Yanlış hesap Şam’dan da döner mi?

19 Haziran 2015 Cuma

Tel Abyad kentinde yaşananlar, Suriye’deki gelişmelerin Ankara’nın talepleri ve arzularına göre şekillenmediğini tekrar göstermiştir. Ankara bugün uzun zamandır korktuğu durum ile baş başadır. Yaşananlar, zamanında Kuzey Irak’ta olduğu gibi, şimdi Suriye’nin kuzeyinde de otonom bir Kürt bölgesinin oluşacağını gösteriyor. Üstelik bu bölge Irak’taki Kürt bölgesine bitişik olacak.
Bu çerçevedeki en önemli gelişme ise bu bölgenin de ABD’nin ve Batı’nın koruması altına girmesi olacak. Dış politika söz konusu olduğunda işlerin beklenmedik gelişmelere göre nasıl değişebileceğine bir kez daha tanık oluyoruz.
Bundan sadece bir buçuk yıl önce ABD Türkiye’yi, Kuzey Iraklı Kürtlerle işbirliği yapıp Irak’ın toprak bütünlüğünü bozmakla suçluyordu. Dünya sanki tersine dönmüştü. Türkiye Iraklı Kürtlerin düşmanı değil hamisi görünüyordu. Mesud Barzani ise AKP kongrelerinin şeref konukları arasında sayılıyordu.
ABD, Iraklı Kürtler bir yana, artık Suriyeli Kürtlerin de hamisidir. PYD ve askeri kolu YPG’yi “PKK bağlantılı” diye terör örgütleri listesine koyma niyetinde de değil. Bugün Batı için Suriye’deki asıl düşman IŞİD’dir; ne Esad, ne de PYD. Washington’ın PYD ile ittifakı da Tel Abyad’da resmen tescil olmuştur.
Ankara bu durumdan elbetteki büyük rahatsızlık duyuyor, çünkü kendisi açısından buradaki esas düşman, ilk etapta PKK ve bağlantıları, ikinci etapta ise Esad rejimidir. Fakat “rahatsızlık” duymanın ve bunu diplomatik kanallardan Washington’a duyurmanın ötesinde yapabileceği bir şey yok. Nedeni de ortada.
Suriye konusunda peşi peşine ve ısrarla yapılan hesap hataları Türkiye’yi kendi bölgesinde etkisiz bıraktı. Son gelişmeler ışığında yaptığı hataları değerlendirecek olursak bunun Kobani’nin kuşatılmasıyla başladığını söyleyebiliriz.
O sırada AKP iktidarı IŞİD gibi grupları Kobani’deki Kürtlere tercih ettiğini çağrıştıran tutumlar takınmıştı. Bugün de hâlâ tüm itirazlarına rağmen radikal İslami gruplara yardım etmek konusunda töhmet altındadır. AKP, Kürtleri bu şekilde yabancılaştırmanın hesabını seçimlerde ödedi tabii.
Şimdi de Suriyeli Kürtlerin kendilerine otonomi sağlama realitesiyle nasıl başa çıkabileceğini pek bilemiyor. “Yaptırmayız” “ettirmeyiz” türünden sert çıkışların burada bir işe yaramayacağı aşikâr. Bu çıkışların bir işe yaramaması ise Türkiye’yi daha da zayıf bir duruma düşürüyor.
Gelişmeler Ankara’nın istese de istemese de PYD ile işlevsel diyalog kanalları açmak zorunda kalacağını gösteriyor. Türkiye bunu inadına yapmayabilir ama bundan kazançlı çıkması pek mümkün görünmüyor. Bu arada, barış süreci çerçevesinde PKK ile fiilen pazarlık yaptığı bilinirken, başkalarından PKK ve ona yakın gruplardan uzak durmalarını istemek ayrı bir çelişki oluşturuyor.
İster ABD, ister Rusya olsun, dış politikada gelişmeler pek nadiren ülkelerin başkentlerinde yapılan hesaplara uyar. Washington bunu Irak’ta gördü. Moskova ise bugün Ukrayna’da görüyor. Dış politikada esas olan, akıntıya karşı kürek çekmek değil, dümeni akıntıyı göre ayarlayıp teknenin savrulmasını veya batmasını önleyerek, mevcut koşullar ışığında ulusal çıkarı sağlayacak en iyi istikamete yönelmektir.
Başka bir ifadeyle, Türkiye’nin Suriye’de yaşayarak gördüğü gibi, temenniler değil tespitler önemlidir. Akıntının yönünü tabii ki sevmeyebilirsiniz. O zaman bunu değiştirmek için gerekirse savaşmaya hazır olmanız gerekir. Ancak bu yolu seçseniz bile istenen sonucu elde edeceğiniz hiçbir zaman garantili değil. Öte yandan savaşmaya hazır değilseniz yaptığınız uyarılar ve tehditler “kurusıkı” olmanın ötesine geçmez.
Yeni hükümetin ne zaman kurulacağı belli değil, fakat kurulduğu zaman masasındaki en önemli sorun Suriye meselesi ve bu çerçevede gerekli olan politika revizyonu olacak. Bunun bir ayağı da kuşkusuz Suriyeli Kürtlerle nasıl bir ilişki istendiğini saptamak oluşturacak. Yanlış hesap Bağdat’tan döner derler. Şam’dan da dönüp dönmeyeceğini göreceğiz.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları