Kendinden davacı...

15 Kasım 2016 Salı

“Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu” sorusu sağırlığı kastetmez, aklın başında olup olmadığını sorgular. Sözcükler, düşünceler ister ağızdan çıksın, isterse yazılmış olsun aklın, bireyin iradesinin ürünleridir. Aklını kullanamayan için, başkalarının dikte ettirdikleri, dayattıkları içerikleri taşısalar da.. Kendi kendinden davacı olabilmek, bireysel ya da toplumsal sorumlu olduklarından yakınma, özeleştiri içerikli ise saygıyı hak eder.
Hele hele söz konusu; iktidar gücünü otoriterlik boyutunda elde etmiş, parti içi demokrasiden başlanarak, Hükümet, Meclis, demokrasinin olmazları tüm çarkların erkler ayrılıkları ayaklar altına alınmış, hukuk devleti düzeni işletilmemiş, İktidarları gücü mutlak irade olarak kullanabilmiş, 14 yıllık otoriter, tekil güç iradesi sonrasında kendilerinin yaptıklarını, yarattıkları sonuçları kapsıyorsa...
Sabahtan akşama canlı yayınlarda tekmili birden dinlediklerimizi akıl süzgecinden geçirerek sorgulamanın “doğru-yalan- gerçek dışı..” tanımlarla bir yerlere oturtabilmenin anlamı çoktan tüketildi.
Günlük yaklaşımlarla otoriter erkin yakın günlere dönük yapılmasını istedikleri ile yapacaklarının bir tür duyurusu...
Dünün gündeminde üreticilere dönük bir toplantı kapsamında tarımın durumu gündemdeydi... 14 yıllık iktidar icraatları, politikaları kapsamında tarımla ilgili meslek örgütleri, uzmanlık yakınmaları belleğimizde çok taze. Tarımın her alanında kendi ülkesinin vatandaşını doyurmanın çok ötesinde dünyaya satacak kapasitede üretim yapma potansiyelinde dünya ölçeğinde çok şanslı ülkemizin, siyasi erkin yanlış icraatları destek yerine köstek olmaları bağlantılı nasıl çökertildiğinin, tehdit altında kaldığının çığlıklarını, kulakların tıkanmasını dinledik...

***

Sanki ülkemizde bu 14 yılın çok kötü icraatlardan; en yaşamsal tarım ürünleri, hayvancılık, insanca yaşam, beslenme, açlığın sorumlusu başka iktidarlar vardı da.. Çiçeği burnunda iktidara aday ya da yeni seçim kazanmış siyasi parti, liderlik ortaya çıkmış da, halkın pahalı sebze meyve, et yiyememesinin sorumlularından, hainlerden hesap soruyor. Halkı açlığa mahkûm eden hainlerden hesap sorulmasından dem vuruluyor. Yetmiyor, denetim altında seslenilen yandaş kitleden, bu yüzsüz gerçekleri tersyüz etmeyle alkış bile alınabiliyor...
Daha da vahim sahnelerde ülkenin nasıl dört koldan terör kıskacına çekildiği, can güvenliğinin tehdit altında kaldığı kaçınılmaz, en can yakan gündem konusunu oluşturmaktayken.. Kanıyla bedel ödeyen şehit cenazelerinde en çok, canların yaşatılmasına yönelik yapılacaklardan haklı olarak söz açılırken.. İnsan hakları, demokrasi, hukuk devleti düzeni içinde akılcı çözümlerden yana sorumlu, İktidar icraatları, projelerine dönük açıklamalara hasret kaldık... İktidar icraatlarına yönelik eleştiriler, nereden gelirse gelsin, içeriklerine de bakılmaksızın öfke ve beddualarla karşılık veriliyor... “Topu birden cehennem kuyusunda cayır cayır yansın”larla nerelere varılması bekleniyor?
Beddua edilen, ülkelerin siyasal erklerinin dünyaya bakış, ülkemize dönük siyasetlerinin çoğunluğunun giderek daha evrensel kalıplardan kopuk olarak, dünyanın kaosa sürüklendiği, sorunlar yumağında boğulduğu bir sürecinde, ülkemize dönük gerçekten ilkesiz, çifte standartlı, haksız boyutlarının katlanmasına tanıklık etsek, eleştirsek de... Bu türden çevirisi bile ayıp kaçacak beddualarla hizaya sokulamayacaklarının bilinci içinde.. Ülkemizin biat kültürü içinde en çaresiz, en ezilmiş kitlelerini daha da ezmek, korkutmanın ötesinde bir işlevi olamayacağını düşünüyorum... Zaten iç siyasete, biat etmemekte direndikleri varsayılanlara, basına, siyasi partilere, gazetemize, arkadaşlarımıza yönelik de.. hukuksuz şiddet, baskılar, yargısız infazların dozunda önlenemez yükselişler yaşanıyor. Sayfalarımızda insancıl, olumlu haberlere yer kalmıyor...  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları