Üç silahşorlar…

03 Eylül 2021 Cuma

Gelecek yıl, “Zafer Bayramı’nın” 100. yılını kutlayacağız... Her şey, Yunan ordusunun 15 Eylül 1919’da İzmir’i işgal etmesinden dört gün sonra Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a adım atmasıyla başladı… Adımlarını, Ankara’ya yönlendirdi.

“Gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde” olan Osmanlı’ya karşın vatanı korumak ve vatandaşı da demokratik ve özgür bir ortama ulaştırmak için, daha bir ay olmadan Ankara’da, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!” ilkesi ile  23 Nisan 1920’de “Büyük Millet Meclisi’ni (BMM)” açtı…

Ardından 10 gün sonra, 3 Mayıs 1920’de,  parasız pulsuz, silahsız Türk ordusunu, evet yalnızca 10 gün sonra kurdu… 

***

Türk ordusu, İsmet Albay komutasında, Yunan ordusunun ilerleyişini durdurmanın ilk adımını, Friglerin kurduğu Eskişehir’in İnönü köyünde (günümüzde ilçe) 6-11 Ocak 1921’de attı.

Yeni Türkiye Devleti’nin küçük, fakat ulusal inançlı genç ordusu, üç kat üstün düşmanı durdurdu.  “Albay” İnönü, “mirlivalığa (tuğgeneralliğe)” yükseltildi…

Gazi Mustafa Kemal Paşa, “1. İnönü Savaşını” şöyle değerlendirdi: 

“Yeni Türkiye Devleti’nin küçük, fakat milli ülkülü genç ordusu, en dar bir hesapla üç kat üstün düşmanı İnönü Meydan Muharebesi’nde mağlup etti. Strateji sanatının en nazik icabatını isabetle uyguladı. İç hatların kullanılmasında harp tarihine parlak bir misal yazdı...”

***

9 gün sonra, 20 Ocak 1921’de BMM, 23 maddeden oluşan “Teşkilat-ı Esasiye (ilk Anayasa) Kanunu”nu kabul etti.

12 Mart 1921’de BMM, Mehmet Akif’in (Ersoy) “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak…” şiirini “İstiklal Marşı” olarak kabul ederek yeni bir bağımsız devletin kurulduğunu dünyaya gösterdi!

***

“İstiklal Marşı’nın” kabulünden yalnızca 11 gün sonra “Mirliva” İsmet Paşa komutasındaki birliklerin, 23 Mart-1 Nisan 1921 tarihleri arasında, yine İnönü yakınlarında gerçekleşen muharebesi de galibiyetle sonuçlandı…

İsmet Paşa, 1 Nisan 1921’de BMM Reisi Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya Yunanların yenilgisini “Düşman, binlerce ölüsüyle doldurduğu savaş meydanını silahlarımıza bırakmıştır!” telgrafıyla duyurdu. 

Gazi Mustafa Kemal Paşa, “Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz. İstila altındaki topraklarımızla beraber bütün vatan, bugün en ücra köşelerine kadar zaferinizi kutluyor” telgrafıyla yanıtladı… 

***

BMM, 20 Temmuz 1922’deki oturumunda, Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya “Başkomutanlık” yetkisini dördüncü kez verdi. Başkomutan, Türk ordusunun işgalci güçlere son ve kesin darbeyi vurarak Anadolu’dan atmak için haziran ayında planını yapmış ve hazırlıkları gizli olarak yürütmüştü. 

“Büyük Taarruz” 26/27 Ağustos gecesi Afyon’da başladı, düşman birlikleri kuşatıldı. Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın yönettiği “Dumlupınar Meydan Muharebesi” düşmanın yenilgisi ve Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandı.

Yunan ordusu İzmir’e kadar sürüldü. 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtarılmasıyla Türk toprakları Yunan işgalinden kurtarıldı. Sakarya’da çok subay kaybı olduğu için bu savaşa “Subay Muharebesi” de denildi.

“Sakarya Melhame-i Kübrası” yani “kan gölü, kan deryası” diyen Gazi Mustafa Kemal, ünlü “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. Bu satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça vatan terk olunamaz” sözünü de BMM’de söylemişti.

***

24 Temmuz 1923’te, İsmet Paşa, İsviçre’nin Lozan kentinde, Britanya İmparatorluğu, Fransız Cumhuriyeti, İtalya Krallığı, Japon İmparatorluğu, Yunanistan Krallığı, Romanya Krallığı, Sırp, Hırvat ve Sloven (Yugoslavya) temsilcilerine diz çöktürüp Sevr Antlaşması’nı yok eden anlaşmayı imzalattı…

Anlaşmanın imzalandığı masanın “İsviçre Cumhurbaşkanı, Pascal Couchepin tarafından hediye edilişine Lozan’da” tanık olmuştum! Masa İlk Meclis binasında sergileniyor…

***

Anlaşmadan üç ay sonra BMM, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın hazırladığı anayasa değişikliği ile devletin yönetim biçimini 29 Ekim 1923’te “Türkiye Cumhuriyeti” olarak şöyle kabul etti…

“Hâkimiyet, bilâkaydü şart milletindir. İdare usûlü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. Türkiye Devleti’nin şekl-i Hükûmeti, Cumhuriyettir.”

“Parlamenter sisteme” geçildi, Gazi Mustafa Kemalpaşa, Cumhurbaşkanı ilan edildi…

***

“Soyadı Kanunu”nun çıkmasından sonra 24 Kasım 1934’te, TBMM oybirliği ile Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya “Atatürk”, o da İsmet Paşa’ya “İnönü” soyadını verdi. 

Atatürk, 10 Kasım 1938’de İstanbul’da Dolmahçe Sarayı’nda gözlerini yaşama kapadı. 21 Kasım 1938’de geçici olarak Ankara Etnografya Müzesi’ne konulan naaşı, 10 Kasım 1953’te kendisi için inşa edilen Anıtkabir’e nakledildi. 

İsmet İnönü, Atatürk’ün ölümünden bir gün sonra seçildiği Cumhurbaşkanlığı’nı 22 Mayıs 1950’ye kadar sürdürdü… 2. Dünya Savaşı’nda Türkiye’yi tarafsız ilan ederek savaşa sokmadı…

“Sakarya Savaşı” adını alan bu zafer günü, ilk kez 30 Ağustos 1924’te Dumlupınar’da Çal köyü yakınlarında  “Cumhurbaşkanı” Atatürk’ün katıldığı bir törenle “Başkumandan Zaferi” adıyla kutlandı…

***

Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’ni, Recep Tayyip Erdoğan “AKP Reis-i Umumisi, Reis-i Cumhuru ve Veziri Azamı” olarak, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş ile birlikte yönetiyor.

Gazi Mustafa Kemal Paşa, 3 Mart 1924’te Diyanet İşleri Başkanlığı’nı, “laiklik ilkesi” koşulu ile Başbakanlık’a bağlı olarak kurmuştu. Günümüzde Cumhurbaşkanlığı’na bağlandı… Devlet protokolünde  ikinci sırada olan Genelkurmay Başkanlığı aşağılara itilirken, Diyanet İşleri Başkanlığı askelerin çok önüne geçirildi…

Örneğin son günlerde, Milli Savunma Bakanlığı Ay Yıldız Projesi temel atma, Yargıtay Yeni Hizmet Binası ve Adli Yıl açılışı ile Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığı Subay ve Astsubay Öğrencileri Mezuniyeti gibi törenlerde, Diyanet İşleri Başkanı Dr. Erbaş’ın hutbelerinden geçilmiyor. “Laiklik ilkesinin” yasal koruyucusu olması gereken Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca da Reis-i Cumhur hazretleri gibi ellerini kaldırarak hutbeye katılmaz mı?

Ama Sakarya Zaferi’ni kutlama töreninde, her nedense Atatürk’ün adı hutbede yer almaz!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları