Barış Peşrevle Sınanamaz...

06 Kasım 2014 Perşembe

Güreşte seyirliği zenginleştirmek, rakibinin gücünü ölçmek üzere, önden peşrev, elense çekmek, oyunun olmazsa olmazı... Barış sürecinde ülkemizde çözüme çok yaklaşıldığı, anlamlı bir dönemeç noktasına varıldığı, gerek İktidarları, gerekse Kürt cephesince kamuoyuna müjdelenmişken yaşananları; karşılıklı güç yoklaması, karşı tarafı yenmek, en iyi niyetli yaklaşımla istenenleri almak, koşularını dayatabilmek üzere güç, tehdit gösterisi olarak değerlendirenler çoğunlukta. İyimserler, son bir aydır şiddet, çatışma, tehdit dozu çok tırmanmış bu gerilimin, 50 ölüye varan çatışmalarının kaosunda, terörün her türden örneğinin sahnelendiği, ne olup bittiğinin, gerçek sorumlularının, karşılıklı suçlamalarda anlaşılamaz kılındığı sağırlar diyaloğunun, yine de toplumun çoğunluğunun güçlü beklentisine dönüşmüş barış sürecini yıkamayacağı, riskli, çok sert tehdit güç gösterilerinin yarattığı kaygıyla, hızlı, sürpriz uzlaşma adımlarının gelebileceğini savunuyorlar...
Barış süreci, peşrev, elense çekmekle seyirliği zenginleştirilecek bir güreş oyunu değil ki... Karşı tarafı nasıl yeneceğinizi, vurmak için zayıf noktalarını öğrenmeye çalıştığınız, seyirliği zenginleştirmeye yarayan, peşrev niyetine oyunlar, can yakan denemeler, olsa olsa karşılıklı güven duygularını yok eden, cepheleşmeyi, düşmanlıkları, ayrımcılıkları besleyen sonuçlar üretirler ki... Oyunu sahneleyenler provokatörler olsa, gerçek tarafların hiç suçları sorumlulukları söz konusu olmasa dahi, çoğunluğun barıştan yana güçlü iradesini bile yıkabilecek acımasız sonuçlar üretebilir... Kapalı kapılar arkasında yürütülmüş, demokratik uzlaşma, genel toplumsal desteğin aranmadığı, başta siyaset, toplumsal örgütlenmelerden saklanmış sürecin kaçınılmaz yarattığı kuşkulara son gelişmeler, çatışmalar tuz biber oldular.

***

Toplumda dipten gelen dalgalar olarak var olan kaygılar, barış içinde birlikte yaşam iradesini ortaya koyabilecek bir uzlaşma umudunu yeterince sarsmıyormuş gibi, İktidarları ve Kürt cephesinin taraflarından yansıyan karşılıklı suçlamaların barış koşulları ile çelişen içerikleri, “Barış dilinin unutulması, savaş, çatışmacı dilin, kaygıları, cepheleşmeleri, korkuları, tehditleri besleyen, düşmanlık üreten içerik kazanması.” olarak karşımıza çıkıyor... Eskiden olsa karşıt tarafların canlı yayınlarda açık açık tartışmalarının, kaygı, beklenti, kırılma noktalarını açaklamalarının çıkış, akıl yolunda buluşmada işe yarayacağı sonucunu çıkarırdık. Son günlerin dozunda, içeriklerinde, ortak akıl “Eyvah” nidası ile yutkunmaya yol açıyor... Barış sürecinde atılan adımlarda, yürünen yollarda “birlikte yaşayabilmenin olmazsa olmaz ilkeleri, kriterlerinde..” yaşamsal risklerin olduğu kaygıları büyüdükçe büyüyor...

***

Hiç unutmadım, unutamam da... ABD’nin arabuluculuğunda, Clinton’ın iki yanında İsrail ve Filistin tarafları barış anlaşması imzalamışlardı... İstanbul’da gerçekten iki tarafın da içtenlikli barıştan yana sözcüleri, İsrail Barış Örgütü Başkanı ile Filistin’in Ankara Temsilcisi gözümüzün içine baka baka, “Barış için yapılanlar çok az ve çok geç” değerlendirmesinde buluşmuşlardı... Çok çabuk haklı çıktılar. Yıllar içinde aralarında, Hamas’ın da işin içine katılması, yeni çelişkiler, çatışma gündemlerinin, kaosların oluşmasında kaç büyük kanlı çatışma oldu, yoksul Filistinlilerin kaçının canına, dibe vuran zorlu yaşam koşullarına mal oldu?.. Sayamıyoruz bile...
Dün El Aksa Camii’nde Müslümanlara ait ibadet yapılan bölüme İsrail askerlerinin postalla girmeleri, gaz bombalarının kullanıldığı çatışmalar yaşandı... İki aynı topraklardan çıkmış tektanrılı dinin, birbirini tanıyan değerleri, birbirinin devamı peygamberleri gerçeğine karşın, ortak geçmişlerinde ortak kutsal bir ibadet yerini koca bir tarih içinde paylaşamamış olmalarını nasıl açıklayacağız? Müslüman tarafından bakarak, büyük olasılıkla haklı olarak da.. İsrail’in çaktırmadan yıl yıl attığı adımlar, son inşaatları ile El Aksa’yı kutsalları olan Müslümanlara kapatıyor sonucuna varsak neyi değiştireceğiz ki?.. Barışa giden yolda El Aksa’nın iki dinin de kutsalı olduğunu kabul etmekten, birlikte ibadette paylaşmaktan başkaca çıkış yolu var mı ki? “Emperyal çıkarlar doğrudan şeytani planlarla olmasa da, siyaset oyunları, toplumsal güdüleme, algılamaların, yoksullaştırma, yoksunlaştırmanın tuzağında... Yoksul güney dünyasının halklarını, farklı inançlar, mezhepler, ırklardan insanlarını barış içinde birlikte yaşam gerçeklerinden koparıp, çağlar gerisinde kalmış olması gereken ilkel ayrımcılık, cehaletin tuzağında birbirlerine kırdırarak besleniyor..” demek gidişata da açıklık getiren bir gerçeklik olabilir... Sonucu değiştirmede hiçbir işe yaramıyor. Çünkü sonuçta birlikte, barış içinde yaşamayı beceremeyenler, bir diğerlerini boğarak, üstüne çıkarak ayakta kalmaya çalışanlar, yoksul güney dünyalıların ta kendileri... Ülkemizde hâlâ Ortadoğu, İslam dünyası bataklıklarında yaşananları yaşamak zorunda olmamak gibi bir şansımız var... Cumhuriyet kazanımları, Atatürk devrimleri, laiklik, kurtuluş, kuruluş destanlarında yaratılanlarla oluşturulmuş sağlam bir çimento; evrensel insan hakları, demokrasi kriterlerini yakalamanın ortak dinamiği, bilinci tam olmasa da çoğunluk istencinden beslenen Anadolu uygarlığı, aydınlanmasının pusulasının yol göstericiliği var..  


Yazarın Son Yazıları

Hitler faşisti gibi.. 26 Eylül 2020
Ruhi Su’yu anma.. 22 Eylül 2020
Batan geminin malları.. 19 Eylül 2020
Yalancının mumu.. 15 Eylül 2020
Yaralar nasıl sarılacak? 28 Ağustos 2020