbas edilen delilleri ve olguları ortaya çıkarma, mahkemeyi adalete ve hukuka çağırma, gerçekleri kabul ettirme biçiminde sürdürülen büyük toplumsal dayanışma, terörün baskısı ve gölgesi altında kalacak. Üstüne üstlük bu iktidar fıtratına uygun olarak baskısını arttıracak.
Adliye cinayeti, baskıyı tırmandırmanın güçlü bir bahanesi olarak yaratılmış görünüyor.

Tuncay Mollaveisoğlu
Meclis’e CHP’den gazeteciler milletvekili olarak giriyor. Meslektaşlarımın orada olması şüphesiz mesleğe ve bize güç katar (inşallah). Bir meslektaşımız da Tuncay Mollaveisoğlu, kontenjan adayı olarak başvurdu. İlke olarak adaylar üzerine bir şey yazmadım. Ama bu konuda bir hakkım varsa, Tuncay’ı desteklemek için kullanıyorum (Melda Hanım’ın seçilmesi zor sırada kalmasına üzüldüm.)

Kılıçdaroğlu, Tuncay’ın farkındadır şüphesiz. Tuncay büyük yolsuzluk dosyalarıyla ekranlarda iyi gazeteciliğiyle, kamu hakkını savunan denetçiliği, genel yayın müdürlüğü ve televizyon kuruculuklarıyla genç yaşta parlamış meslektaşım. Yaşı 40 yaşa ulaşmamış ama siyasal bilinci 50’yi geçmiş! O “temiz siyaset” için şimdi “sorun çözücü tarafta” olmak istiyor.

Balyoz beraatı
Benim için kaç yıl önce biten bir dava, hukuken de sonuçlandı. Daha önce hep yazdığım gibi, darbe soytarılığı çöktü. Bunca insanın hayatı altüst oldu. İnsan hak ve özgürlüklerinin, hukukun, adaletin içine edildi. Sonuçta alınları pak insanlar sevinç yaşıyor. Başından beri, sahtekârlığını gördüğüm davada onların yanındaydım. Şimdi adalet, sahtekârlığı tezgâhlayanların yakasına yapışmalı. Haksızlıkların hepsi telafi edilmeli. Düzgün bir mahkeme ileri sürülen iddiaların karşılıklarını görmeyince, beraattan başka karar veremezdi. Özgürlük, adalet dağıtıcıdır!

Ahmet İnsel: Anti Kemalistim! 
Gazetemizin bol görüşlü vitrinine Ahmet İnsel de çıktı. İnsel 2010 Referandumu’na destek verdi. Fakat, bunun sonuçlarını erken görenlerden oldu. Balyoz davasında da hukuksuzlukları gördü. 2012’de Balyoz’un bir siyasal yargılama ve usulsüzlükler olduğunu, davanın “demokratik dönüşümün miladı” olmadığını yazdı. 

Ama davanın sahtekârlığını görmedi, mesela şöyle yazdı: “Yetkisini aşıp ağır bir disiplinsizlik suçu işleyerek yönetime el koyma planı yapan Çetin Doğan ve onun gibi komutanlar suçludur.” (25. 9. 2012) Darbeye eksik teşebbüsmüş. Hangi delile dayanarak? İstanbul’dan Ankara’ya yürüyüp darbe mi yapacaklardı. 
Siyasal düşüncesi: “Sosyalist olduğum için anti-Kemalist’im, bu vurgu hayati önemde bence” diye yazar. Bu konuda CBT’de yayımladığımız Osman Bahadır’ın güçlü eleştirisini blokuma koyuyorum: http://orhanbursali. blogspot.com.tr 
Böylece, yaşadığımız köklü dönüşümde bir hoş geldin daha diyelim... 


Yazarın Son Yazıları

Dakika bir gol bir-iki 17 Kasım 2020