Değişimin yönü!..

08 Mayıs 2015 Cuma

Değerlerin aşındığı, kimliksizleştirmenin öne çıktığı toplumsal bir altüst yaşıyoruz.
İlkeler anlamsız kılınıyor.
Sahte bir gerçeği, dayatma çabası... Egemenlere çaresiz boyun eğmemiz isteniyor.
Değişim evet, tarihsel diyalektik bir gerçek.
Dünya, insanlık, ülkeler, toplumlar, insanlar değişir.
Değişimle dönüşümün, farklılaşmanın ayrımı olmalı oysa.
Dönüşüm ne, dünkü düşüncelerimizi bırakıp, dayatılan gerçeğe boyun eğmek zorunda mıyız?
Üstelik hiçbir özeleştiri yapmadan, sanki yaşadıklarımız, savunduklarımız, söylediklerimiz geçersiz gibi, bütün bir hayat yokmuş gibi, aniden yeni gerçekliklerin farkına varmış gibi...
Kendini inkârdır bu ve insanın kendini kandırması boşunadır...

***

Örneğin dünyanın, insanlığın, bireyin değişimi, özünde yüzyıllardır süren sömürü gerçeğini değiştiriyor mu? Bunun adı, değişim mi?
Olamaz!
Sömürü, özünde değişmedi çünkü...
Döneklerin yaptığı, Kafka’nın hamamböceğine dönüşmesindeki yabancılaşmadır. Kendi varlığını inkârdır, başkalaşmadır.
En zoru, insanın kendine yabancılaşmasıdır.
Dönek izah edebilir ama gel gör ki, bünyesindeki sancı büyüktür. Kılıfına uydurmak, mümkün olabilir, bazılarını ikna edebilir.
Ya hayatı algılayan, karmaşaları, çelişkileri sakin bir bakış açısıyla, duru bir gerçeklikle kavrayanlar açısından inandırıcı mıdır?
Uzun dönem belirli değerlere bağlı yaşarken, bütün bir yaşamı birikimleriyle savunurken, aniden, dış etkiler ya da kişisel çıkar temelinde” başkalaşmanın açıklaması kolay mıdır?

***

Neler gördük?
12 Eylül faşist darbesinden önce farklı fraksiyonlarda sol, Marksist, devrimci mücadelenin öncüleriyken kimileri, baskı, korku, ya da çıkar temelinde bir anda inkâra yöneldi.
Yıllardır savunduklarını terk ettiler. En ahlaklıları “Bizim savunduklarımız yanlışmış. Dünyayı algılayamamışız” diyebildi. Büyük bir bölümü ise sanki hiçbir şey olmamış gibi geçmiş hayatlarını hiçe saydı.
Yazık ettiler...
Özalcı, küreselleşmeci, neo-liberal oldular.
Mücadele ettikleri gericilikle, dincilikle işbirliği yaptılar.
Böylece egemenlerin gözünde akıllısayıldılar, düzene uydular, nemalandılar belki ama zavallıdırlar.
Medyada muteber olmaları, açmazlarını gideremez.

***

E, ne yapsınlar! Anlaşılır olmak, kabul görmek insan var oluşunun gerçeği!
O zaman sapla samanı karıştırırlar, yeni bir gerçeklik algısı yaratırlar...
Cumhuriyetin değerlerini, kazanımlarını itibarsızlaştırırlar.
Cumhuriyetin kurumlarını devşirir, dönüştürür, farklılaştırırlar.
Bir zamanlar kendilerinin de haykırdığı, Mustafa Kemal’in “Benim karakterim, bağımsızlıktır” sözü, hamasettir artık onlar için.
Küresel sömürü düzeninde “tam bağımsızlığın” hikâye olduğunu anlatmaya didinir onlar.
Deniz Gezmiş’leri, devrimci mücadeleyi sürdürenleri romantik bir savaşcı kıvamında gösterme gayretindedirler.
Oysa gerçek farklıdır.
Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü’nü anımsamak gerekir.
68 kuşağının 1-10 Kasım tarihleri arasındaki yürüyüşünün notlarını aktarayım; tarihsel belgedir.
“10 Kasım 1968: Öğleden evvel, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde topİ landık. Yürüyüşün sonunu bağlamamız gerekiyordu.
Biz, Anıtkabir’e varmak ve Ata’nın huzurunda ona bağlılığımızı, hiç değilse saygı duruşunda bulunarak göstermek istiyorduk.
Saat 13.30’da Anıtkabir’in önünde toplandık.
Her türlü tertiplere, azgınlıklara rağmen yılmayan üç yüz bilinçli kafa.
Çelengimiz getirildi. Çelengin üzerine, ‘Amerikan emperyalizmine karşı milli kurtuluş yolunda izindeyiz Samsun Yürüyüşçüleri’ yazmıştık.
Ata’nın huzuruna çıktık.
Saygı duruşunda bulunduk ve deftere, Deniz Gezmiş tarafından ‘Amerikan emperyalizmine karşı ikinci milli kurtuluş savaşımızda gerçekten izindeyiz. Milli Kurtuluş Savaşımız yok edilemez.
Onu yok etmek için bütün Türk milletini yok etmek gerekir. Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşçüleri’ diye yazıldı.

***

Geçen hafta sonu 12 Eylül öncesi devrimci mücadelenin sıcak ortamını soluyan Manisa Spor Akademililerinin 40. yıl buluşmasındaydık.
Yurtseverlikleri su götürmez, mücadele, dostluk, arkadaşlık temelinde merhabalaşmak, umut vericiydi.
Dönemin öğretmenlerinden Şinasi Akçay, “Bir buluşmanın bize öğrettikleri” başlığını ortaya attı. Konuştuk tartıştık...
Çeşitli fraksiyonlarda devrimci mücadele yürütmüş insanlar kuşkusuz değişmişti, ama büyük bir çoğunluğu bozuk düzene karşı muhalif duruşunu sürdürüyordu.
İnsanın insanlaşması, değerleriyle, mücadelesiyle, toplumcu bakış açısıyla mümkündür.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Yaşasın Cumhuriyet 1 Ocak 2016
Sesler kısılırken... 25 Aralık 2015
Sahipsiz Saip Köyü... 7 Aralık 2015