Şahin Aybek

Eğitim sendikalarının görevi iktidarların arka bahçesi olmak değildir

27 Nisan 2020 Pazartesi

Eğitim Kararları Bilimsel ve Görüş Birliğiyle Alınmalıdır. Sivil Toplum Demokrasinin Bir Ön Koşuludur… Eski çağlardan beri kullanılan “sivil toplum” kavramı; Aristo’dan sonra Thomas Hobbes, John Locke, Montesquieu ve Rousseau’da olgunlaşmıştır. “Sivil toplum” yurttaşların oluşturduğu düzendir, devletten önce gelen, devletin içinde yaşayan ama onunla özdeş olmayan, yeri geldiğinde devlete bile tepki gösteren bir tür insan ilişkileridir. “Sivil toplum” 18.yy.’ın ortalarına kadar devletle aynı anlamda kullanılmıştır. Ülkemizde ise “sivil toplum” dendiğinde maalesef ilk anda askeri olmayan bir yönetim yapısı anlaşılmıştır. Oysaki “sivil toplum”  devletin ve dar anlamda özel alanın dışında kalan ve toplumun kolektif hayatını oluşturan özerk grup, topluluk ve kurumların alanıdır. “Sivil toplum” politik, sivil, sosyal haklar, hukuk devleti ve değerler sistemi adına da demokrasinin vazgeçilmez bir ön koşuludur. Devleti siyasal, ekonomik, kültürel ve ahlaki açılardan sivil toplum aracılığıyla sınırlayabilir, denetleyebilir, geliştirebilirsiniz. Devleti böylelikle eleştirebilir, sorgulayabilir ve istikrarlı bir hale getirebilirsiniz.

Öğretmenler Eğitim Sendikalarından Milli Eğitim Bakanlığı’na Yardımcı Olmalarını Beklemektedirler

“Sivil toplum” ülkemizde sivil toplum örgütü(STÖ) veya sivil toplum kuruluşları(STK) isimleri ile anılmaktadır. Bizi burada özellikle eğitim alanında etkinlik gösteren sivil toplum örgütleri ilgilendirmektedir. Bu anlamada eğitim sendikaları önemli bir işleve sahiptirler. İnsanlar sendikalara sosyalleşme, birlik ve dayanışma ihtiyacı, politik ve ideolojik inançlar gibi farklı nedenlerle üye olurlar. Ülkemizde öğretmenler eğitim sendikalarından eğitim sisteminin çözümünde Milli Eğitim Bakanlığı’na yardımcı olmalarını beklemektedirler. Ayrıca öğretmenler mesleki saygınlıklarını koruyabilmek, geliştirebilmek ve eğitim sisteminin sorunlarının çözümüne katkıda bulunabilmek için sendikalara üye olmaktadırlar. Eğitime katkı koyabilmek ve eğitimi daha ileriye taşıyabilmek ve bir ortak akıl oluşturabilmek adına eğitime sadece eğitim sendikaları değil; pek çok sivil toplum örgütü de destek vermelidir. Yani eğitim için Milli Eğitim Bakanlığı, üniversiteler, çeşitli bakanlıklar, vakıflar, sanat merkezleri, eğitim sendikaları, sanayi odaları, dernekler, medya; kısacası herkes bir arada çalışmalı ve katkı koymalıdır.

Eğitim Kararları Bilimsel ve Görüş Birliğiyle Alınmalıdır

Sivil toplum örgütleri ülkemizdeki eğitimin planlanması ve yönetiminde daha aktif rol almalıdırlar. Eğitimin tüm paydaşları işbirliği yapmalı, kamuoyu oluşturmalı, bilimsel toplantı ve konferanslar düzenlemeli, üniversitelerle daha fazla işbirliği yapmalıdırlar. Sivil toplum örgütleri eğitimle ilgili daha fazla seminerler düzenlemeli, dergi ve raporlar yayınlamalı, basın toplantısı ve açıklamalar yapmalı, hukuk süreçlerine gerekirse daha fazla başvurmalı, eğitimle ilgili her düzeyde lobi etkinliklerinde bulunarak eğitimi ve eğitim kararlarını etkilemelidirler. Eğitimle ilgili alınan kararların sık sık değişmemesi için bu kararların sivil toplum örgütlerince de bilime dayalı olarak daha fazla tartışılması ve tüm bu eğitim kararlarının en yüksek görüş birliğiyle alınması gerekmektedir.

STÖ’lerin Görevi İktidarların Arka Bahçesi Olmak Değildir

Sivil toplum örgütleri eğitim için çok şey yapabilirler. Eğitim politikalarının oluşmasındaki karar alma süreçlerini çok ciddi bir şekilde etkileyebilirler. Bu bağlamda eğitim üst yöneticilerinin de sivil toplum örgütlerini daha ciddiye almaları, onların katkılarını yararlanıyormuş gibi yaparak değil gerçekten yararlanarak STÖ’lere daha fazla katkı koyabilecekleri bir ortam hazırlamaları gerekmektedir. Ayrıca STÖ’lerin de, amaçlarının siyasal iktidarların arka bahçesi olmadığını bilmeleri gerekmektedir. STÖ’ler MEB ile işbirliği yaparak karar süreçlerini etkilemede daha işlevsel ve yapıcı bir rol üstlenmelidirler. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin…


Yazarın Son Yazıları