Şahin Aybek

“Ülkemizin tüm sorunlarının olduğu gibi eğitiminin de DEVA’sı var.”

21 Aralık 2020 Pazartesi

Türkiye Eğitim Modelini toplumsal mutabakatla hep birlikte kurgulayacağız.

Uzun yıllar uluslararası kuruluşların yurtiçindeki ve yurtdışındaki ofislerinde önemli görevlerde bulunan Zeynep Dereli, bu parlak kariyeri bırakıp ülkesine yerleşmeye karar verdiğinde Türkiye’nin ilk ve tek insan odaklı teknoloji okulu olan Teknoloji ve İnsan Koleji Tink’i kurdu. Zeynep Dereli geçtiğimiz Mart ayında Ali Babacan liderliğinde kurulan Demokrasi ve Atılım Partisi DEVA’nın da 90 kurucu üyesinden biri ve aynı zamanda Deva Partisinin Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı. 29 Aralık 2020’de gerçekleştirilecek 1.Olağan Kongre öncesinde Zeynep Dereli ile biraraya geldik ve onunla ülkemizin eğitim sistemini değerlendirdik, siyasette neler yapmak istediğini ve Deva Partisini konuştuk. Bu sıcak ve samimi sohbet için Zeynep Dereli’ye teşekkür ederim. 

   

“Bizde ise dönüşebilen bir eğitim değil sürekli değişen ve değiştikçe öğrencisini, öğretmenini ve velisini allak bullak eden bir sistemsizlik yaşadık. Eğitim sistemimizin temel sorunu sistemsizlik ve plansızlık. İnsanı merkeze alan, dijital çağın ihtiyaçlarına uygun, üstün nitelikli bilginin de ötesinde becerilerini geliştiren ve yeniliklere adapte edebilen öğretmen ve öğrenci yetiştiren, fırsat eşitliğini ve herkesin nitelikli eğitim hakkını garanti altına alan, kapsayıcı ve hayat boyu devam eden bir eğitim ve öğretim sistemini hayata geçirmeyi hedefliyoruz.”

Zeynep Hanım, sizi gazete haberlerinden, röportajlarınızdan ve televizyon programlarından tanıyoruz. Ancak sizi bir de sizden dinlemek isteriz. Zeynep Dereli kimdir? Kendisini nasıl tanımlar? Hayalleri var mıdır? 

Şahin Bey, öncelikle bu güzel sorunuz ve de röportaj davetiniz için size çok teşekkür ederim. Bence insanın kendisine en çok sorması gereken sorular tam da bunlar. Ben kimim? Ne yapmak istiyorum? Hayallerim nedir? Açıkçası bu soruları ben kendime yıllardır soruyorum. Elbette insan yaşadıkça ve geliştikçe bu sorularının cevapları da kendisiyle birlikte gelişiyor, değişiyor. Zeynep Dereli kim diye kendime sorduğumda ben şu cevapları veriyorum. Öncelikle Zeynep’im, sonra iki muhteşem kız çocuk annesiyim ve bir eğitim gönüllüsüyüm, yazarım. Ülkemiz için üretmek isteyen, ülkemizin geleceğinin eğitimden geçtiğine inanan ve bunun için de en doğru eğitim sistemini oluşturmamız gerektiğinin bilincinde olan bir ebeveynim, veliyim, vatandaşım. Her birey gibi benim de hem kendim için, hem çocuklarım için ve hem de ülkem için hayallerim var. Daha iyi bir eğitim alabildiğimiz, daha özgürce kendimizi ifade edebildiğimiz, aklın, bilimin hep en ön planda olduğu, üretimin ve bilimsel çalışmaların çok daha iyi ve nitelikli hale geldiği, güçlü bir ekonomiye, güçlü bir uluslararası etkinliğe sahip, özgürlüklerin garanti altına alındığı, hukukun üstün olduğu, adaletin ve liyakatin gerçekleştiği, mutlu, huzurlu ve barış içinde bir ülke hayal ediyorum. 

Zeynep Hanım, siz aynı zamanda bir eğitim girişimcisisiniz ama daha önce çok farklı bir alanda finans ve ekonomi dünyasında çalışma hayatınızın ilk bölümünü geçirdiğinizi biliyoruz. Üstelik üst düzey pozisyonlarda görev almaya başladığınız bir noktada o sektörü bırakıp, ülkeye dönüp sıfırdan kendinizi eğitim sektörüne adamış durumdasınız. Bu kararı alırken ne düşündünüz? Okulunuzu kurarken neyi hedeflemiştiniz?

