Özdemir İnce

Bu işte bir dalavere var

23 Şubat 2020 Pazar

Evet bu işte bir dalavere, bir mandepsi, bir tuzak var! Şu “Ensar” sululuğu nereden çıktı? Bu konuda bir dindar siteden alıntı yapalım:

***

“Ensar ve muhacir kelimesi İslamiyetin yayılması, Müslümanların Mekke’den Medine’ye hicreti sırasında ortaya çıkmıştır. Muhacir, Mekke’den Medine’ye göç eden Müslümanlara denir. Mekke’den gelen Müslümanlara yardım edenlere ise Ensar denir.

Mekke’de Müslümanlığın yayılmasıyla birlikte buradaki putperestler Müslüman olanlara karşı işkencelere başladı. Bu işkencelerin artmasıyla birlikte Medine’den Mekke’deki Müslümanlara davet geldi. Bu davet ile birlikte evlerini, yerlerini bırakan Mekkeliler Medine’ye göç ettiler.

Bu olaya Hicret denilmiştir. İşkencelerden kaçan Müslümanlara evlerini açan kişilere Ensar adı verilmiştir. Ensar ve Muhacirler arasında bir kardeşlik bağı kurulmuş, iki kesim arasında Hz. Muhammed tarafından kabul edilen bir kardeşlik bağı vardır. Bu kardeşlik İslam dininin yayılması açısından oldukça önemlidir.

Ensar sözlük anlamı olarak; yardım eden anlamına geliyor. Mekke’den gelen Müslümanlara evlerini, yardım kapılarını bir karşılık beklemeden açan kişilerdir. Böylece Müslümanlık yayılmış ve dıştan gelen zararlı güçlere karşı Müslümanlar koruma altına alınmıştır.”

***

AKP ve Başyüce tarafından Ensar sıfatıyla gaza getirilen Türk halkı kendini Ensar olarak mı, yoksa “Enser” (Döğme ya da köşeli büyük çivi) olarak mı tanımlayacak? On yıl öncesinin gönülsüz ve şaşkın ensarı artık demirci elinden çıkmış ensere dönüştü.

Yukarıdaki Ensar / Muhacir tanımından bir alıntı aktaralım:

“Mekke’de Müslümanlığın yayılmasıyla birlikte buradaki putperestler Müslüman olanlara karşı işkencelere başladı. Bu işkencelerin artmasıyla birlikte Medine’den Mekke’deki Müslümanlara davet geldi. Bu davet ile birlikte evlerini, yerlerini bırakan Mekkeliler Medine’ye göç ettiler.”

Alıntıyı aktardık. Şimdi bir-iki soru sorup yanıtlayalım:

-Suriye’de Müslümanlara işkence mi ediliyordu? / Hayır/ Ne oluyordu? / Esat’ın muhaliflerine zulmettiği iddia ediliyordu. / Kim iddia ediyordu ? / Bazı uluslararası basın ve dönemin başbakanı R.T.Erdoğan. / Peki bu iddialar doğru muydu? / Hayır, çoğu asparagastı.

-Türk hükümeti ve Türk halkı, Suriyelileri kendi ülkelerine davet ettiler mi? / Resmen böyle bir davet yapılmadı ama başta Erdoğan olmak üzere AKP hükümetinden Suriyelileri cesaretlendiren açıklamalar yapıldı. Ancak Suriyelilerin bu lafları ciddiye almamaları gerekirdi.

- Ama nedense Suriyeliler misli görülmemiş bir akınla sınırı aştılar. Öyle mi? / Evet öyle ama bazı istisnalar dışında Türkler Suriyelileri evlerine almadı.

***

Nereden bakarsak bakalım: Suriyeliler Türkiye’de muhacir değil. Başlangıçta değilse bile şimdi ve artık istenmeyen misafir. Kendini taciz edilmiş hisseden Türk halkı da ensar değil. İşin aslına bakarsanız: Suriyeli kendini ne konuk ne de muhacir olarak görüyor. Ne gördüğünü bilemeyiz ama dışarıdan bakılırsa 1071 yılında Anadolu’ya gelen Oğuzlara ve Kuzey Amerika’ya göç ederek Kızılderili topraklarını yağmalayan Avrupalı göçmenlere benziyorlar: Tarikatlarını Türkiye’ye taşıyıp şatolar inşa ediyorlar; evler ve dükkânlar satın alıyorlar, işyerleri, kahveler, lokantalar açıyorlar. Her gün yeni bir şirket kuruyorlar. Her yıl binlerce çocuk yapıyorlar. İnsan muhacir olarak bulunduğu bir memlekette bu kadar ürer mi? Doğum kontrolü diye bir şey var. Muhacirlik durumunda cinselliğin azalabileceği düşünülebilir. Ama tam tersine. Ya bu insanlar gerçek durumlarını kavrayamayacak düzeyde bilinçsiz yaratıklar ya da bunlara AKP hükümeti tarafından bir “söz”, bir “garanti” verilmiş…

***

Suriyeliler için adaptasyon (uyum) ve entegrasyon (bütünleşme) programları yapmayan AKP ve Saray hükümetini eleştirenler var. Hükümeti kendini savunarak, okullar, sınıflar, kurslar açtığını söylüyor. Kısa süreli “uyum” olabilir ama “bütünleşme” de ne oluyor. Uyum tehlikeli bir şey. Uyumun sonu vatandaşlıktır.

Muhacir Suriyeli (!) ile Ensar AKP (!) arasında tuhaf bir ilişki var. Karaman’ın koyunu ortaya çıktı ama henüz oynamaya başlamadı. Belki de koyun sandığımız, burnundan hırızmalı bir boz ayıdır. Ayıcı, her an elindeki dümbelekle tempo tutarak “Pakize, yeni gelin nasıl yatar?” diye komut verebilir.


Yazarın Son Yazıları

Dinin vesayeti 22 Mayıs 2020
Üç Silahşörler 19 Mayıs 2020
Orkestra ve hükümet 17 Mayıs 2020
Darbe, ihtilal, isyan 12 Mayıs 2020
Kuran’da korona 28 Nisan 2020
İşleyen yara 26 Nisan 2020
Evet, 100 yıl oldu 24 Nisan 2020