Öztin Akgüç

Ekonomide Öngörmek

22 Ağustos 2014 Cuma

Ekonomi biliminin yararı yalnız geçmiş ekonomik olayları çözümlemek, günlük gelişmeleri değerlendirmek değil; geleceği öngörmek, düzeltici önlemlerin daha olaylar gerçekleşmeden alınabilmesine olanak vermesidir. Kuşkusuz geçmiş ekonomik olaylar incelenecek, nedensonuç ilişkileri ortaya konulacak, günlük gelişmeler açıklanacaktır. Geçmişteki olaylar incelenir günlük gelişmeler izlenirken önemli olan geleceğe ışık tutabilecek ipuçları, gerçekleşebilir öngörülere dayanak bulabilmek, önlemler önerebilmektir.
Ekonomi programlarını izlemeye çalışıyorum. Ne geçmiş olaylar nedensonuç ilişkisi kurularak değerlendiriliyor, ne günlük gelişmelere bakarak geleceğe dönük sağlıklı öngörülerde bulunuluyor. Göze hoş gelebilecek grafikler çiziliyor, oklarla gösteri yapılıyor; kırmızı, siyah, yeşil renkler kullanılıyor. Gösteri iyi, ancak yararlı bilgi ve sonuç yok veya çok kısıtlı. Özür dilerim, suya sabuna pek dokunulmamaya çalışılıyor; fincancı katırlarını ürkütmemeye özen gösteriliyor. Zaten belli çıkar grup ya da gruplarının finansal açıdan desteklediği programlardan nesnel sonuçlar, değerlendirmeler de beklememek gerekir.
Yıllardır şu görüşü savunmaya çalışıyorum: Türkiye ekonomisi son yıllarda sağlam temellere dayanan sürdürülebilir, kendini besleyen bir büyüme gösterememiştir. Son dönemde de oldukça uzun sürecek, ekonomistlerin stagflasyon olarak nitelendirdikleri, durgunluk içinde düşük büyüme hızı ile birlikte süreğen yüksek fiyat artışı, enflasyon sürecine girmiştir. Cari yıl da dahil son yıllarda Türkiye ekonomisinin yıllık ortalama büyüme hızı, TÜİK katkısına karşın, yüzde 3 dolayındadır. Fiyat artışı hızı ise çift haneye yakın düzeyde sürmektedir. Yakın bir gelecekte bu gidişin düzeleceğine ilişkin bir belirtke, gösterge de yoktur.
Cari işlemler açığının, ekonomik büyümenin yavaşlamasının da etkisiyle bir ölçüde daralması olumlu bir gelişme olarak görülse de açığın finansmanı sorun olmaya başlamıştır. Kısa vadeli borçlanmayla, yabancıların kısa vadeli portföy yatırımlarıyla, cari işlemler açığının fonlanması daha ne kadar sürebilecektir? Ciddi bir soru olarak ortadadır.
Hane halkının borç yükü tehlikeli boyutlara yükselmiş, borç taksitlerinin hane halkı gelirine oranının yüzde 20-25’ini geçmemesi kuralı büyük ölçüde aşılmış, bankaların tahsili gecikmiş, alacakları sürekli artmaya başlamış, donuk alacaklardaki artışın ivme kazanma riski belirginleşmiştir.
Dış açık, borçlanma, bankaların tüketici kredilerine yönelmesi, halkın satın alma gücünün artışı şeklinde yorumlanmıştır. Ancak gelecekteki gelirler şimdiden tüketilmiştir. Dış borçlanma ve bankalar tüketici kredileri zorunlu olarak yavaşlayacak, özel sektör yatırım iştahsızlığına bir de iç talep yetersizliği eklendiğinde yıllık ekonomik reel büyüme hızı yüzde 3.0’lerin altına düşebilecektir.
Cari işlemler açığının finansmanına uzun süreli güvenilir kaynak sağlanamadığı sürece, tüm güçlüklere, olumsuzluklara bir de ödemeler dengesi krizinin eklenmesi olasıdır. Arjantin örneği unutulmamalıdır. Günü değil, Türkiye ekonomisinin geleceğini, itibarını kurtarmak amaçlanmalıdır.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Politik risk 22 Eylül 2021
Milliyetçilik 15 Eylül 2021
İki zıt kişilik 8 Eylül 2021
Hebennekalık 25 Ağustos 2021