Kariyerime başladığımda üniversiteden mühendis olarak mezun olmuş, akabinde finans alanında yüksek lisans çalışmamı bitirmiştim. Aldığınız eğitim ilk kariyerinizin de bir nevi belirleyicisi oluyor diye düşünüyorum. En azından o zaman benim için öyleydi. Bu nedenle de eğitimini aldığım alanda çalışmaya başladım. Ama bunu sonsuza kadar sürdürmek istemediğimi ben de hissediyordum. Çalışma hayatına dair, yurt içi ve uluslararası alanda iş dünyasına dair çok önemli bir bilgi ve deneyim edindiğim bu süreci sonlandırmaya karar verdiğimde eğitim alanında çalışacağımı biliyordum. Çünkü eğitim benim için sonradan içine dahil olduğum bir alan değil. Ailemin eğitim konusundaki çalışmaları da bana ilham verdi. Aslına bakarsanız eğitim hepimizin hayatında en azından öğrenci olarak içinden geçtiğimiz bir süreç olarak da hepimizin aşina olduğu bir alan. Ama elbette bu bir eğitim girişimcisi olmak için yeterli değil. Ben kariyerim boyunca çok uluslu kuruluşların içinde olduğumdan farklı ülkelerden gelen insanların çalışma disiplinlerini ve aldıkları eğitimin çalışma hayatına etkilerini de gözlemleme fırsatı buldum. Bu nedenle ülkemizin temel sorununun eğitim sistemimizden kaynaklandığını söylemek yanlış olmayacaktır diye düşünüyorum. Bu sorunu elbette tek başıma çözemezdim ama bu sorunun nasıl çözüleceğine dair önerilerimi geliştirip, o önerileri bir model haline getirip uygulamaya koyabilir ve örnek olarak bir eğitim modeli geliştirebilirdim. İşte Teknoloji ve İnsan Kolejleri Tink bu fikir ve amaç üzerine hayata geçti.

Bu süreçte dünyanın en inovatif 100 okulu arasına girdik, Avrupa Birliğinin değerlendirmesiyle okullarda mükemmeliyet merkezi seçildik. İşte bunlar benim için çok büyük gurur ve onur kaynağı. Eğitimde doğru yolda olduğumuzu, doğru adımlar attığımızı gösteren çok kıymetli başarılar. Şu zamana kadar ortaokul ve lise düzeyinde eğitim veriyorduk. Öğrencilerimizin başarılarını da gözlemledikçe, eğitimi diğer seviyelere de genişletmeye karar verdik. Artık anaokulundan itibaren tüm K12 seviyelerine eğitim vereceğiz.

Bu yıl yeni bir okulumuz daha var. Tamamen on-line eğitimden oluşan programlarıyla Dijital Kolej ile tüm öğrenciler için kolej eğitimini erişilebilir hale getirmeyi hedefledik.  Bildiğiniz gibi; “Engage” dijital merkezi, İslam Kalkınma Bankası (IsDB) tarafından gelişmekte olan ülkelerde bilim, teknoloji ve yeniliğin gücüyle ekonomik ve sosyal ilerlemeyi hızlandıracak projeleri desteklemek amacıyla kurulmuştur. İşte bu merkezin sunduğu faydalardan biri olan 2020 Dönüşüm Fonu’nu (2020 Transform Fund) kazanan 10 projeden biri  Dijital Kolej. Çok yeni bir eğitim girişimi olarak ülkemizi bu platformda temsil edecek olmak da bizim için büyük bir onur.

Bir eğitim gönüllüsü olarak, gönlümü, emeğimi, zamanımı ve elbette maddi kaynağımı yatırdığım eğitim kurumlarımızın bu başarılara erişmesi beni çok mutlu ediyor ve yine ne mutlu ki bu alanda yapmış olduğum girişimleri değerlendiren Ekonomist dergisine göre, ülkemizin en başarılı iki kadın girişimcisinden biri seçilmiş bulunuyorum. Tüm bunların bana eğitim için doğru işler yaptığımı göstermesi açısından çok değerli ve önemli olduğunu düşünüyorum.

