Pınar Öğünç

“Asıl evlerimizin halini görünce delireceğiz”

29 Mayıs 2016 Pazar

 

Gün içinde kaç kez telefonlaşılıyor, “Var mı kulağına gelen bir şey?” 20 Nisan'da Yüksekova'da operasyonun bittiği açıklandı ama sokağa çıkma yasağı sürüyor. Yasağın hemen öncesinde yanlarına belki bir hırka, bir battaniye dahi alamadan ilçelerini, köylerini terk edenler kilometrelerce ötede bekliyor.

 

Hayatında bilgisayar ekranına oturmamış koca teyzeler “İnternette gördük bizim eve havan isabet etmiş” diye konuşuyor. Çünkü sokağa çıkma yasağını delmenin yolunu bulan, para cezasını göze alan türlü yollarla içeri giriyor ve fotoğraflar çekiyor. Bazı Facebook sayfalarından, kişisel hesaplardan bu fotoğraflar paylaşılıyor sonra. Heyecanla “Bizim sokak ne halde?”, “Şu bizim ev mi?” diye bakıyorlar. Fotoğraf görüp bayılanlar anlatılıyor; “Abi bizim ev sizinkinin yanında değil miydi?” diyenler. Çünkü o ev artık yok.

 

Çatışma ve sokağa çıkma yasağının sürdüğü bölgelerden en fazla göç alan kent Van oldu. Cizre ve Silopi'den gelen de var ama çoğunluğunu kadim bağları nedeniyle Yüksekovalılar oluşturuyor. Valiliğe, belediyeye yapılan başvurulara bakıp üzerine bir de Yüksekovalıları dinlediğinizde rakam 36 bin ile 60 bin arasında değişiyor. Görüştüklerimizin çoğu Valilik'ten tek seferlik 500 lira yardım almıştı. Büyükşehir Belediyesi'nin Mart sonu açılan göç birimi de gıda yardımıyla, “kardeş aile” kampanyasıyla destek olmaya çalışıyor. Fakat bunları yeterli bulmayan çok.

 

Van Akköprü'deki konteyner kent 2011'deki deprem sonrası yapılmış. Afetin yaraları sarıldıktan bir süre sonra aynı konteynerlar Suriye'den, özellikle de Rojava bölgesinden gelen ailelere sığınak olmuş. Ne kadar manidar, şimdi aynı odalarda belediyenin yerleştirdiği bu yeni zorunlu göçün mağdurları kalıyor. Rojava'dan beş aile kalmış; evlerinden tek çöp alıp çıkmış Yüksekovalı dokuz aile burada akıbetlerini bekliyor. Raife Oğuz kanser hastası ve tamamen yakıldığını bildiği Kışla Mahallesi'ndeki evinde bütün hastane raporları da yanmış. 28 yaşında zihinsel engelli bir kızı yanında, bir oğlu cezaevinde.

 

'Gerekirse çadır kurarız'

 

Dört çocuklu Gülşen Tekçi'nin eşi Yüksekova'da bir kahvede çalışıyormuş, burada geçici görüldüklerinden kimsenin iş vermediğini söylüyor. Eve tamamen yıkılmış ve içindeki mobilyaların taksitleri daha bitmemiş. Yakınında havan topu patlayınca kalp krizi geçiren, üzerine bir ay yaşayabilen kaynını anlatıyor. İki çocuklu Zehra Ağırbaş'ın da hamal eşine iş veren yok; “Koca şehirde taşınacak şey yok mu?” diye isyan ediyor. 28 yaşındaki dört çocuklu Asya Eröz evinin sağlam olduğunu ama kapısı kırıldığından eşyalarının çalındığını biliyor. Hemen hepsi aynı cümleyi kuruyor: “Çadır kurarız, yine Yüksekova'ya döneriz”.

 

Zorunlu göç mağdurlarının en çok yerleştiği yerler TOKİ'ler. Ne yazık ki bunu fırsata dönüştürmek isteyen bazıları yüzünden, kısa bir süre öncesine kadar büyük çoğunluğu boş duran evlerin kirası 500-600 liraya çıkmış. Bu arada dayanışmak içini evini ücretsiz verenler de yok değil. Kevenli TOKİ daha yakın ama Edremit Kiracılar TOKİ'nin merkeze uzaklığı bir saat, özellikle kadınlar için gün içinde yapacak hiçbir şey yok. Okula giden çocukların uyum sorunları ise ayrı bir başlık; “Kafam almıyor baba” diye yakınan çocuklar dolu...

 

Bu kiraları verebilmek için yüz metrekarelik bir evde üç ailenin kaldığı oluyor. Sekiz çocuklu 65 yaşındaki Besna Tokgöz'ün kaldığı evde sadece Yüksekova'dan ayrılırken alelacele yuvarlanmış iki halı var; bir de içerde küçük tüp. O kadar. Tokgöz, çatışma süresinde orada bulunan az sayıdaki Yüksekovalı'dan. İki kez çıkmak isteyip güvenlik güçleri izin vermeyince kocasıyla 60 gün bir odada saklanıp evde kalan yiyeceklerle hayatta kalmaya çalışmışlar. Giden komşunun tavuklarını ara ara beslemeyi becermiş ama. Kürtçe bir ağıt yakar gibi “Yüksekova'yı bitirdiler, insanlığı bitirdiler” diyor.

 

TOKİ provası

 

Besna Tokgöz'ün emin olduğu bir şey de asla TOKİ'lerde oturmak istemediği. İronik mi dersiniz, trajik mi, beş binin üzerinde binanın yıkıldığı söylenen Yüksekova'nın yerle bir olan mahalleleri için TOKİ'lerin yapılacağı konuşuluyor. Aslında bundan endişe duyuluyor. Konuştuğumuz tek bir kişi bile iki-üç odalı bir apartman dairesinde yaşamayı kabul etmiyor. Fakat yasak kalktıktan sonra ne bulacaklarını da, onlara ne teklif edileceğini, neye mecbur kalacaklarını da bilmiyorlar. Hele tapusu bulunmayan çok sayıda müstakil evin sahibi için vaziyet daha da meçhul. Van'daki bu zorunlu bekleyiş ıstırap dolu bir prova sanki onlar için. Zenginlerin zaten Van'da ya da İstanbul'da başka evleri var.

 

Yüksekovalı esnaf Ali Çoban “Asıl evlerimizin halini görünce delireceğiz, travma o zaman başlayacak” diyor, “Benim evim hem merkezdeydi hem de armuttan cevize meyve ağaçlarıyla dolu bahçem vardı. Ben niye çocukluğumun geçtiği evden vazgeçeyim, ben niye TOKİ'de oturayım”. Operasyon bittikten sonra dahi yakılan evler olduğunu ve her şeyden önce, kökten sökülmüş MOBESE kameralarının yerlerine takıldığını duymuş. Önce MOBESE...

 

Muhtemelen 100 kişilik Hasar Tespit Komisyonu Yüksekova'daki işini bitirdiğinde yasak kalkacak. Sonrası meçhul. Evim duruyor mu? Evimden geriye ne kaldı? Bundan ev diye nerede oturacağım? Ne zor sorular bunlar. Ve ne acıdır ki, 1990'lı yıllarda köyleri yakılarak ya da boşaltılarak merkeze göçen aileler bunlar; ikinci kez yaşıyorlar.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bir tava bir kepçe 19 Nisan 2017