Örsan K. Öymen

Torpilli 15 Temmuz

15 Temmuz 2019 Pazartesi

Türkiye’de demokrasi bir türlü yerleşik ve özümsenmiş bir düzen haline gelemediği için, ülke, askeri darbelerden de bir türlü kurtulamadı. Türkiye, 1950 yılında çok partili serbest seçimli sisteme geçtiğinden beri, üç askeri darbe yaşadı.
27 Mayıs 1960’taki askeri darbe, merkez sağdaki Demokrat Parti üyesi bir başbakanın ve iki bakanın idam edilmesiyle sonuçlandı. 12 Mart 1971’deki askeri darbe, binlerce sol görüşlü vatandaşın işkence tezgâhlarından geçmesiyle ve onlarcasının yaşamını yitirmesiyle sonuçlandı. 12 Eylül 1980’deki askeri darbe, on binlerce sol ve sağ görüşlü vatandaşın işkence tezgâhlarından geçmesiyle ve yüzlercesinin yaşamını yitirmesiyle, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Adalet Partisi’nin, Milliyetçi Hareket Partisi’nin ve Milli Selamet Partisi’nin kapatılmasıyla, söz konusu partilerin yöneticilerine siyaset yasağı konmasıyla sonuçlandı.
Ancak söz konusu üç darbenin mağdurları da, daha sonraki yıllarda, 27 Mayıs’ı, 12 Mart’ı ve 12 Eylül’ü “Demokrasi ve Milli Birlik” günü adı altında veya başka bir ad altında anma gününe ve resmi tatile dönüştürmediler. Bunu DP’nin yerini alan AP ve onun lideri Süleyman Demirel de yapmadı; bunu CHP ve onun liderleri Bülent Ecevit ve Deniz Baykal da yapmadılar; bunu bir dönem CHP’nin yerini alan SHP ve onun lideri Erdal İnönü de yapmadı; bunu MSP ve onun lideri Necmettin Erbakan da yapmadı; bunu MHP ve onun lideri Alparslan Türkeş de yapmadı. Söz konusu partiler ve liderler, bu darbelere karşı tavırlarını açıkça ortaya koydular, ancak bu mağduriyetten bir ulusal resmi gün yaratmadılar.
15 Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe girişimi ise 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül gibi uygulamaya konabilmiş bir darbe olmadığı halde, onlardan farklı olarak bir askeri darbe girişimi olduğu halde, AKP iktidarı, bu darbe girişimi kendilerine yönelik diye, 15 Temmuz’u resmi anma günü ilan etti. AKP ve onun lideri Recep Tayyip Erdoğan, CHP’den ve Bülent Ecevit’ten, DP’den ve Adnan Menderes’ten, AP’den ve Süleyman Demirel’den daha önemli olduğu için mi, 15 Temmuz için bir ayrıcalık tanındı? 15 Temmuz’a tanınan ayrıcalık nesnel tarihsel bir gerçekliğin sonucu mudur, yoksa bir çeşit narsizmin ve megalomaninin, kendini her şeyden daha önemli ve her şeyin üzerinde görme alışkanlığının ürünü müdür?
Örneğin, sadece 15 Temmuz darbe girişimini değil, 15 Temmuz dahil, tüm darbeleri ve darbe girişimlerini kınayan ve anan özel bir gün olsa ve bu günün de adı “Demokrasi ve Milli Birlik” günü olsa, böyle bir gün halkın tüm kesimleri tarafından daha yaygın bir biçimde benimsenmiş olmaz mıydı ve böyle bir gün gerçekten de milli bir birlik ruhuyla herkes tarafından gönüllü olarak yaşatılamaz mıydı? 15 Temmuz üzerinden, 27 Mayıs’ı, 12 Mart’ı, 12 Eylül’ü unutturmak kime ne fayda sağlayacaktır?
Ayrıca, 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında olan Fethullah Gülen çetesi bu darbe girişimini yapacak hale nasıl gelmiştir? Bu çete devletin içine nasıl ve kimlerin desteğiyle sızmıştır? “Ergenekon”, “Balyoz”, “Oda TV” ve “Casusluk” gibi sahte yargı süreçleri sırasında bu yasadışı çete örgütlenmesine karşı neden bir önlem alınmamıştır? “O zaman bu çete AKP’ye ve Erdoğan’a dokunmuyordu, hatta onlarla işbirliği içindeydi, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diye düşünüldüğü için mi bu önlem alınmamıştır?
Demokrasi ve Milli Birlik” gününde demokrasinin ve milli birlik ruhunun samimi ve özümsenmiş bir biçimde yaşatılabilmesi için, öncelikle bu sorularla hesaplaşılması gerekmektedir.


Yazarın Son Yazıları

Provokasyon mu? 25 Mayıs 2020
Diyanet’in yetkileri 4 Mayıs 2020
Post-Virüs -2- 27 Nisan 2020
Post-virüs 6 Nisan 2020
Virüs 23 Mart 2020
OdaTV 9 Mart 2020
İdlib faciası 2 Mart 2020
Siyasi ayak 17 Şubat 2020