         

Nasıl bir eğitim modeli kurguladınız? Bu eğitim modelinin çıktısı olan insan nasıl bir yetkinliğe sahip oluyor?

Ülkemizde eğitim sistemimizin aksadığı temel nokta insanın gözden kaçırılmış olması. Oysa eğitimin temel öznesi insan. Öğretmen ve öğrenci ana aktörler. Burada insanı gözardı ederek müfredatı, çıktıları ve kazanımları esas aldığınızda sistem tıkanıyor. Çünkü bizde ne yazık ki eşit ama adil olmayan bir bakış açısıyla hazırlanmış bir yapı var. Bu dersin içeriğinden başlıyor, ölçme ve değerlendirme sürecine kadar sürüyor. Neyi kastediyorum? Her öğrencinin öğrenme becerisi, ilgi alanı ve yeteneği aynı değil. Ama sistem istiyor ki her çocuk aynı bilgiyi aynı şekilde alsın ve hatta aynı şekilde de anlatsın. O zaman ünlü karikatürdeki gibi oluyor. Çocuklar her biri kendilerine göre hayal gücüne sahipken, öğretmen o hayalleri tek bir dikdörtgene veya kareye indirgemek üzerine işlevi olan bir dikteci gibi görünüyor. Oysa öğretmenlerimizin de öğrencilerimizin de sınıf içinde özgür olmaları, öğrenme sürecini kendi dinamikleri içinde belirlemeleri esas alınmalı diye düşünüyorum. Kitapta yazılı olanı, yazıldığı şekliyle doğrudan aktaran bir öğretmenin yerine robotu koyduğumuzda veya aynı şekilde kitapta yazılı olanı, yazıldığı şekliyle doğrudan alacak bir öğrencinin yerine robotu koyduğumuzda hiçbir şey fark etmeyecektir. Oysa bizim en büyük özgünlüğümüzün duygularımız, düşüncelerimiz, yeteneklerimiz ve bunları harmanlayarak kendi öz bilgimize erişebilme kapasitemiz olduğunu düşünüyorum. 

Eğitim modeli de bu yeteneklerimizi ve özgünlüğümüzü öne çıkarabilmeyi teşvik etmeli, bizim yaratıcı yanımızı geliştirmelidir. Allah’ın bize bahşettiği en büyük gücün esin ve ilham olduğuna inanıyorum. Bu gücü destekleyen bir eğitim modeli nasıl kurgulanır diye düşündüğümde vardığım sonuç Tink’ti. İnsanı merkeze alan, onun biricikliği ile barışık olan eğitim modelimizde elbette MEB’in Anadolu Liseleri için olan müfredatını da uyguluyoruz. Öte yandan her öğrencinin farklı karakteri, güçlü yönleri, gelişim alanları ve farklı öğrenme yönteminin olduğunu bildiğimiz için öğrencilerimizin bireysel yetkinliklerini e-öğrenme platformumuzu kullanarak tespit ediyoruz. Bu tespit sonrası, öğrencimizin yetkinlik ve tercihlerine uygun kişisel eğitim programı hazırlıyoruz. 

Ayrıca “Flipped Learning” denilen “Tersyüz Eğitim” modeli ile derslere girmeden önce öğrencilere derslerin özetini, ana fikirlerini ve önemli noktalarını kurduğumuz sistem üzerinden iletiyoruz. Böylece öğrencilerimiz derslere hazırlıklı gelip ders saatlerini tartışma ve fikir üretmek için kullanıyorlar. Yeni nesil ödev anlayışımız doğrultusunda hazırlanan öğrenme içerikleri ile öğrencilerimizin derslere hazırlıklı gelmesini sağlıyoruz. Bu sayede derslerde zamanın büyük bir kısmını uygulamaya ayırıyor, öğrenimi içselleştirilerek kalıcı ve verimli hale getiriyoruz. Ayrıca eğitimde çok kıymetli bulduğum akran öğrenimi ile öğrencilerimize; erken yaşta birbirlerine yardım etmeyi, öğreterek öğrendikleri bilgileri paylaşmayı ve topluluk önünde kendilerini daha iyi ifade etmeyi öğretiyoruz. Farklı yaş gruplarından öğrencilerimizin, gelecekte bizi bekleyen problemlere ortak projelerle çözümler üreterek öğrenimlerini içselleştiriyor, öğrenmeyi sürekli hale getiriyoruz. Öğretmenlerimizin de öğrencilerimize mentörlük yaparak projelerini takip etmelerini ve gelişimlerini desteklemelerini sağlıyoruz. Profesyonel yaşam deneyiminin öğrencilerimize aktarılmasına büyük önem veriyoruz. Bu çerçevede TinkTalks etkinliğimizde her hafta çarşamba günü, iş dünyası, akademi, sivil toplum, sanat ve spor alanında lider olmuş kişileri öğrencilerimizle okulumuzda bir araya getiriyoruz. Çünkü bizim hedefimiz her gün sınav telaşıyla yaşayan, plansızlıklar içinde kaygısı artan bir nesil değil, 21.yüzyıl yetkinliklerine sahip insanları yetiştirmektir. Bunun ülkemiz için de bir hedef olması gerektiğine yürekten inanıyorum.

