Şahin Aybek

Her çocuk filozof doğar!

29 Mart 2021 Pazartesi

Çocuklarımıza daha etkili ve yaygın bir felsefe eğitimi vererek, onlara çağın iki büyük gücü olan; eleştirel ve yaratıcı düşünme becerilerini kazandırabiliriz. Böylelikle, öğrencilerimiz sorgulayacaklar, eleştirecekler, empati kurabilecekler, insani değerlere daha bağlı olacaklar, öğrenmeye açık olacaklar, bilinçleneceklerdir. Yani; çocuklarımızın felsefe eğitimiyle sorgulaması, düşünmesi ve farklı bakış açıları geliştirmeleri mümkün olacaktır. Ve çocuklarla felsefe deyince ülkemizde akla ilk gelen ilk isimlerden Tuğçe Büyükuğurlu ile bu konuyu konuştuk. Onunla ilgili detay bilgilere www.philotopia.com web sayfasından ve https://instagram.com/philotopiafelsefe sosyal medya hesabından ulaşılabilir.

Tuğçe hocam çocuklarla felsefe dünyada yeni bir alan mı?

Çocuklarla Felsefe ülkemizde yeni yeni popüler olmaya başlamış olsa da dünyada uzun süredir uygulanan ve bilinen bir yöntem. İlk olarak Amerika’da Matthew Lipman ile başlıyor. Bir üniversite profesörü olarak, öğrencileriyle, o sırada yaptıkları savaş karşıtı bir eylem hakkında felsefi bir tartışma yapmak istediğinde, üniversitenin felsefe bölümündeki bu öğrencilerin felsefe yapmak konusunda ne kadar eksik olduklarını görünce, bu pratiğin çok daha küçük yaşlarda başlaması gerektiğini düşünüyor ve kolları sıvıyor. Zamanla, Lipman’ın yanında yetişen öğrenciler kendi ülkelerine bu uygulamayı götürmeye başladıkça, alan ilgi çekmeye başladıkça da yayılıyor. Özellikle İngiltere’de farklı yaklaşımlarla Çocuklarla Felsefe uygulamaları başlıyor, günümüze geldiğimizde İngiltere’de olduğu gibi Avrupa’da da yaygın bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye’de de alan yavaş yavaş yaygınlaşmaya ve bilinir olmaya devam ediyor. 

Tuğçe hocam sizi biraz tanıyabilir miyiz, bu konuya nasıl yöneldiniz?

Benim üniversite eğitimim Klasik Filoloji üzerine, yüksek lisansımı da aynı bölümde Antik Çağ’da Eğitime dair bir tezle yaptım. Türkiye’de başladığım Çocuklarla Felsefe eğitimimi uluslararası eğitimlerle geliştirmeyi sürdürdüm.  Çocuklarla Felsefe çok zengin, çok derin bir alan; eğitimin hiç bitmeyeceği alanlardan. Yurtdışındaki meslektaşlarımız, alanın önde gelen isimleri kendi uzmanlıkları ne kadar geniş olsa da farklı ekollerden pek çok eğitime katılmayı, birbirlerinin eğitimlerine katılmayı sürdürüyorlar. Ben de bu yoldan ilerlemeyi seçtim. İngiltere’nin önde gelen kuruluşları olan The Philosophy Foundation’dan Uzman Felsefeci eğitimini, SAPERE’den P4C Eğitmenliği eğitimini aldım ve son olarak da SAPERE’nin kurucularından Roger Sutcliffe’ten İleri Seviye P4C eğitimi alıyorum. Ve bu eğitimlerde aynı sınıfı paylaştığım diğer eğitimcilere bakınca, alana yıllarını vermiş, bizzat Lipman’la çalışmış, kendileri de önemli eğitimler veren bu insanların hâlâ aynı şevkle alanda gelişmeyi sürdürdüklerini görüyorum ve bunun kesinlikle doğru bir yol olduğuna inancım artıyor. Sanırım bu, ülkemizde de yaygınlaşmasını dileyeceğim anlayışlardan biri. Bir eğitimle yetinmemek, farklıuzmanlarla farklı yaklaşımları deneyimlemek, sürekli seminerlere, atölyelere katılmak, kendisi soruşturan bir topluluğun parçası olacağınız her fırsatı değerlendirmek… Dünyada neler olduğunu takip etmek, ücretsiz düzenlenen pek çok etkinliği, tartışmayı takip etmek… Bunlar alanda gelişmek için bence önemli. Her verdiğim öğretmen eğitiminin ardından kendim de bir eğitime veya atölyeye katılmak gibi bir karar aldım, böylece bir yandan eğitim verirken bir yandan sürekli kabı doldurmaya devam etmek mümkün oluyor.

