Öztin Akgüç

Vekâlet savaşı mı?

04 Mart 2020 Çarşamba

Ortadoğu kargaşası, bataklığı hakkında yorum, değerlendirme yapabilmek için en azından aşağıdaki olguları, gelişmeleri göz önünde bulundurmak gerekiyor. Gelişmeler, “Niçin İdlib’deyiz” sorusunun yanıtına da ışık tutabilir.

- Kuzey Afrika ülkelerini de kapsayacak şekilde geniş Ortado­ğu, üç kıtanın birleştiği jeopolitik açıdan önemli, enerji kaynaklarının büyük bölümüne sahip beş yüz milyona yakın nüfusu ile kârlı pazar oluşturan coğrafi bir bölge olup, emperyal güçlerin hegemonya kur­mak için sürekli çatıştıkları bir alandır.

- I. Dünya Savaşı sonlarına doğru İngiltere, Fransa, Rusya Osmanlı topraklarının paylaşımı amaçlı üçlü anlaşma yapmış; Büyük Britanya’yı Mark Sykes, Fransa’yı Georges Picot temsil ettiğinden, anlaşma Sykes -Picot olarak anılmıştır. Anlaşmada Anadolu’nun paylaşımı da yer almış; Rusya’da devrim sonrası gizli tutulan anlaşma açıklanmış, nihai bölüşümde Rusya’ya pay verilmemiştir... Bölge­nin Batı Akdeniz kıyıları Fransız; petrol yatakları ağırlıklı bölümü de İngiliz nüfuz bölgesi olarak ayrılmıştır. I. ve II. dünya savaşları sonraları bölgede “böl -yönet” kuralı uyarınca çok sayıda sözde ba­ğımsız, gerçekte yayılmacı güçlerin güdümünde Arap devletleri ku­rulmuştur. Bu devletlerin yöneticileri yayılmacı (emperyal) güçlerle birlikte hareket etmekle beraber Filistin, Kudüs sorunlarında halkları­nın tepkisinden çekindiklerinden takıyye yaparak, emperyal güçlere karşıtmış görüntüsü vermektedirler. Nitekim Natenyahu da Trump Planı konusunda Arap ülkeleri ile kolayca anlaşabileceklerini öngörmektedir.

- İran, Ortadoğu da önemli bir figür olarak, etkisi Irak, Suriye üzerinden Lübnan’a değin uzanmakta, Hizbullah örgütü ile de İsrail için tehdit oluşturmaktadır. ABD’nin Ortadoğu’ya yerleşmesini varlı­ğı için tehlikeli gördüğünden, Rusya ile iyi ilişkiler kurmakta, Şang­hay İşbirliği Örgütü’nde gözlemci ülke statüsünde bulunmakta, Suri­ye de Esad rejimini desteklemektedir.

-  ABD’nin BOP (GOP) planınd, bölgenin örnek siyasal düzeni ılımlı İslam olarak belirlenmiş, uygulamada Türkiye pilot ülke olarak seçilmiş, askeri darbelerin açtığı yoldan MHP kılavuzluğunda AKP iktidara getirilmiş, Sayın Erdoğan projenin eşbaşkanı olarak onur­landırılmış, kendisinden Suriye sorununun çözümü beklenmiştir. Bu bağlamda sıralı olarak üç planın uygulandığı gözlenmektedir.

- Beşşar Esad’ın ikna yoluyla iktidarı bırakmasını sağlamak.  

Sayın Erdoğan’ın misyonu Beşşar Esad’ı ikna ederek iktidarı bırakmasını sağla­mak, “demokratik seçim” sonucu ABD güdümünde hükümet kurul­masına katkıda bulunmak olarak belirlenmiştir. Bu amaca yönelik olarak Erdoğan ve Esad aileleri arasında yakın ilişkiler kurulmuş, vizeler kaldırılmış, ziyaretler, ortak kabine toplantıları yapılmıştır. Esad’ın direnmesi sonucu planın başarısızlığı, Sayın Erdoğan’nın prestij kaybına yol açmış; soruna duygusal bir boyut da eklenmiştir.

- Suriye de iç kargaşa çıkarılarak Esad’ı uzaklaştırma planı. 

İkna planının başarısızlığı üzerine, Suriye’deki terörist, tedhişçi, cihatçı rejim muhalifleri, Batı TV’lerince “rebel” asi olarak nitelen­dirilen gruplara lojistik destek sağlanarak, iç kalkışma yoluyla Esad’ı ekarte etmek planlanmıştır. Önceleri başarılı gözüken plan, Rusya ve İran’ın olaya müdahil olmaları sonucu akim kalmış, si­lahlı gruplar İdlib’e sığınmak zorunda kalmıştır.

- TSK’nin vekâlet savaşlarında devreye sokulması planı.

Stratejik öneme sahip İdlib’in rejim güçlerinin denetimine geçmesiyle Suriye’nin toprak bütünlüğü büyük ölçüde sağlanmış olacağın­dan, ABD de kendi adına vekâlet savaşına girmiş olan silahlı grup­ları terk etmiş durumuna düşeceğinden, BOP’u gerçekleştirme ola­nağı sonlanacaktır. Bu olasılığa karşı TSK’ye İdlib’i yayılmacı güçler yararına koruma görevi verilmeye çalışılmaktadır. ABD, bir yan­dan “İdlib şehidimiz, Türkiye’ye destek olanakları arıyoruz, dost müttefik Türkiye, NATO Türkiye’nin arkasındadır” sözleri ile sırtı­mızı sıvazlamakta; öte yandan tehditlerle ödün koparmaya çalışmak­tadır. Ülkemizde milliyetçi olarak yaftalanan Amerikofiller de hama­si nutuklar atarak TSK’yi vekâlet savaşına girme konusunda tahrik etmektedir.

İç ve dış çevrelerin iğvasına, ayartısına kapılıp deke, oyuna düşmemek, tüm yayılmacı güçlere uzak durmak, tarafsız ve bağımsızlığımızı koru­mak, akılcı strateji olarak görülmektedir.

Ortadoğu da yayılmacı güçler arasında çatışma, rekabet sürecek, ABD, Rusya ve AB Ortadoğu’dan ellerini çekmeyecek, olanak bul­duklarında vekâlet savaşlarını tetikleyeceklerdir. Kurucu olunmayan bir oyunda paylaşım sürecinde sahada ve masada bulunmaya hevesli olmamak gerekir.


Yazarın Son Yazıları

Çaresizlik 27 Mayıs 2020
Virüsün finansmanı 20 Mayıs 2020
CHP’nin etkinliği 13 Mayıs 2020
Virüs senaryoları 6 Mayıs 2020
İnsan manzaraları 22 Nisan 2020
Toplumumuzdaki ayrışma 26 Şubat 2020