Zeynep Hanım, biliyorsunuz ülkemizin eğitim alanında temelde kanayan yarası sürekli değişen eğitim sistemi. Son 18 yılda değişen her bakanla hatta aynı bakan görevdeyken dahi sistemin değiştiğini gördük. Siz bu örnek modelinizin kurulabilmesi için mevcut eğitim sistemini bir kez daha tamamen değiştirmekten mi söz ediyoruz?

Çok haklısınız, eğitim sistemimiz yıllar içinde bir yap boza döndü. Bu anlamda bir eğitim sistemimiz var veya bir eğitim modelimiz var demek de doğru değil. Çünkü dünyada örnek diye adlandırdığımız modellere baktığımızda aslında temelde bir oturmuşluk görüyoruz. Bu örnek eğitim modellerinin değişimlerden ziyade değişen zamanın ve çağın ruhuna uygun olarak kendini dönüştürebilen eğitim modelleri olduğunu görüyoruz. Bizde ise dönüşebilen bir eğitim değil sürekli değişen ve değiştikçe öğrencisini, öğretmenini ve velisini allak bullak eden bir sistemsizlik yaşadık. Eğitim sistemimizin temel sorunu sistemsizlik ve plansızlık. Bu nedenle biz mevcut eğitim sistemini kökünden değiştireceğiz diyerek yeni bir kriz yaşatmamanın önemine inanıyoruz. Eğitim sistemimizin olmazsa olmazları belli. Bilim ve akıl. 

Nasıl bir eğitim modeli konusu ise toplumsal mutabakatla karar verilecek bir husus. Çünkü eğitim siyaset üstü bir konu. Ailelerinin hangi partiye oy verdiğine bakılmaksızın, hangi aileden geldiğine bakılmaksızın, dinine, ırkına ve kökenine bakılmaksızın bu ülkede yaşayan her bir çocuğumuzun nitelikli eğitime erişimde fırsat eşitliği haklarının olduğuna yürekten inanıyor ve bunu gerçekleştirmek için çalışıyoruz. Burada toplumsal mutabakatla cevap vermemiz gereken sorular şunlar. Biz nasıl bir ülkede yaşamak istiyoruz? Nasıl bir bugün ve nasıl bir gelecek istiyoruz? Çünkü bir masanın etrafına oturduğumuzda hepimiz geçmişe dair pek çok kırgınlık, öfke veya üzüntü, sevinç gibi duyguları aynı şekilde taşımayabilir ve geçmişe dair tartışabilir, kavga edebilir ve uzlaşamayabiliriz ama geleceğe doğru baktığımızda ben inanıyorum ki hepimiz iyi bir gelecek, mutlu bir gelecek ve güzel bir gelecek konusunda hiç tartışmasız uzlaşırız. O halde o geleceğe ulaşmak için yapmamız gerekenleri birlikte müzakere etmeliyiz ve eğitim de bunların başında geliyor.

Bu eğitim modelini nasıl kurgulamayı düşünüyorsunuz? Öncelikleriniz ne olacak?

İnsanı merkeze alan, dijital çağın ihtiyaçlarına uygun, üstün nitelikli bilginin de ötesinde becerilerini geliştiren ve yeniliklere adapte edebilen öğretmen ve öğrenci yetiştiren, fırsat eşitliğini ve herkesin nitelikli eğitim hakkını garanti altına alan, kapsayıcı ve hayat boyu devam eden bir eğitim ve öğretim sistemini hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Bu eğitim sistemi elbette verimli bir insan kaynağı politikasını da içerecek. Böylece planlı bir eğitim ve istihdam ortamında işsizlik sorunu en aza inecek hatta ilerleyen süreçte artan yatırım imkanları ile işsizlik bir sorun olmaktan da çıkacak. Bunu hayal gibi görebiliriz ama imkansız değil. Çünkü gelişen, değişen dünya koşulları bize şunu gösteriyor, bu değişime ve dönüşüme uyum kabiliyeti olan insanlar, yani hayat boyu öğrenimle kendi bilgi, beceri ve yetkinliklerini güncelleyebilen insanlar için çalışma hayatı daha güçlü oldukları bir alan. Bu nedenle ülkemizdeki her bir bireyin kendisini yeniden keşfettiği, sürekli geliştirebildiği ve hayat boyu öğrenme sürecinin içine dahil olabildiği bir eğitim sistemi tasarlıyoruz. Bunun da hayal olmadığını ve gerçekleşebileceğini de bize yeni teknolojilerin sunduğu imkanlar gösteriyor.

Bugün evinizden dünyanın başka köşelerindeki okullara, üniversitelere kaydolup on-line derslerle pek çok konuda eğitim almanız mümkün. Burada yapılması gereken az önce de söylediğim gibi eğitimde dönüşümü yakalamak. Eğitim sisteminin yaşadığı sorunlar ortada. Biz bu sorunların çözümü için kısa-orta ve uzun vadeli çözümler üzerinde çalışılması gerektiğini değerlendirmekteyiz. Halihazırda öğretim gören çocukların sürekli değişen sistemlerden mağdur edilmemesi amacıyla yeni eğitim sistemine geçiş için kademeli bir geçiş ve pilot uygulamalar iyi birer çözüm sunacaktır diye düşünüyorum. Bunun için de yine belirttiğim üzere toplumsal mutabakat şart. Eğitimin tüm taraflarının görüşleri, ihtiyaçları ve önerileri doğrultusunda şekillendirilecek Türkiye Eğitim Modelini, her siyasi partiden temsilcilerin olduğu ama sadece siyaset dünyasının masada olmadığı, öğretmenlerin, öğrencilerin, velilerin hatta eğitim sektöründe yer alan tüm tarafların, okul idarelerinin, özel okulların, kursların, servisçilerin, kantincilerin, kırtasiyecilerin ve forma üretenlerin dahi birlikte oturduğu bir müzakere masasında eğitimi her yönüyle dikkatle ele alıp toplumsal mutabakatla hep birlikte kurgulayacağız.

                   

Bu söyledikleriniz uzun zamandır siyaset hayatında yaşanan sert ve kavgacı dilin çok ötesinde farklı bir perspektif sunuyor. Tam bu noktada size şunu sormak isterim. Siz Mart ayında kurulan ve henüz 9 aylık bir partinin Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısısınız. Geçtiğimiz 9 ayda illerde ve ilçelerde büyük bir oranda teşkilatlanma çalışmalarınızı tamamladınız ve 47 iliniz ilk kongrelerini gerçekleştirdi, gelecek hafta da genel kongrenizi gerçekleştirmeyi planlıyorsunuz. Bundan 9 ay önce yola çıkan 90 kurucu üyeden birisiniz. Deva Partisi kurulurken nasıl bir Türkiye hayali ile yola çıktınız ve Zeynep Dereli neden Deva Partisindeki o 90 isimden birisi olmayı kabul etti?

Ülkemizin ve eğitim sisteminin sorunlarını konuşmaya başladığımızda siz de takdir edersiniz ki bir röportaj asla yetmeyecek. Günlerce konuşsak yaşanan sorunların çözümüne bir katkımız da olmaz. Demokrasilerde insanların yapması gereken şey yaşadıkları sorunların çözümü için ellerini taşın altına koymak, sorumluluk almak ve bunun için çalışmaktır. Ben de bu düşünceyle eğitim sisteminde yaşanan sorunların çözümü için elimi taşın altına sokmak ve çalışmak istedim. Uzun yıllar yapmış olduğum uluslararası çalışmalarda da Bakanlık yaptığı dönemde pek çok kez biraraya geldiğimiz Sayın Ali Babacan’ın ülkeye, dünyaya bakışını biliyorum, çalışma disiplini, azmi ve kararlılığı, uluslararası ve ulusal platformlardaki saygınlığı, bilgi ve birikimi, barışçıl yapısı da hepimizin malumu. O nedenle kendisiyle biraraya gelerek ülkemizin sorunlarının çözümü için çalışmak benim için hem bir onur hem de mutluluktur.