Hocam  Çocuklarla Felsefe uygulamalarını herkes verebilir mi?

Çocuklarla Felsefe kolaylaştırıcısı olmak için felsefeci olmak gerekip gerekmediği tüm dünyada tartışmalı konulardan biri. Bir fikir birliğine de varılmış değil. Ama uygulamaya yönelik düşünürsek her okula, her sınıfa Çocuklarla Felsefe eğitimi almış bir felsefe mezunu sokmak oldukça uzak bir ihtimal, oysa her sınıfta bir öğretmen var. Öğretmenler bu yöntemi öğrenebilir ve uygulayabilir. Zaten görüyoruz ki bu alanda eğitim alan öğretmenler kaçınılmaz olarak felsefeye de ilgi duymaya başlıyor. Kendini bu konuda geliştirmeye yöneliyor. Ayrıca bizim ülkemizde öğretmenlerin, başka ülkelerdeki meslektaşlarımızda şaşkınlık yaratan bir eğilimleri var. Kendi zamanlarından, kendi bütçelerinden kaynak yaratarak mesleklerinde gelişmek için çaba gösteriyorlar. Okulları onları eğitime göndermediği halde, çalışma saatleri dışında farklı eğitim ve seminerlerle kendilerini geliştiriyorlar. 

Tuğçe hocam hatırladığım kadarıyla sizin de bu konuda önemli bir eğitim girişiminiz vardı.

Philotopia Felsefe isimli bir eğitim girişimim var ve bu kapsamda üye olan öğretmenlere, sınıflarında öğrencileriyle uygulayabilecekleri felsefe oturumları gönderdiğim ücretsiz bir e-posta bülteni başlatmıştım. Bülten, pandemi döneminde sekteye uğramış olsa da, bu bültene üye olan öğretmenlerden aldığım mesajlar beni çok etkiledi. İki bine yakın üye arasında köy okullarından, birleştirilmiş sınıflardan, büyük şehirlerden uzak bölgelerden birçok öğretmen var. Sınıflarında bu uygulamaları şevkle yapıyorlar, bana çocuklarla deneyimlerini aktarıyorlar, bazen sorular soruyorlar, fotoğraflar yolluyorlar. Bu durum beni şöyle de etkiledi: Bu öğretmenlere bu eğitimi nasıl ulaştırabileceğimize kafa yormaya başladım. Pandemi henüz bizi çevrimiçi eğitimlerle tanıştırmadan çok önce, bunun yolunun çevrimiçi öğretmen eğitimleri olduğunu düşündüm ve bu yönde sertifikalar aldım, meslektaşlarıma fikir danıştım. Derken pandemi geldi. Bir anda, yapılmaz, olmaz sanılan çevrimiçi eğitimler hayatımızın gerçeği oldu. Bu da benim çok istediğim bir şeye alan açtı, şimdi Türkiye’nin her yanından eğitimcilerle buluşturabiliyorum Çocuklarla Felsefeyi. Çocuklarla Felsefe sadece büyük şehirlerin özel okullarına özgü bir yöntem olmamalı, yoksa felsefe yapmak ayrıcalıklı sınıflara özgü olurdu. Öyle olmadığını ve olamayacağını hepimiz biliyoruz. Felsefe insanın doğal bir etkinliği. Çocuklar için de son derece doğal bir arayışın, sorgulamanın; kendiliğinden orada olan bir merakın bizzat kendisi. Bu yüzden Çocuklarla Felsefe çok önemli bir araç.

