Deprem... Kâbil... Cehaletle savaş

06 Kasım 2020 Cuma

Semt pazarında tezgâh açan esnaftan biri yan tezgâhtaki arkadaşına seslendi “Biliyor musun deprem kıyametin alıştırmasıymış. Camide hoca söyledi”. “Daha ne günler göreceğiz, rabbim hepimizi koru” diye de ekledi. Diğeri “Öyle, Allah korusun” diye kafa salladı. Karşı tezgâhta terlik satıcısı kadın söze karıştı: “Rabbimi bu işe karıştırmayın. Çürük binaları yapanlar ve yapılmasına izin verenler asıl sorumlu”.

114 yitik can, bini aşkın yaralı ile İzmir depremini de geride bıraktık. Tıpkı ocak ayında 41 kişinin yaşamını yitirdiği Elazığ depremi gibi. Tıpkı bundan sonra da yaşayacaklarımız gibi.. Yüreğimiz yanarak ama asla ders çıkarmadan, bundan sonrası için önlem almadan, daha da önemlisi hesap sormadan...

Hesap sormak mı dedik?

Efendim meğer Diyanet İşleri Başkanı “deprem kıyametin alıştırmasıdır” sözünü İzmir depreminde söylememiş de Elazığ depreminden hemen sonra söylemiş. Ne fark eder. Söz ağızdan çıktı, hem de kitlelerin üzerinde en etkili ağızlardan birinden; dolaşıma girdi çoktan... O depremden bu depreme...

Toplumları yönetmenin en kolay yolu dini kullanmak. İş kolay. Hoop. Sorumluluğu alıveriyorsun hükümetin üzerinden, Allah’a havale ediveriyorsun.

Hele karşında soru sormasını, sorgulamasını bilmeyen kitleler varsa. Cehalet biçilmiş kaftan bu açıdan iktidarlar için. Eee demokrasi de gelip sandığa dayanmıyor mu nihayetinde...

2020 yılında şu ana kadar tüm dünyada 6.5 büyüklüğünün üzerinde 22 deprem yaşandı. Türkiye dışındaki 20 depremde toplam 13 kişi hayatını kaybetti. Bizdeki 2 depremde can kaybı 155. Tabii sayı daha da artmazsa...

Neden?

Neden deprem gerçeği ile yaşıyorken bu ülkede hâlâ imar affı getiriliyor? Neden doğru denetim yapılamıyor? Bu kadar zor mu?

Kocaeli depreminden beri yani 21 yıldır “Deprem vergisi” adı altında para toplandı vatandaştan. 70 milyar TL’nin üzerinde bir rakam. Bu paranın toplanma nedeni; deprem bölgelerindeki yaşam alanlarını güvenli hale getirmek ve konutları depreme karşı dayanıklı yapmak içindi.

Denetlenemeyen bir vergi harcaması ve bütçe kullanımı, demokrasilerde yeri olmayan uygulama biçimi. Sandığa gelince demokrasi var; ama iş hesap vermeye gelince yok. Halkın parasını harcıyorsun ama hesap vermiyorsun. Şimdi desem size, camilerde “deprem kıyametin alıştırması” deneceğine “ey halk deprem vurdu, bir daha bu acıların yaşanmaması için hem kendi önlemini al ama hem de sorumlulara hesabını sor” dense nasıl bir ülke olur burası?

Olmayacak iş değil mi?

Ne yazık ki öyle. Çünkü toplumsal cehalet yönetilebilir. Çünkü bu cehalet aynı zamanda sömürü düzeninin sürmesini de kolaylaştırır.

Bu yüzden bilim diyoruz ikide bir. Bilimsel odaklı düşünmek, neden sonuç ilişkisini doğru irdelemek gerek diyoruz. Doğan Kuban Hoca’nın sıklıkla vurguladığı gibi “Türkiye büyük bir yalan ortamında yaşıyor. Buna olanak veren ise toplumun cehalet mirası”.

Kâbil değil de Sorbonne olsaydı

Afganistan’ın en büyük üniversitesi Kâbil Üniversitesi. 4 gün önce Hukuk Fakültesi’ne 22 öğrencinin yaşamını yitirdiği büyük bir saldırı düzenlendi. Saldırıyı IŞİD üstlendiğini açıkladı.

Bu saldırı Batı’da bir üniversitede, örneğin atıyorum Paris Sorbonne’da gerçekleştirilmiş olsaydı tüm dünya ayağa kalkardı. Ama terör içinde debelenen bir ülkede, cehalet kıskacından kurtulabilmek için canını dişine takarak okumaya çalışan bir grup öğrencinin can verdiği bir saldırı olunca hiç kimsenin kılı kıpırdamadı. Çünkü o ülkede terör olağandı.

İşte bu ikiyüzlülüktür. Ve dünya bu ikiyüzlülüğe teslim olmuştur. Ne din ne mezhep ne siyaset. Bu savaş asıl kalem ile kurşun; bilgi ile cehalet; çağdaşlık ile yobazlık; demokratik değerler ile tiranlık arasında olan savaştır.

Kafalar kuma gömüldükçe bu savaşın galibi de cehalet ve cehaletten beslenenler olacak..


Yazarın Son Yazıları