Kirli çıkarcılarla hak arayanların savaşları biter mi?

21 Haziran 2022 Salı

Hiç bitmez. Yine de enseyi karartıp oturmak, aptallık, “gaflet ve dalalet” içine düşmek olur. Olup bitenlere, haksızlık, kirlilik işlerine, birbirinden kapkara oyunlara boyun eğmek, kendine, sevdiklerine karşı sorumluluklarını yerine getirmemek olmaz mı? Öyle ise “Bir şey yapmalı”, “Susma, sustukça sıra sana gelecek” türünden sloganların yapılması gerekenlere ilişkin uyarılarına asla kulak tıkanamaz..

“Bayram değil, seyran değil” güncel izlenimi vermeyen bu konulara sil baştan neden girdiniz sorusunu sorduğunuzu bilerek içtenlikle yanıtlamalıyım; hafta sonu Hacıbektaş’ta Turah-İlhan Selçuk kardeşlerin anılması töreni vardı. Geçmişten günümüze, bu ülkenin solundan en özverili, yaşamın, sanatın her alanlarından en verimli üretken, çalışkan Aydınlanmacılarımızın başarıları ile özverileri, çektikleri, ödedikleri bedeller yana yana gözlerimizin önünden sinema şeridi gibi geçiverdiler; Atatürk devrimciliği, kurtuluş, kuruluş savaşımlarının zaferle noktalanmasının ardından, emperyalizmin intikam alma projeleri, bitmez tükenmez boyutları ile ülkemizin Aydınlanmacılarının yaşamlarının içine sokuluverdiler. 1950’yi şekil olarak demokrasiye, çok partili düzene geçişin müjdecisi olarak bize yutturmalarının ardından, hemen 1951 Menderes Hükümeti icraatları ile gündeme gelen yaşatılanların günümüze kadar sahneye sokulan oyunları, acımasızlıklarının öylesine karanlık boyutları var ki..

***

Sıdıka-Ruhi Su gibi sınırsız yaratıcı, iki inanmış devrimciyi şöyle bir gözlerinizin önüne getirin. İncecik, duyarlı, naif kişilikleri, bedenleri ile işkencelerin en ağırları ile yüzleşiveriyorlar. Yeter mi? Asla Sevim-Mihri Belli ikilisinin de yaşadıklarını birinci ağızdan dinlemiştim. Dinleyemediğim kitaplarla anlatılanlar öylesine çok ki. İnsanın aklı, vicdanı kabul edemiyor. Askeri darbelerde yaşatılanları çok çıplak biliyoruz, ancak nedense çok daha zalim olan sivil diktatörler eliyle yaşatılmış olanlar halkın gözlerinin üzerinden, çoğunluk için bilinç dışına cehalet sayesinde çok kolay taşınabiliyor.

Bizim ülkemize dönük nasıl ortak emperyal büyük bir oyun oynatılabiliyorsa? Ülkemiz solunun 1950’lerden günümüze kadar uzanan tüm yıllar içinde çektiği acıların bilgi, belgeleri, işkenceler, yargılanmalar, cinayetlerin topu birden yurtdışındaki emperyalizme hizmetten vazgeçemeyen ülkelerin arşivlerine taşınıveriyor. Boşuna “tarihin tekerrürden ibaret” olduğu bilinçlere kazınmamış. Kitlelerin kaygı, korku, sevdiklerini koruyabilme adına suspus olmalarını sağlamayı kolaylaştırıcı oluyor.

***

Geçtiğimiz hafta sonuna dönük hazırlık çalışmalarımız “Turhan-İlhan Selçuk” belgeseli üzeriden olacaktı. Öyle ya da böyle çektirilen işkencelerin boyutlarını göremesek de tanıklıklar, dava dosyaları, yaşamlarında başlarına gelenleri, sayısız belgeler üzerinden görmek, düşünmek, sorgulamak zorundaydık. Turhan Selçuk’un bir gözünden olmasına, sonrasında yürüyememesini getiren işkenceler ile, İlhan Selçuk’un Otağ-ı Hümayun’da çok fazla başka dava arkadaşlarına da yaşatılanları, çok sonraki yıllarda da olsa belgeleriyle, hak aramalarıyla bağlantılı da olarak öğrenmemiz kaçınılmaz olacaktı.

Ürettiklerini, sanatçı kimliklerini katarak bu ülkeye kattıklarını bilmek başka, İlhan Ağabey’in hepsine katlanıp, ileri yaştaki sağlık sorunlarının katılması ile Ergenekon davası sürecinde yaşadıklarından sağlıklı kurtulmaması, sonuçta yaşamını yitirmesine uzanan süreci gün gün yaşamak çok başka. Hoşgörü ile karşılamak, gülümseyip geçebilmek sizce olası mı? Hiç değil, değil mi?


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları