'Bir Grup Geliyor Ulan Dağıtın!...'

02 Mayıs 2013 Perşembe

Şişli-Mecidiyeköy yol sapağı özel araçlar, minibüslere de kapatıldığında, bu komutu ilk duyduğumda saat 9.30’a gelmemişti. Dakikalar geçmeden yan yoldan gelmeye çalışan, yüz kişiyi bile bulamadığından emin olduğum grupçuğun üzerine gazlı-basınçlı su ile püskürtme operasyonu başlamıştı. Gaz bulutu akımının ters yönünde en kuytu köşeye yüzüm gözümü örtmüş olarak sığındığım, hedef olmadığım halde, kaçınılmaz nefes almakta zorlanıp, yüzü-gözü şişmiş konuma düşmüştüm. Gaz bombalarının patlama sesleri arasına, cılız da olsa püskürtülmeye direnen grupçuktan gelen slogan sesleri karışıyordu... Uzaktan atılan taşlarla zaman zaman geri bile çekilmek zorunda kalan tam teçhizatlı panzer yavaş da olsa sokağın içine doğru yol alıyor, dağıtma operasyonunun gereği yerine getiriliyordu. Ardından egemen olan cankurtaran sesleriyle yaralıların toplanması sürecine geçildiğini anlıyordum...
Yasaklarıyla boşaltılmış olarak iktidarlarının medyatik güç gösterisi alanına dönüşmüş Taksim’de, yığılmış televizyon kanalları canlı yayınlarında en anlamlı sözcük, açıklamaların anlamsız kaldığının sabahın alacakaranlığında ayırdına vardığımdan, binasında hedef olmuş DİSK’lilerin yanına ulaşabilmenin daha anlamlı olacağına karar vermiştim. Birkaç dakikalık yürüme yolunu, geçişte ayrıcalıklı basın kartımla yaklaşık bir saat içinde aşabilecektim... Bu arada Haliç yolundan minibüsle gelebilmeyi akıl etmişken, ana yolun iki yanında Haliç-Çağlayan-Perpa-Şişli hattında toplanmaya çalışan grupçukları gördüğümden, onların serseri mayın gibi nereye gidebileceklerini bilemeden DİSK’e ulaşmaya çalışacaklarını düşündüğümden, ardı arkası gelmeyen ara sokak çatışmaları sürpriz değildi... Ara sokaklardan biri bitmeden bir diğerinden gelen patlama seslerinin patlayan gaz bombası sayısı, cankurtaran sesleri arasında önlenemez gelen gazın etkisinde yürümeye çalışırken, dağıtılmış kalabalıkların büyüklüğü, aldıkları gaz, ilaçlı, basınçlı su hasarı üzerinden içim burkularak tahminler yürütmem kaçınılmazdı...
Yine de DİSK’in önüne geldiğimde, iki saat kadar öncesinden yaşanmış operasyonun sonuçları üzerinden gördüğüm manzara, öngörülerimin çok üstünde ürkütücüydü... Sonradan yaralananların hastanelere kaldırılması için yolların açılmaması bağlantılı cankurtaranların yeni geldiklerini öğrendim. Yıllardır tanıdığım sendikal liderler de içinde olmak üzere, “Sedye nerede, yukarda ağır bir yaralı daha var” haykırışları arasında ortalık sakinleştiğinde binanın içine girdim ki... Bir kez daha yakınımda bomba patlamış gibi gazın etkisi ile nefes alamaz, gözyaşlarına boğulmuş konumuna düştüm. Ya gaz biraz dağıldı ya da onlar gibi ben de biraz alıştım... İçerisi büyük bir çatışma yaşanmış gibi darmadağınık, yerlere gaz bombalarının boş kovanları saçılmış. Artık üstleri kurumuş sendika başkanları şişmiş gözlerinin üzerine, kimyasalların ciltlerinde yol açtığı kaşıntılar arasında çevreden haber almaya çalışıyorlardı. Benim ilk izlenimim aksine çatışma falan da yaşanmamıştı. Zaten DİSK yönetiminin çatışmalara meydan vermeme iradeleri, sonrasında yaptıkları toplantı, basın açıklaması ile de ilan edildi...

\n

***

\n

Gün boyu iktidarları cephesinin, dün İstanbullulara yaşatılan karabasanı, “inşaatın sürdüğü meydana girme inadı” olarak pazarlama korosunun yaşatılanlarla çelişkili açıklamaları, yandaşları için inandırıcı oldu mu bilemem ama artık gerçekten insan hakları, demokratik düzen, emek hakları ölçeğinde, kabul edilemez, mide bulandırıcı... 1 Mayıs’ı Taksim’de DİSK yöneticileri ile kutlamak üzere gelmiş, dünya sendikal örgütlenmeleri ITUC’un genel sekreteri, DİSK’e gelemeden gaz, basınçlı su saldırısına uğramış, gözaltına alınmaya çalışılmış olarak yaptığı açıklamada, işçilere yönelik, polis devleti düzenini, dünyada yaşanan en vahşi, diktatoryal saldırı olarak protesto ediyordu... İktidarlarının Batı kamoyunda söylediklerinin tam tersine uygulamaları ile yüz yüze gelmenin şokunu üzerinden atamıyordu.
“Bir grup geliyor ulan dağıtın” operasyonlarının ilk örneğini sabahın alacakaranlığında Beşitaş Meydanı’nda izlemiştik. Gün boyu kameralara yakalananlar ağırlıkla toplanma merkezleri Beşiktaş-Dolmabahçe-Karaköy hatlarından, bol görüntülü yansıdılar... Kabaca yüzlercesinin yaşandığı, sokaklarda toplanabilen grupçuk kalmayana kadar sürdüğü görüntüleri ile sabit. Toplam yaralı, yaralı olmasa da gaz, basınçlı suyla gazi konumuna düşürülmüşlerini bilmemize ise hiç olanak yok. Yaşananları farklı bölgelerden izlemiş arkadaşlar, hafif hasarlılar arasında olmanın şanslıları olarak gazetede toplandığımızda, insanların yaşadıklarını bilemeden ama yürüyerek geldiğimiz yollardaki çevre hasarı, enkazı görmenin burukluğu içindeydik. Kendi adıma DİSK Genel Merkezi-Cumhuriyet binası arasındaki kısa yolda, yüzler değil binlerce patlatılmış gaz bombası kovanı görmüş, birkaçını inadına içlerine küçük, renkli yapma çiçekler koymak için almıştım. Çok sayıda kaçanların üzerlerinde çıkmış DİSK gömleğinden de bir tanesini aldım. Kanlı 1 Mayıs 1977 anısı eşarbımın yanında saklamaya karar verdim.
İktidarları işçi sınıfını 1 Mayıs’ta Taksim’e sokmamayı başarmayı güç gösterisi, zafer sanıyorlar ya... Bir gece öncesinden Adalar’ı abluka altına alarak, metroları, metrobüs hatlarını kapatarak, vapur, otobüs seferlerini durdurarak, yetmedi köprü açtırarak, Taksim’e gelmeyi zorlamamış, uzaklarında kalmış, nerede olurlarsa olsunlar gördükleri grupçukları orantısız, en insanlık dışı polis gücü ile dağıtarak mı? Güçlerini değil, olsa olsa korkularını açığa çıkardıkları için halktan, hele de emekçilerden çok daha fazla korkmalılar...

\n

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları