Selçuk Erez

Doğru sözü söylemenin zamanı geldi!

24 Mart 2016 Perşembe

Türkiye, tarihinde az görülmüş bir kaos içine sürüklenmiştir: Televizyonlarda her gün cenazelerinin peşinde ağlayan insanları, patlayan bombaların yıktıkları binaları, bunların altında kalanları izlemekteyiz.
Kaçınılmaz bir alın yazısı mıdır bu? Ülkede sağlıklı insan, yıkılmamış bina kaldıkça sürecek midir bu rezalet?

Buna benzer çatışmaların nasıl gelişip nasıl sonlandığını incelersek bazı şeyler öğrenip bir çıkar yol bulabilir miyiz?
Kuzey İrlanda’da gerçekleşmiş iç savaşa bakmalı: İrlanda adasının güneyinde nüfusunun çoğu Katolik olan bağımsız İrlanda Cumhuriyeti, kuzeyinde nüfusunun çoğu Protestan olan ve Britanya’nın bir bölümünü oluşturan Kuzey İrlanda var.
Kuzeyde yaşayan Katolik azınlık, ikinci sınıf vatandaş konumundan, bundan kaynaklanan eşitsizlikten, hukuksuzluktan şikâyet ederek 1960’larda gösterilere, protestolara başladı. Çoğunluk, bunlara sert tepkilerle karşılık verdi. 1972’de Katoliklerin sulhçul gösterilerini İngiliz ordusu ateş ederek bastırdı. Katolikler silahlandılar, iki taraf arasında kanlı çatışmalar başladı. 1969 ile 2001 yılları arasında 3532 kişi öldü. Bunların 3489’u 1969-1998 arasında yitirildi. 1998’den 2005’e kadar ölümler çok azaldı, sonra bitti. Neden?
Çünkü 1998’de iki taraf arasında bir sulh anlaşması imzalandı: Bu anlaşmadan sonra da bazı çatışmalar gerçekleşti ama bunlar giderek azaldı ve sulha varıldı.
Kuzay İrlanda iç savaşı ve benzeri çatışmalar incelendiğinde sulhun eninde sonunda iki tarafın masa başına oturup, konuşup anlaşmalarıyla sağlandığını görüyoruz.
Bu noktaya varılıncaya kadar ölenler? En dokunaklı ağıtlar, en güzel anıtlar onları geri getirmiyor, yitimlerinin yol açtığı acıları dindirmiyor.
Bu durumda, politikacıların artık “Nerden gelirse gelsin” terörü lanetlemekten, cenazelerde boy göstermekten ötede bir şey yapmaları gerekmez mi? İktidarın da muhalefetin de artık açık sözlü olması, konunun taraflarının masaya oturulup görüşmeler yoluyla çözümlenmesini erteleyerek daha fazla insanımızın yitirilmemesini sağlamaları gerekir.
Açık sözlü olmak ve doğruları konuşmak konusunda politikacılara örnek olan akademisyenleri kınamak ayıptır, başka yerlerde çatışmayı bitiren yöntemleri önerenleri suçlamak, haklarında takibata başlamak yapılması gerekenin tam tersidir.
Özellikle üç bilim insanının, Esra Mungan, Kıvanç Ersoy ve Muzaffer Kaya’nın tutuklanması hatanın ötesinde bir tutumdur: Hiçbir evrensel yasa, kural ve gelenek, insanların ölmemesini, öldürülmemesini isteyenlere yapılan bu muameleyi vatanseverlikle bağdaşan bir davranış olarak nitelemez.
Politikacıların, basının, aslında hepimizin bu konuda açık sözlü olmak, doğruları söylemek konusunda Esra Mungan, Kıvanç Ersoy ve Muzaffer Kaya’dan ve akademisyen arkadaşlarından esinlenmemizin zamanı gelmiştir!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Böcek yeriz o zaman! 30 Ağustos 2018
Saraydan kız kaçırma... 23 Ağustos 2018
Mahmut Makal’ın önemi.. 16 Ağustos 2018