Biz Deva Partisinin kurucu üyeleri Sayın Genel Başkanımız Ali Babacan’ın liderliğinde biraraya gelirken tam olarak, ülkemizin geldiği noktada iyi şeyler de olmasına rağmen, ekonomik anlamda tepe taklak bir seyir izlendiği, eğitim başta olmak üzere pek çok alanda sistemin tıkandığı, bürokrasinin işlemediği, karar mekanizmalarının ve erklerin bir elde toplanmaya başladığı noktada sorunların arttığını ve çözülmesine dair de kimsenin görüşünün alınmadığı bir ortamda, ellerimizi taşın altına soktuk ve dedik ki “Ülkemizin tüm sorunlarının Deva’sı var”. Biz bu sorunların çözümü için üzerimize düşen sorumluluğu almak istedik. Geçtiğimiz 9 ayda çok hızlı bir şekilde teşkilatlandık 78 ilimizde il teşkilatlanma çalışmaları tamamlandı. İlçelerde teşkilatlanma çalışmalarımız da hızla sürüyor ve tamamlanmak üzere. Gelecek hafta da kongremizi gerçekleştireceğiz. Bu bizler için çok kıymetli bir gün olacak. Çünkü tıpkı Mart ayındaki kuruluşumuz gibi Partimizin tarihçesinde çok önemli bir yeri olacak bir gün. Hatta bu nedenle biz Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’ya geldiği 27 Aralık günü Kongremizi gerçekleştirmeyi planlamıştık ancak covid-19 tedbirleri kapsamında hafta sonları sokağa çıkma kısıtlamasına denk geldiği için 29 Aralık’a ertelemek durumunda kaldık. Umuyorum hem Partimiz hem de ülkemiz için Kongremiz, başarılı ve hayırlı sonuçlara vesile olur.  

Zeynep Hanım, siyaset ülkemizde çok erkek egemen bir alan. Size sormak istediğim son sorum ise bu alanla ilgili. Siyasette kadın olmak ve siyasette kadınların yer almasına dair ne söylemek istersiniz?

Ben ikisi de çok erkek egemen olan siyaset ve iş dünyasında bir kadınım ve gerek iş dünyasında gerek siyaset dünyasında kadın temsilinin kapsayıcı, duyarlı ve şeffaf demokrasilerin gelişimi, ülkenin kalkınması için önemli bir faktör olduğuna inanıyorum. 

Kadın olmak sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada bazen zor. Türkiye'de kadınların 1930'dan beri oy kullanabildiği ve 1934'ten beri seçilebildiği, bu da Türk kadınlarının İtalyan ve Fransız kadınlarından 11 yıl önce, İsviçreli kadınlardan 36 yıl önce seçilebildiği anlamına geliyor. Ama diğer taraftan kadınlar ve kızlar sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada pek çok zorlukla karşı karşıya. Zorluklar, küresel olarak kadınların hayatlarının her alanında kesinlikle çok büyük. Bu, eğitim, sağlık, şiddet, tecavüz, istismar gibi zorluklarla bu listeyi ne yazık ki çok uzun tutmak mümkün. Bir örnek vermek gerekirse, Dünya Ekonomik Forumu'nun 2018 Küresel Cinsiyet Farkı raporuna göre; kadınların, erkeklerle aynı parayı kazanmaları ve eşit iş fırsatlarına sahip olmaları için 202 yıl beklemeleri gerekecek.

