Örsan K. Öymen

Sorunu sorumluluk çözer

28 Mart 2019 Perşembe

31 Mart belediye seçimleri kampanyasında sona doğru yaklaşıldığında, AKP’nin yalana, iftiraya, tehdide, baskıya, sansüre dayalı söylemleri de son hızıyla devam ediyor.
AKP Genel Başkanı ve “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan, Millet İttifakı’nın iki ortağından birisi olan İYİ Parti’nin Genel Başkanı Meral Akşener’i hapisle tehdit ettikten sonra, şimdi de Millet İttifakı’nın, yani CHP’nin ve İYİ Parti’nin Ankara’daki ortak adayı olan Mansur Yavaş’ı görevden almakla tehdit etti. Erdoğan, Yavaş’ın seçilse bile kendisi hakkındaki iddialardan dolayı görevden alınabileceğini ima etti!
Evrakta sahtecilik, dolandırıcılık ve çocuk istismarı suçlarını işlemiş olan bir şahsın Mansur Yavaş hakkındaki iddiaları, Türkiye Cumhuriyeti’nin en üst makamı olan Cumhurbaşkanlığı tarafından temel alındı, seçilme olasılığı yüksek olan bir belediye başkan adayının görevden alınabileceği, yine en üst makam olan Cumhurbaşkanlığı tarafından seçimden önce ilan edildi!
Bunun anlamı şudur: Erdoğan’a göre AKP seçimle iktidara gelir, ama seçimle iktidardan ayrılmaz! Bunun anlamı şudur: Erdoğan’ın artık halkın sandıktaki iradesine de saygısı kalmamıştır! Düşündüğü tek şey var, o da kendi iktidarı.
Medyanın yüzde 80’ini kendi kontrolü altına alan, medyadaki meslek ahlakını ve ilkelerini yerle bir eden, halkın doğru bilgi edinme hakkını elinden alan, muhalefet liderlerini hapisle, belediye başkan adaylarını seçilseler bile görevden almakla tehdit eden Erdoğan, demokrasiyle ve gerçeklikle bağlarını tamamıyla kopartmıştır. Bir Cumhurbaşkanı’nın bu durumlara düşmesi gerçekten de trajiktir.
Erdoğan’ın bu despotik ruh haline seçmen sandıkta gerekli yanıtı verecektir. Bu seçim her ne kadar bir belediye başkanlığı seçimi olsa da, bu seçim aynı zamanda, Anayasa’daki demokratik, laik, hukuk devleti ilkesini ve anayasal düzeni ortadan kaldıran Erdoğan’a ve AKP’ye bir ders verme seçimidir.
Ancak bu dersin verilmesi için tüm seçmenlerin sandığa gitmesi zorunludur. Bu seçimde hiçbir seçmenin sandığa gitmemek, oy verdiği partinin yönetimine kızmak ve küsmek gibi bir lüksü yoktur. Bu seçim aynı zamanda, Türkiye’yi Erdoğan vesayetinden kurtarma seçimidir.
Seçmenlerin sandığa gitmesi, CHP-İYİ Parti ittifakının tüm illerdeki ve ilçelerdeki sandık ve oy güvenliğini sağlaması ve CHP-İYİ Parti ittifakının sadece yönetim kademesinde değil, tabanda sandıkta da sağlanması, Erdoğan ve AKP için sonun başlangıcı olacaktır.
Sandık güvenliği özellikle, yarışın başa baş olduğu İstanbul gibi kentlerde yaşamsal bir önem taşımaktadır. AKP amigosu hile çeteleri şimdiden, CHP-İYİ Parti ittifakının adayı Ekrem İmamoğlu’nu seçtirmemek için İstanbul’da örgütlenmeye başladılar.
Sandıkta yapılması gereken bir başka şey de, kendi egosunu partisinin ve ülke çıkarlarının üzerinde gören adayların bertaraf edilmesidir. İstanbul’da Şişli ilçesinde partisi kendisini aday yapmadı diye DSP’den aday olan Mustafa Sarıgül; Muğla’da partisi kendisini aday yapmadı diye Demokrat Parti’den aday olan Mehmet Kocadon ve İYİ Parti’den istifa edip bağımsız aday olan Behçet Saatcı, CHP’nin oylarını bölmektedir. Türkiye genelinde buna benzer başka örnekler de bulunmaktadır. Seçmenlerin CHP-İYİ Parti ittifakının adayı etrafında sandıkta birleşmemesi durumunda, CHP’nin elinde olan bazı il ve ilçeler, bölünmeden yararlanan AKP’nin eline geçecektir.
31 Mart’ta Türkiye’nin sorununu çözmek seçmenin elindedir. Fethullah Gülen çetesinin devlet içindeki örgütlenmesi konusunda; demokratik, laik, hukuk devletinin çökmesi konusunda; ekonomik kriz ve bunalım konusunda hiçbir sorumluluk almayan Erdoğan’a en büyük dersi, sandığa giderek sorumluluk alan vatandaş verecektir.


Yazarın Son Yazıları

27 Mayıs ve ‘Gezi’ 1 Haziran 2020
Provokasyon mu? 25 Mayıs 2020
Diyanet’in yetkileri 4 Mayıs 2020
Post-Virüs -2- 27 Nisan 2020
Post-virüs 6 Nisan 2020
Virüs 23 Mart 2020
OdaTV 9 Mart 2020
İdlib faciası 2 Mart 2020