Tuğçe hocam bizi okuyanlar “Çocuklar neden felsefe yapmalı?”, diye sorabilirler.

Tüm çocukların, aslında çocuk veya yetişkin tüm insanların, felsefi soruları var. Felsefe insanın doğal bir etkinliği dedim ama nasıl felsefe yapılacağı konusunda yetkinliklerin gelişmesi gerekiyor. Bunu hep şuna benzetiyorum: Şarkı söylemek de insanın kendiliğinden yapabildiği, doğal bir etkinlik. Ama ben çıkıp şarkı söylesem kimse için pek hoş bir deneyim olmaz. Evet, hepimiz şarkı söyleyebiliriz ama bunun eğitimini alan, bu alanda kendini geliştiren birinin şarkı söylemesi başka olur. Felsefe de böyle. Biz çocuklara akademik felsefe öğretmiyoruz, felsefe tarihini, filozofları öğretmiyoruz. Nasıl felsefe yapılacağı konusunda bir beceri kazandırmayı amaçlıyoruz. Doğal olarak felsefi soruları olan çocuklara, felsefe yapma yöntemlerini sağladığınızda ortaya çıkan manzara şahane oluyor. Fikirleri alıp sorulara dönüştüren, o soruları sorgulayan, soruşturan; kavramları irdeleyen ve onlar üstüne eleştirel düşünen; birbirlerinin fikirleri üstüne özen göstererek tartışabilen bir topluluğa dönüşmelerini izlemekten daha büyük bir keyif var mı bilemiyorum. 

Hocam bu şahane manzarada çocuklar nasıl kazanımlara ulaşmış oluyor?

Benim, Çocuklarla Felsefe oturumlarında en değer verdiğim becerilerden biri aktif dinleme. Çocukların birbirlerini dinleme becerilerinin gelişmesi, diğer çoğu becerinin kalbinde duruyor bence. Sadece kendi cevabını verene kadar sessiz duruyor olmak, dinlemek değildir mesela. Ama çoğumuzun dinleme anlayışı, konuşma sırası kendine gelene kadar beklemek. Çocukların erken bir yaşta, fikrini paylaşan arkadaşını gerçekten anlamak için dinlemeyi öğrenmesi pek çok diğer beceriye alan açıyor. Birbirini özenle dinleyen çocuklar, bir soru hakkında bir sürü bağımsız cevabı sıralamaktan uzaklaşıp birbirlerinin fikirleri üstüne fikir koyarak soruşturan bir topluluk oluyor. Söylenen fikre katılmayabilir, bunu da düzgün bir ifadeyle, doğru gerekçelendirmeyle dile getirebilir. Felsefede tartıştığımız soruların belli bir cevabı yok, dolayısıyla bir doğru cevabı kovalamıyoruz. Hep birlikte üstüne düşünüyor, birlikte düşüncelerimizi genişletiyoruz. Ve bu, o sınıftaki yetişkinler için de geçerli. Ben de her soruşturmada gelişiyorum, çocukların fikirlerini dinlemek benim fikirlerimi de genişletiyor. Benim daha önce hiç bakamadığım bir yerden bakabiliyorlar. 

Çocuk, benzemediğimiz insanlarla da benzer fikirlerimiz olabileceğini öğreniyor.