Uzun yıllar boyunca hükümetler, kurumlar ve en önemlisi kadın hareketi tarafından gösterilen büyük çabalara rağmen, kadınlar ve kızlar hala şiddete maruz kalıyor ve hala iş ve siyasette yeterince temsil edilmiyorlar. Her ülkede siyasette kadınlardan daha fazla erkek görüyoruz. Ama bence Türkiye ve Dünya daha fazla kadın siyasi lidere hazır olmalı. Bu salgın sırasında, kadın liderlerin bulunduğu ülkelerin salgınla diğerlerinden çok daha iyi başa çıkabildiklerini gördük. Çünkü kadınlar farklı bakış açılarıyla ve yöntemleriyle krizi çözebiliyorlar. Çocukluk zamanlarında bile farklı oyunlar oynarız. Ama inanıyorum ki, eğer erkekler ve kadınlar bir araya gelip birlikte çalışmanın bir yolunu bulurlarsa bu kesinlikle tüm dünya için en iyisi olacaktır. Bu yüzden başta siyasette olmak üzere pozitif ayrımcılığı, kadın kotasına sahip olmayı ve gençlere, dezavantajlı insanlara da kota belirlemeyi doğru buluyorum. Bu yöntemle farklı bakış açıları, farklı yaklaşımlar bir araya gelerek demokrasilerimizi geliştirecektir.

Araştırmalar, kadınların liderlik ve çatışma çözüm biçimlerinin demokratik idealleri somutlaştırdığını ve kadınların erkek mevkidaşlarından daha az hiyerarşik, daha katılımcı ve daha işbirlikçi bir şekilde çalışma eğiliminde olduğunu gösteriyor.  Araştırmalar ayrıca, kadın milletvekillerinin "kadın" sorunlarını daha geniş anlamda sosyal meseleler olarak görme eğiliminde olduğunu, muhtemelen kadınların geleneksel olarak toplumlarında anne ve bakıcı olarak oynadıkları rolün bir sonucu olarak ve daha fazla kadının siyaseti yeterince temsil edilmeyen veya azınlık gruplarına hizmet etmeye yardımcı olacak bir araç olarak gördüğünü gösteriyor.   Bu nedenle kadın milletvekilleri, toplumun kaygılarına karşı daha duyarlı ve seçmen ihtiyaçlarına daha duyarlı olarak algılanıyor.

Kadınların eğitimde temsili ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Kadınların barışın yeniden inşası ve çatışma sonrası yeniden yapılanma konusunda eşsiz ve güçlü bir bakış açısına sahip olduklarını düşünüyorum. O nedenle kadınların pek çok alanda eksik temsil edilmesi temel sorundur. Bunu eğitim hayatında da görüyoruz. Örneğin eğitim sektöründe 2019 yılında Japonya yüzde 7 ile en düşük kadın okul müdürü oranına sahip ülke. Türkiye ise yüzde 7,2 ile kadın okul müdürleri arasında en düşük ikinci orana sahip olan ülke. MEB’in verilerinden yola çıkılarak yapılan bir araştırmada görüyoruz ki il milli eğitim müdürlerinin sadece yüzde 2,5'i (81 müdürden ikisi), müdür yardımcılarının yüzde 5,4'ü (299 müdür yardımcısının 16'sı) ve ilçe milli eğitim müdürlerinin yüzde 0,8'i (917 yöneticiden 7'sinin) kadın. Oysa öğretmen kadın oranı bu çalışmanın yapıldığı okullarda erkeklerden yüksek. Yani çoğunluğu kadın olan öğretmenlerin yönetimine gelindiğinde erkekler çoğunlukta. Öte yandan Türkiye Bilim Raporuna baktığımızda da Türkiye’de araştırmacı kadın oranının 1985’te %27 iken 2019’da %45’e yükseldiği görülmekte ise de akademik kariyerde kadınların üzerinde bir “cam tavan” olduğu anlaşılmaktadır. Zira kadınlar lisans ve yüksek lisans düzeyinde %45 oranında eğitimde yer alırken, doktorada bu oran %43, doktor öğretim üyesinde %36, doçentlikte %34 ve profesörlükte ise %28 katılım oranı ile giderek düşen bir katılım oranına sahip durumdadır. Eğitim hayatının her seviyesinde yaşanan bu sorunun özellikle incelenmesi, bu durumun önlenmesi için de kota gibi tedbirlerin alınması gerektiğini düşünüyorum.

Bu nedenle kadınları siyasette, eğitimde, iş dünyasında kısacası hayatın her alanında daha fazla yer almaya çağırıyorum. Kararların kadınların ihtiyaçlarını ve tercihlerini yansıtmasının kadın temsilinin artmasıyla sağlanabileceğini düşünüyorum.


Yazarın Son Yazıları