Trump bir sonuç... Tıpkı Erdoğan gibi...

11 Kasım 2016 Cuma

Yıl 1937...
ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt, Mustafa Kemal Atatürk’e bir mektup gönderir. 6 Nisan 1937 tarihli mektup “Aziz Cumhurbaşkanım” diye başlar. İçeriği ise şöyledir: “Birkaç akşam önce, Beyaz Saray’da Julien Bryne tarafından çekilmiş filmi izledim. Çok kısa bir sürede başarmış olduğunuz olağanüstü birçok eseri seyrederken duyduğum büyük heyecanı sizinle paylaşmak istedim. Sizi evinizde ve plajda küçük kızınızla oynarken gösteren filmleri izlemekten özellikle mutlu oldum. Çok az olan dinlenme anlarımda, bana göndermek nezaketinde bulunduğunuz Türk posta pulu koleksiyonunu inceliyorum. Bu pullar üzerindeki manzaraları bir gün kendi gözlerimle görmeyi ümit ediyorum.
Roosevelt, 1928 yılında New York eyaletine vali seçilmiş, 4 yıl valilik yaptıktan sonra da 1932 seçimlerinde ABD’nin 32. başkanı olmuştu.
Roosevelt çok zor bir dönemde başkanlığa gelmişti. ABD 1929’dan beri Büyük Buhran adı verilen tarihinin en büyük ekonomik çöküntüsünü yaşamaktaydı. Nüfusun yüzde 25’i işsizdi ve 2 milyon Amerikalı evsiz barksız kalmıştı. Amerikan halkının morali son derece bozuktu ve halk korku içindeydi. Roosevelt onlara şöyle seslendi: “Korkunun kendisinden başka hiçbir şeyden korkmamalıyız!”. Roosevelt, Yeni Düzen (New Deal) adıyla anılan çok yönlü bir yeniden yapılanma programı geliştirdi ve bir dizi ekonomik reform ve tedbirlerle ABD ekonomisine nefes aldırmayı başardı. 4 kez başkan seçilerek ABD tarihinin en uzun görevde kalan başkanı oldu.
Sevgili Ata’mızı ve çiçeği burnundaki yeni Türkiye’ye Cumhuriyeti’ni anlatmaya gerek yok. Zaten biliyorsunuz.
Yıl 2016...
ABD 2 gün önce yeni liderini seçti. Cumhuriyetçilerin adayı mültimilyarder emlak-TV kralı Donald Trump,Amerika’yı yeni baştan yaratacağım” vaadi ile 45. ABD başkanı seçildi. Sokaklar karıştı, protesto gösterileri ülkenin her yerine yayılıyor. Kampanyasını öfke, ötekileştirme, İslamofobi, göçmen düşmanlığı üzerine kurdu.
O yalnızca söylem. Trump’ı iktidara getiren ana neden ise halkın, hükümet politikaları, yasalar, mahkemeler ve medya başta olmak üzere kurumlara olan güveninin azalması, eşitsizliğin artması. Önce bunu görmeliyiz. Aynı “ana neden” 2002 yılında Erdoğan’ı ve AKP’yi de iktidara getiren olguydu. Hatırlayın fırlatılan anayasa kitapçığını, hükümet krizlerini, medyanın güdümlü haber ve yorumlarla toplumsal algıyı nasıl yönettiğini, ekonomik krizi... Hatırlayın Erdoğan’ın vaatlerini, bu vaatleri mağdur edebiyatıyla pekiştirmesini. 14 yıldır öfke ile yönetiliyor, sürekli bölünüyor, bölünüyor, ötekileştiriliyoruz... Hükümet politikaları, yargı, medya başta olmak üzere kurumlara olan güven ise artmadı, daha da azaldı. Keza eşitsizlik de...
1930’lardan çok farklı bir dünyada yaşıyoruz. Dijital çağımız, küreselleşmeyi hızlandırdı, bilgiyi, iletişimi avucumuzun içine yerleştirdi. Ama geldiğimiz noktada dünyamız bölünmüş toplumlar, zayıf ekonomiler ve baltalanmış demokrasiler dünyası.
Ve birileri sadece bunlardan besleniyor. Değiştirmek kolay değil. Beraberinde tüm küresel ekonomik düzenin değişmesi gerekiyor. Belki bu yüzden adam gibi lider çıkmıyor. Peki çare?
Bilmiyorum. Ama MÖ 400’lerde yaşamış bir filozofun Platon’un sözlerine kulak verme zamanı sanırım: Demokrasi bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler...  


Yazarın Son Yazıları