Böyle bir ortamda, özenle dinleyen, eleştirel düşünen, yaratıcı düşünmeyle yeni fikirler öne süren çocuklar, farklı fikirler olabileceğini, kendi fikrinin tek doğru olmadığını, bazen başkalarının fikirlerini dinlemenin kendi fikrinde değişiklikler yaratabileceğini ve bunların hepsinin son derece olağan olduğunu deneyimliyor. Hiç beklemediği bir arkadaşından kendinden çok farklı bir düşünce duyabiliyor, çok yakın arkadaş da olsalar farklı düşünceleri olabileceğini ve bunu sorun olmadığını öğreniyor. Belki hiç etkileşime girmediği bir arkadaşından çok yakın bulduğu bir fikir duyuyor. Benzemediğimiz insanlarla da benzer fikirlerimiz olabileceğini öğreniyor. Başta bir konuda emin olduğunu sandığı bir fikir sarsılabiliyor, kafası karışıyor ve bu kafa karışıklığının ne kadar eğlenceli olduğunu görüyor. Bir öğrencim “kafa karıştıran bir eğlence” diye tanımlamıştı felsefe oturumlarımızı. Bu düşünce yolculuğu illa ki, akademik felsefe deyince akla gelen o çok ciddi ve zor terimlerle dolu etkinlik olmak zorunda değil. O kafa karışıklığının eğlencesini tatmak da olabilir. Fikrini değiştirmenin yarattığı şaşkınlık da olabilir. Hep bildiği bir kavram hakkında yeni bir fikir bulmak da olabilir. Ünlü sözü var ya Platon’un “Felsefe merakla başlar”, çocukların yaşama karşı o eşsiz merakı felsefe yapmaya başlamak için çok elverişli bir toprak sunuyor. Bu becerilerin gelişmesi diğer derslerde nasıl bir etki sağlar konusunda araştırmalar, çalışmalar yapılıyor ama felsefe yapmak kendi içinde oldukça değerli sonuçlar doğuruyor, bunların değeri, diğer derslere katkısından daha etkili diye düşünüyorum. 

Tuğçe hocam Pandemi  süreci çocuklarla felsefe çalışmalarınızı nasıl etkiledi?

Pandemi sürecinde çocuklarla yaptığımız atölyeleri de çevirimiçi ortamlara taşıdık. Başta kaygılı olduğum bir konuydu. Bir çemberde oturmadan, yüz yüze olmadan felsefe yapmak fikri uzak geliyordu. Ayrıca çocukları daha fazla ekran karşısında tutmak istemiyordum. Ama atölyelere başladığımızda çocuklardan gelen tepkiler buna, özellikle de bu dönemde, ne kadar ihtiyaçları olduğunu görmemi sağladı. Pandeminin nispeten erken dönemlerinde başladım atölyelere ve çocukların, hayatlarındaki bu benzersiz dönemi anlamlandırma çabasında ne kadar önemli bir araç olabildiğini gözlemledim. Ekran karşısında tartışmanın onlar için sıkıcı olabileceğinden endişe etmiştim, aksine her derse büyük hevesle katıldılar. Aslında atölyelere başlamamdaki bir etken kendi deneyimim olmuştu. Özellikle yurtdışındaki meslektaşlarımız sıkça yetişkinler için felsefe oturumları yaptı bu süreçte. Ben de bu oturumlara katılmaya özen gösterdim. Ama bu kadar keyif alacağımı beklemiyordum. Sadece ben de değil, bir sanal odada, dünyanın bambaşka köşelerinden, bambaşka kültürlerden insanların oturup tartışmaktan aldığı keyfin sebebini sorguladım. Şunu fark ettim ki pandemi sürecinde kendi çevremize sıkışıp kaldık, tanımadığımız insanlarla karşılaşmamız, anlamlı bir diyalog kurmamız mümkün değildi. Felsefe oturumları bize bunu sağlıyordu. Ve çocuklarda da aynı etkiyi gördüm. Daha önce tanımadıkları akranlarıyla anlamlı, entelektüel bir diyalog kurmak onlar için de sağaltıcı bir etki yarattı. Birlikte felsefe yapan bir topluluk oldular zamanla. Dünyada bu oturumları yapmaya başlayan diğer eğitimcilerle sık sık fikir alışverişinde bulunduk ve bir New York Times makalesinde o uzmanlarla birlikte bizim Türkiye’de yaptığımız çalışmalar da yer aldı. Benim için de böyle bir anısı oldu o günlerin.

Tuğçe hocam sizin bu konuda önemli kitaplarınız olduğunu da biliyorum.

