Öztin Akgüç

Ekonomi - Kısa notlar

11 Kasım 2020 Çarşamba

Ekonomi alanında bilinenler özetlenerek yinelenmiştir:

Ekonomi biliminin amacı, kıt kaynakları en elverişli, toplumsal maliyeti en düşük düzeyde olacak şekilde kullanarak toplumun mal ve hizmet gereksinimini karşılamaktır. Ekonomide öncelik, üretimi, değer yaratmayı en düşük maliyetle gerçekleştirmektir. Ancak katma değer yaratıldıktan sonra ücret, faiz, kâr, kira olarak, emekçiler, sermayedarlar, girişimciler, doğal kaynak sağlayanlar arasında bölüşülür. Tüketim, yatırım, ihracat olarak katma değerin kullanımı daha sonraki aşamadır. Üretimi artırmadan, değer yaratmadan, denge sağlamak, gelirin dağılımını ve kullanımını tartışmak abesle iştigaldir.

Üretimi, değer yaratmayı ekonomik şekilde gerçekleştirme, kamu ve özel kesimin karar alıcılarında bazı nitelikleri, yetenekleri, artamları gerektirir. Yöneticiler, sağlıklı istatistiki verilere, gerçeği yansıtan muhasebe bilgilerine, mali tablolara dayanarak sağgörülü kararlar alabilirler. Bilgi ve veri akışı yoksa veya eksik ve yanıltıcı ise yöneticilerin sağlıklı karar almalarına olanak yoktur. Başarılı olduğu izlenimi uyandırmak, gösterişçi yönetim anlayışı, olayları gerçekçi değil de istenildiği gibi gösterme eğilimi, rakamların makyajlanması, istatistiki verilerin kalitesini bozmakta, mali tabloların gerçek resmi vermesini engellemekte, yol göstericilerin bozukluğu da sağgörülü karar alınmasını önlemektedir. Gerçi kamu yararını ilgilendiren kuruluşların mali tablolarının bağımsız denetimden geçmesi zorunludur. Denetim, Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nun (KGMDSK) belirlediği muhasebe standartlarına uygunluk açısından yapılmakta, kuruluşların kredi, likidite, kur, faiz, piyasa, faaliyet riskleri genellikle değerlendirilmemektedir. Ayrıca çoğu yöneticinin, karar alıcının önlerine gelen raporların kalitesi yanı sıra değerlendirme kapasiteleri de ayrı bir sorun olmaktadır.

Ekonomik analiz, olayları hikâye etmek değildir. İktisadi analiz, olayın nedenlerini açıklama, gelişme yönünü belirleme, öngörülerde bulunma ve çözüm önerileri yapmaktır. Bilim dilinin matematik, işletme dilinin de muhasebe olduğu savunulur. İktisatçının, kapsamlı bir analiz yapabilmesi için finans dahil bu iki dili de konuşması gerekir.

Ekonomi yönetiminde amaç, ileri bakışlı olarak, gelişmenin yönünü görmek, riskler büyümeden önlem alınarak tehlikeyi önlemektir. Olay gerçekleştikten sonra gecikmeli olarak önlem almanın etkisi azalmakta, maliyeti ağırlaşmaktadır. Günümüzde bu ekonomik gerçeği yaşıyoruz. Enflasyonun hızlanacağı, cari işlemler açığının büyüyeceği, finansal risklerin artacağı öngörülürken; önleyici önlem almak yerine, faiz indirimi, banka kredilerinin zorlama ile genişletilmesi, TCMB’nin rezerv yitirmesi, makroekonomik riskleri artırmış, ekonomiyi kısırdöngüye sokmuştur. Döviz kuru ve faiz yükselmiş, enflasyon hızlanmış, cari işlemler ve bütçe açıkları büyümüş, finans sektörünün mali yapısı zayıflamış, firmaların finansal riskleri artmıştır. Pusula bozulduğundan nereye, ne süreyle sürüklendiğimiz bilinmemekte, belirsizlikler sağlıklı kararlar alınmasını engellemektedir.

Fiyat istikrarının sağlanması, düzenli ekonomik büyüme, kaynakların etkin kullanımı, bankacılık krizlerini önleme, finansal istikrarı gerektirir. Finansal istikrar, kuruluşların mali yapılarının güçlendirilmesinin yanı sıra faiz ve kur istikrarının da sağlanmasını gerektirir. Rekabetçi kur alınmasıyla yapılan örtülü devalüasyon, enflasyonu tetiklediği gibi, dış ticaret dengesinin sağlanmasında da yeterli olmamaktadır. Devalüasyon - enflasyon geçişkenliği bizim gibi ithalat/GSMH oranı yüksek, dışa bağımlı ekonomilerde daha belirgindir. Kurun yükselmesi; 1- İthal tüketim mallarının fiyatlarını kısa sürede, 2- İthal ara malları nedeniyle üretim maliyetini orta sürede, 3- Sermaye mallarının amortisman giderlerini de bir zaman aralığıyla artırarak enflasyonu hızlandırır. Devalüasyon, dövizle ödenecek borçların ulusal para karşılığını artırdığından, firmaların finansal yapılarını daha da bozarak, bütçe açığını büyüterek, alınacak istikrar önlemlerinin maliyetini de artırır. Kaldı ki rekabetçi denilen kurun ihracatı artırması, dış pazarların ürünlerimize karşı gelir ve fiyat esnekliklerine bağlıdır. Devalüasyon, stratejik malların ithalatını azaltmadığı gibi, dış ticaret haddinin aleyhe dönmesine yol açarak dış dengenin sağlanmasını da zorlaştırdığından başvurulması gereken en son çare olmalıdır.

Devletin havadan inme geliri olmadığından ancak kesimler arası aktarma yapmaktadır. Devlet, ancak belli kesimlerden kaynak sağlayarak kuruluşlara teşvik verebilir, borçlarını silebilir, iflastan kurtarabilir, ödüllendirebilir. Krizin yükünün, emekçiler, küçük işletme sahipleri, dar ve sabit gelirlilere yığılması mevcut düzenin değişmez kuralıdır. Her yangının sona ermesi gibi iktisadi bunalımlarda sona erer, iyi yönetilmediklerinde maliyetleri ağır olur.


Yazarın Son Yazıları

Yeni yıl beklentileri 30 Aralık 2020
Sözle yönlendirme 23 Aralık 2020
Enflasyon hedefleme 25 Kasım 2020
Yaygın yanılgılar 18 Kasım 2020
Ekonomi - Kısa notlar 11 Kasım 2020
Bağımsızlık 4 Kasım 2020
Yapışkanlık 28 Ekim 2020
Arayış 21 Ekim 2020