Ankara kriterlerinden Erdoğan kriterlerine..

27 Mart 2018 Salı

Gerekçe aynı gerekçe gibi.. “AB merkez, karar verici ülkelerinin, Müslüman ağırlıklı ülke olarak Türkiye’yi üye almaya gönülleri yatmıyor.. Kapılarında en uzun süreli ülke olarak süründürdükleri yetmiyor. Haksız, sudan gerekçelerle işleri yokuşa sürüp, görüşmeleri tam kesmeseler de ertelemeler, geri çevirmeler için bahaneler üretiyorlar. Pes etme, vazgeçme suçunu bizim üzerimize atmak üzere taktikler uyguluyorlar. Zorla güzellik olmaz. Türkiye AB’den gelen çifte standartlı dayatmalara boyun eğemeyeceğine göre, iç dinamiklerini, kararlılığını kanıtlama yolunda Ankara kriterleri ile yürür..
Gazeteci olarak tanıklıklarım, en keskin 12 Eylül askeri darbesi ile kazanılmış demokratik haklara, siyasal, sendikal, düşünce özgürlükleri yasaklarına karşı tepkilerin yoğunlaştığı yıllar sonrası, AB üyeliği, Türkiye’nin çağdaşlaşması, uygarlaşması, demokratikleşmesi amaçlarından vazgeçmeme simgesi olarak siyasetçilerin ürettikleri bir kavramdı “Ankara kriterleri” içinde demokrasiden sapma adımlarında bizimle benzer konumdaki aday ülkelere gösterilen anlayış, hoşgörü, kolaylıkların bize tanınmamasının kırgınlığının altının çizilmesi de vardı. Türkiye’yi arka bahçede tutma, bir yandan da ekonomik ilişkiler ağırlıklı Türkiye’nin nüfus yoğunluğu, ucuz pazar olarak kullanılabilmesini sonuna kadar sömürme sitemlerini, haklı tepkilerini de barındırıyordu.
Kuşkusuz ülkemiz siyasetçilerinin sorumluluğunda, gümrük duvarlarının aleyhimize sınırsız kırılmasının, “Biz pazar onlar ortak” sitemlerinin de sayısız örneklerini yaşama, bedellerini ödemenin burukluğundan da besleniyordu. Çok sınırlı da olsa iç siyaset dinamiklerinin elverdiği ölçülerde, en azından liberal demokrasinin çıkarlarına çomak sokmayan alanlara yönelik, kimi evrensel demokratikleşmenin adımları sayılabilecek, BM, AB sözleşmelerinin kriterleriyle uyumlu yasal değişiklikler de Meclis’ten uzlaşmalar ağırlıklı geçebiliyordu..

***

Benim için en anlamlıları Uluslararası Çalışma Örgütü, ILO’nun kimi sözleşmelerinin, asgari çalışma, sendikal hak ve özgürlüklere ilişkin metinlerin geçirilmiş olmalarıydı.. Hâlâ ILO sözleşmelerine imza atmış olmamızla bağlantılı iç hukukumuzda uymak zorunda olduğumuz ancak pek çoğunda yasal düzenlemelerle içselleştirme hak götüre, çok daha ağır hukuk ihlalleri yoluna saptığımız örnekleri değil saymak, yazı dizilerine sığdırmak çok zor olabilir. İnsan hakları, kadın hakları, BM sözleşmelerine uyum yasalarına ilişkin yol alışlarımızda da aynı çarpık gelişme söz konusu. Sadece 12 Eylül sabıkalarından söz etmek de haksızlık. Doğrusu Ak Parti, Erdoğan liderliği yürüyüşünde 2002’den günümüze kimi liberalleşmenin en sorgulanamaz metinlerini, ilk yılların havai fişeklerle kutlanan AB üyelik görüşmelerinin yeniden başlatılması havalarını saymazsak, her alanda, her şeyin 12 Eylül sürecinin de hakların içselleştirilmesi ölçeklerinde çok ama çok daha gerilere götürüldüğü gerçeğini görmek zorundayız..

***

Özetle basın özgürlüğü, siyasal, toplumsal örgütlenme, sendikal, kadın, çocuk, çevre, bağımsız yargı, hak-hukukun geçerli olduğu insan hakları, demokratikleşmenin tüm yaşamsal ölçeklerinde, günümüz Türkiye’si, 12 Eylül askeri darbesinin yarattığı hak gasplarının gerisinde.. Çok daha ustalıkla fiili dayatmalar, sivil darbelerinin, tek partili, tek liderli gibi yürütülen, 15 Temmuz öncesi ve sonrasının İktidarları erklerinde, çifte kavrulmuş süreçlerinin paketlerinin bütününde, çok daha boyutlu gerisinde, rejimi demokrasi gibi görünen ülkeler içinde en gerilerde, diplerde..
Birlikte anımsayalım 12 Eylül askeri darbesinin demokrasimizde açtığı yaralar üzerinden yaşanan sorunlar nedeniyle, yaraların çabuk sarılabileceği, gereken onarımların yapılabileceği anlamındaydı siyasilerimiz AB’den gelen ikiyüzlü tepkilere yanıtlarındaki “Siz bize şans tanımazsanız, biz de Ankara kriterleriyle yolumuza devam ederiz..” sitemleri 12 Eylül sonrasının sıcak gündeminde yeşermişti. Dönemin sendikal hareketi 27 Mayıs’ın askeri darbe yüzüne karşın, Türkiye’nin yakalayabildiği en demokratik haklar, düşünce , basın, özgür sendikalaşma, siyasal, sosyal örgütlenmeler özgürlüklerinin kapılarını açan anayasası,12 Eylül’ün istenildiği kadar ağırlaştırılamayan haklar gaspı gerçeği karşısında, 12 Eylül yaralarının çok kolay onarılabileceği düşünü bile görmüştü.
Erdoğan kriterleri dayatmasında ise; “Dünya dengeleri altüst. Bize çok haksızlık ettiniz. Dünyanın en diktatoryal rejimleri, kirli çıkar ağları içinde at oynatıyorsunuz. Yarattığınız terör örgütleri ile bizi tehdit ediyorsunuz..” bir yüzü ile ne kadar haklı ise, öteki yüzüyle o kadar haksız meydan okumalar var..    


Yazarın Son Yazıları

Hitler faşisti gibi.. 26 Eylül 2020
Ruhi Su’yu anma.. 22 Eylül 2020
Batan geminin malları.. 19 Eylül 2020
Yalancının mumu.. 15 Eylül 2020
Yaralar nasıl sarılacak? 28 Ağustos 2020