Çocuklarla felsefeye dair çocuk kitapları yazmak fikri oluşunca, Düşünce Deneyleri serisi ortaya çıktı. Düşünce Deneyleri, oturumlarda çokça faydalandığımız kaynaklar. Tabii ki filozofların yazdığı haliyle çocuklar için çok anlaşılır olmayabilirler ama onları uyarlayarak sınıflara taşımak yaygın bir uygulama. Ben de Düşünce Deneyleri üstünden felsefe yapan bir arkadaş grubunu ve onlarla eşlik eden bir felsefeciyi kitaplarıma taşıdım. Robert Nozick’in ünlü düşünce deneyi Deneyim Makinesi, Ne İstersen Makinesi’ne; Locke’un Siyam Kralı ile Hume’un Hint Prensi, Çöl Prensi ve Buz’a dönüştü. Serinin yeni kitapları üstünde çalışmaya devam ediyorum. Hem alan yazınından çevirilerle yetişkinlere, hem de Düşünce Deneyleri serisiyle çocuklara erişerek Çocuklarla Felsefe’nin kitapçı raflarında daha fazla yer tutmasına yardım edebilirsem ne mutlu. 

Bu alanda uluslararası çalışmalar yapan SOPHIA nedir ve siz bunun neresindesiniz?

SOPHIA’nın açılımı, Avrupa Çocuklarla Felsefeyi Geliştirme Derneği. Avrupa ülkelerinden Çocuklar İle/İçin Felsefe alanındaki uzmanların oluşturduğu bir yönetim kurulu var. 3 yıldır SOPHIA yönetim kurulunun aktif çalışan bir üyesi olarak hizmet veriyorum. Avrupa’daki uzmanlar her yıl başka bir ülkede bir araya gelerek atölyeler yapıyor, deneyim paylaşıyor, sunumlar yapılıyor. Amaç alanda çalışanlar arasında bir ağ oluşturmak ve alanı geliştirmek için sürekli bir fikir ve deneyim alışverişi içinde olmak. Bu ağın parçası olmak, mesleki gelişimimde çok büyük rol oynadı, diyebilirim. 

Tuğçe hocam son olarak alanda gelişememeye, eğitimlere dair ve eğitimcilere öneriler bağlamında neler söylemek istersiniz?

Dünyayla iletişim halinde olmaya çok önem veriyorum. Bu, tek başına yürünecek bir yol değil. Alanda çalışan tüm eğitimcilerin farklı farklı katkıları var, orada duran, paylaşılan bu deneyimlerden faydalanmak gerek. Ne bir eğitimle olup bitecek bir iş, ne kendi deneyimin kadarıyla sınırlı kalarak ilerlenecek bir iş. Sürekli yeni araştırmalar, makaleler, kitaplar geliyor. Bunları takip etmek, alanda çalışan diğer eğitimcilerle deneyimleri paylaşmak önemli. Maalesef Eğitmen Eğitimine katılıp, bitirdiği anda, alanda deneyim sahibi olmadan, mesai harcamadan öğretmen eğitimi açanlar oluyor, bu çok üzücü. Bunca mesai harcayan insanların verdiği eğitimlere katılıp, onların deneyimine dayanan derslerini birebir anlatarak öğretmen eğitimleri veriliyor. Bu alanda eğitim alanlara, farklı eğitmenlerin, farklı ekollerin, seminer ve atölyelerin, yabancı dilleri varsa başka ülkelerde yapılan uygulamaların, felsefe oturumlarının peşinde olmalarını öneririm. Ülkemizde Çocuklarla Felsefe alanında çalışanlar ne kadar donanımlı olursa o kadar ileri taşıyabiliriz alanı. Bunun için yurtdışındaki meslektaşlarımı, ülkemizdeki eğitimcilerle buluşturacak webinarler üstünde de çalışıyorum. İlkini simültane tercümeyle ve yoğun bir katılımla gerçekleştirdik. Sonuçta eğitimin hangi alanına emek veriyor olursanız olun, kendinizi geliştirmek için peşinden koşacağınız her fırsat onlarca, belki yüzlerce insana dokunacaktır. O yüzden gönül verdiğiniz alanın hep öğrencisi kalmak lazım. 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları