Kara propaganda

26 Aralık 2015 Cumartesi

Silahların konuştuğu yerlerden gelen haberlerin şiddeti, dehşeti, geleceğimize yönelik boyutları... Can kayıpları, katlanan yaralı sayıları, insanların çaresizliği, yansıyan sivillerin, çocukların hedef oldukları şiddetin tırmanan boyutlarında... Çatışma bölgelerinden kaçanların çaresizliği, gecelerin karanlığında alev alev yanan binalar, şiddetli çatışmaların görüntüleri, enkaza dönüşmüş yerleşim merkezleri...
Ankara temsilcimiz, yaşam boyu gazetecilik kimliğinden ödün vermemiş arkadaşımız Erdem Gül, tutuklu, tecrit odasından ulaştırdığı dünkü yazısını, “Ben şimdi durup düşünebilme imkânının fazladan verildiği bir yerde olmanın bencilliğini de göze alarak söylüyorum. Daha sonra ‘bunlar iyi günlerimizmiş’ dememek için, ‘henüz vakit varken’ bir an düşünmenin zamanıdır” diye noktalamış... Ne yazık ki çoğunluk siyasetçilerin açıklamalarından başlayarak mezheplerine göre “kara propaganda” yapma işlevi ile yayın yapan medyamızın, görüntülerle, canlı yayınlarla desteklenen, kanıtlı gerçeği yansıtan haberler izlenimi veren canlı yayınlarından bile gerçekleri öğrenme, sağlıklı sonuçlara varma şansımız giderek zayıflıyor... Doğrusu kimi uzmanların acı gerçek olarak altını çizdikleri, sonuçta sivil halkın, kadınların, çocukların ödedikleri ağır bedeller karşısında, suçsuzların korunamaması ölçeğinde, barış içinde birlikte yaşam koşulları kırılıyor...
Bu kadar can yakıcı çatışmaların sıcağında, ülkemizin sınırlarını kuşatmış, yine İktidarlarının siyasal sorumluluklarının çok ağır olduğu, birbirinden ağır tehditlerin yangınlarının yakıcılığında, çözüm arayışlarının hâlâ Meclis’e taşınmamış olması kuşkusuz en kaygı verici boyut. Bir adım ileri, günde birkaç posta, birkaç saati kapsayan canlı yayın konuşmalarında, en çok Cumhurbaşkanı’nın birinci tekil şahıs, sonra kimileri Başbakan’ın da açıklamalarında yer alan, AKP kadrolarınca desteklenen, ülkemizi, devletimizi bağlayan icraatların duyuruları var ya...

*** 

Büyük yangının yanında küçücük bir haber gibi kalan, ODTÜ rektörlüğünden öğrencilerine uzanan bir halkanın, kirli kara propagandanın açtığı yaralardan küçücük bir ders çıkarabilir miyiz? ODTÜ bileşkesinin yönetim, öğretim elemanları, öğrencilerinin temsilcilerinin dünkü ortak açıklamalarında, karşı karşıya kalınan örgütlü provokasyona teslim olmayacakları vurgulanıyor. Üniversitede, coğrafyamızda, halkları, inançları, kimlikleri şiddet yoluyla bastırma, susturma politikalarına karşı barışın, kardeşliğin, özgürlüklerin sesinin yükseltilmesi çağrısı yapılıyor... Çok anlamlı, çok yaşamsal çünkü “kara propaganda” yoluyla, medyanın güdüleme, algı yaratma gücü kullanılarak ODTÜ’de namaz kılan öğrencilerin saldırıya uğradıkları gibi bir izlenim yaratılmış bulunuyor...
Bu yargıya katkıda bulunma kastları yoksa başından özür dilerim ama dünün haberlerinde Başbakan’ın bir başka üniversitenin mescidinde namaz kıldığının haberinin altının çizilmesi de düşündürücü...
Çünkü Ortadoğu bileşkesi temsilcilerinin ortak açıklamalarından da öğreniyoruz ki, kampusun içinde zaten 2 bin kişi kapasiteli bir cami var. Çoğulcu, demokratik ve barışçı bir arada yaşama kültürüne aykırı bir ortam söz konusu değil. Öğrencileri ve yönetimi hedef gösteren tehlikeli bir karalama kampanyası söz konusu. Ortada bir mescit sorunu yokken çeşitli noktalarda camiden başkaca mescitler varken, inanç ayrımcılığına dayalı provokatif müdahaleler, şiddet içeren inanç ayrımcılığını üniversiteye taşımaya yönelik, ODTÜ hedef seçilmiştir. Ne raslantıdır ki, yine bizim sonradan öğrendiğimiz, Rusya odaklı olduğu varsayılan siber saldırı da ODTÜ aleyhine kampanyalarda da, AKP sözcülerinin suçlamaları söz konusudur. Sonuçta özünde çok ağır bir siber saldırı, ODTÜ teknik ekiplerinin çalışmaları sayesinde çok hafif sonuçlarla atlatıldığı ortaya çıkmıştır.
Basın özgürlüğü, tutuklu gazeteci arkadaşlarımızın özgür kalmaları savaşımı işte tam da bu nedenlerle giderek daha yaşamsal değer kazanıyor...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

İlk 23 Nisan’ım... 23 Nisan 2021