Bankalar Reel Sektörün Arkasında mı?

22 Ocak 2009 Perşembe

Küresel ekonomik kriz Türkiyede de etkisini göstermeye başladığı andan itibaren bu soru ekonomi çevrelerinde tartışılıyor. Bankaların kredi verirken aşırı derecede nazlandığı, hatta kimi durumlarda verilen kredileri geri çağırdığı bilinen gerçekler.

Ancak şurası da bir gerçek ki, bu durumun sorumlusu Türk bankaları değil. Çünkü uluslararası kriz zaten likidite krizi olarak adlandırılıyor. Yurtdışındaki kredi darlığı nedeniyle, Türk bankaları dışarıdan kaynak sağlayamıyor. Dolayısıyla reel sektöre kullandırılan krediler de azalıyor.

Aslında her zaman finans sektörüyle reel sektörün ilişkisi yumurta-tavuk ilişkisine benzer. Bankalar ayakta kalamaz, bankacılık faaliyetlerini sürdüremezse reel sektör çöker. Reel sektör faaliyetini sürdüremezse de finans sektörünün ayakta kalması mümkün olamaz...

Doğal olarak konu önceki akşam Türkiye Bankalar Birliğinin Yönetim Kurulu üyesi bankaların bazı genel müdürlerinin de katıldığı yıllık değerlendirme toplantısında ekonomi basınının Bankalar reel sektörün gerçekten arkasında mısorusunu ortaya atmasıyla yeniden alevlendi.

TBB Başkanı Ersin Özinceye göre reel sektörle bankalar arasında kronik bir problem yok. Reel sektörün borç çevirme sorunu yaşamayacağını düşünüyorum. Türk bankaları sağlam mali yapıları ve doğru yönetim politikalarıyla Türkiyenin küresel krizden fazla etkilenmemesi için çok önemli bir rol üstlendi. Bankalar gerçek anlamda bu sürece, Türkiyenin krizden çıkışına önderlik etmişlerdir diyen Özince, sözlerini şöyle sürdürdü: Ekonominin lokomotif sektörü olan ve bugün yurtdışına en çok borçlu olan inşaat ve gayrimenkul sektörü başta olmak üzere sektörlere kredi vermeye devam ediyoruz. Konut kredisinde faizler düşmeye devam ediyor. Reel sektörün arkasında durmak için daha ne yapalım?

Gerek TBB Başkanı ve İş Bankası Genel Müdürü Özince, gerek Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen, gerekse Denizbank Genel Müdürü Hakan Ateşin söyledikleri, finans sektörünün reel sektörün arkasında durduğu ve durmaya devam edeceği şeklinde.

Ancak temkinli oldukları da bir gerçek. Banka yöneticilerinin, karşı karşıya bulunduğu sorunlardan birinin dezimmetmaddesi olduğunu vurgulamaları da bu yüzden.

Özince bunu şu sözlerle dile getirdi: Bankalar Kanununun 160. maddesinde şöyle bir husus var; banka yöneticilerinin kredi hataları nedeniyle bir kredi sorunlu hale dönüşürse, o krediyi kullananın lehine kaynak aktarmış, o kaynağı onun zimmetine geçirmiş gibi bir garip değerlendirme var. Her ne kadar şimdilik Bu madde hiç kimseye uygulanmadıgibi yorumlar olsa da geçmişte İstanbul Yaklaşımında da gördük. Bankacılar bundan ürküyor.

Tamam, belli ki şu yaşadığımız krizde bankaların eli daha güçlü ve sağlam yapılarını bozmak istemiyorlar... Bu yüzden de riskli kredi sularında yüzmekten haklı olarak kaçınıyorlar... Üstelik şurası da bir gerçek ki zaten krize borçlu yakalanan özel sektör şimdi de küresel durgunluk nedeniyle müthiş bir talep düşüşüyle karşı karşıya, ürettiği malı bile satamıyor.

Sonuçta bu banka-reel sektör ikilisinin çok ötesinde bir sorun. Ancak hükümetin her iki tarafın da elini kolaylaştırıcı önlemler alması ile çözülebilecek bir mesele. Ve ne yazık ki hükümette bu konuda kararlı bir çözüm paketi henüz daha ufukta yok.

Reel sektörü kurtaracağım derken bankaları batma noktasına getirirsek bu Türkiye açısından ikinci bir facia olur ki, kimse bu yükü kolay kolay sırtından atamaz...

Çok Yaşa Bebek Projesi

Özince toplantıda Türkiye Bankalar Birliğinin, Türkiyenin dört bir yanındaki bebeklere tam ve yeterli tıbbi müdahale sunulmasına katkı sağlamak amacıyla 2003 yılından beri sürdürdüğü Çok Yaşa Bebek projesi hakkında da bilgi verdi. Ne yazık ki kriz dönemlerinde en çok bebekler ölüyor. Çünkü bu dönemlerde en çok sağlıktan tasarruf edilir diyen Özince, geçen 6 yılda 56 ilde ihtiyaç tespiti yapılan 134 hastaneye, kuvözden yaşam destek ünitesine kadar toplam 690 tıbbi cihaz hibe edildiğini, bu sayede bu cihazlardan yararlanan yaklaşık 15 bin bebeğin yaşama tutunduğunu söyledi.

 

[email protected]


Yazarın Son Yazıları