Kobani - Kosova

29 Ocak 2015 Perşembe

IŞİD kuşatmasının kırılması kutlamalarında, davullar eşliğinde halay çeken, zılgıt atanları izlerken ben yine buruldum... Kosova’dan Sırp katliamından kaçan akrabalarımın da içinde olduğu çoğunluk Arnavutları, savaşın bittiği ABD önderliğinde NATO şemsiyesinde güvenlik sağlandığı günlerde şenlikli, otobüslerle Kosova’ya evlerine uğurladığımızda şakır şakır ağlamıştım... Gerçeği, sevinçlerini kursaklarında bırakmamak için söyleyemediğim için ikinci kuşak kuzenlerim evlerimizi, acılı günerimizi paylaşma ayrılığı, sevinç gözyaşları sanmışlardı. Oysa ben onları bekleyen zorlu günleri uzaktan daha iyi gözlemleyebildiğim için, sevinçlerinin gerçekçi olamayacak sonuçlarına, sonraki yıllarda çok çıplak gözlemleyebildiğim uğrayacakları düş kırıklıklarına, düşleri ile yaşamaya mahkûm olacakları gerçekler arasındaki çelişkiler, acıların boyutlarına peşin peşin ağlıyordum...
Kafama takılan ilk gerçek; Amerikan’ın, emperyal sistemin ileriye dönük projeleri, kendi ekonomik-sosyal-siyasal gerçeklerine uygun olarak, Kosova’yı hâlâ dünyanın kolay kolay tanımayacağı, bağımsız devlet olamayacak birkaç milyoncuk nüfuslu devletçik yapma karar gerekçesiydi. Avrupa’da askeri harcamalar kalemlerinde büyük yer tutan birçok üssünden birden vazgeçerek, Kosova-Priştine’den, uzaydan Çin Seddi’nden daha geniş bir alana yayılmış sınırları ile gözlemlenen, aslında yeraltına inmiş en büyük hem Avrupa hem de eski Doğu Bloku’na egemen askeri üssünün devletçiği yapmıştı. Üs-devlet güvencesinde bir ülkenin gelişmesi söz konusu olabilseydi, iklimi, turizmi, doğası muhteşem Filipinler halkı hâlâ yoksun ve yoksul olabilir miydi?
AB içinde 1960-70’li yıllarda çokkültürlülüğe geçiş kampanyaları siyasetin büyülü sloganı yapılmışken, gerçekte AB, gelişmiş ülkeler, ekonomilerin çıkar ittifakı olarak kurgulandığından, ne işçilerini kitlesel alırken üyelik adımları hızlı atılmış, Türkiye ne de merkez ülkelerin çevresindeki, Yugoslavya başta Sovyetler’den koparılan ülkelerin, AB üyelikleri de merkezin içine, eşit haklarla alınmama kararlılığı tamdı. Özellikle ve öncelikle dünyanın uygulamaları ile en geliştirilmiş örneği olan Tito Yugoslavyası, çokkültürlülük, özyönetim, ekonomik ayakları ile kırılacaktı. Irklarinançlar- alt kimlik çatışmalarında, çokkültürlülükte başarılı yol almış Tito Yugoslavyası ne pahasına olursa olsun parçalanacaktı.

***

Bildiğiniz üzere çok kan akıtılarak, çok can yakılarak, en zorlu bölge, Balkanlar’da birlikte yaşamanın sihirli anahtarını Tito’nun ömrü ile bağlantılı, barış içinde uygarlığa geçiş yollarını yakalamış Yugoslavyalılar birbirlerine kırdırılacaklardı... Avrupa’nın topraklarının içinde, şimdilerde hiçbirinin ayakta duramadığı 9 devletçik, birkaç milyonluk devlet oluşturamadıkları nufüsçukları içinde bile, yine ırk, inanç ayrımcılığı eksenlerinde gettolaştırılmış bir yaşama mahkûm, katil damgası yemişler ile mağdurları, hepsi bir arada aynı ürkütücü boyutlarda yoksullaşmış, yoksunlaşmış olarak AB üyeliği için acımasız bir yarışın içindeler...
Terör saldırıları, katliamlardan kurtarılmada salt ABD desteğine, özünde Kosova’nın kurtuluşunda bedel ödeyen UÇK, Kobani’yi İŞİD katliamından kurtaran PYD başta Kürt direnişçilerinin kurtuluş sevinci kutlamalarına bakarak Kobani-Kosova arasında bir hat kuracak kadar uçuk kaçık değilim... İlk anlamlı ilişkiyi aynı topraklarda yaşayan farklı ırklar, inançlar, alt kimlikler ekseninde, insanların birlikte barış içinde yaşam koşullarını kıracak ayrıştırmalarla okumaya başlamıştım. Irak işgalinde ABD’nin askeri operasyonu sırasında ölenler, yaralananlar, mağdurlar sayıları ile işgal sonrası iç savaş bataklığı, kaosuna düşürülmede katlanan sayılardan okumuştum... Yugoslavya’nın parçalanış projesi Ortadoğu projesinin küçücük bir laboratuvarı gibiydi.
Gerçeklerin, olumsuz koşulların kaçınılmaz bir dayatması olmalı; İstanbul’da Suriye özerk Kürdistanı’nın oluşturulması, Rojava projesinin sunumunu dinledim. Tito’nun “özyönetim” ilkelerinin sil baştan çok daha deneyimsiz kalıplarla uygulamaya çalışılması gibiydi. Her türden klik ayrımının sayısal verileri ile özyönetim oluşturmaya çalışmak, çokkültürlü Tito Yugoslavyası modelinin daha da hızlı gettoloşmaya sürükleyecek bir kopyası olabilirdi. Her neyse bugüne dönük çocukluğumdan uygulamasındaki defoları, içimde duyumsadığım ayrışmaları bir yana atarak, bugün başarılı olabilir düşüne köstek olmaya hakkım yok demeliyim...
Kosova’da dün yaşanan çatışmaları nasıl okuyacağız? Yoksulluk ve yoksunlukta diplerde Kosovalılar, en çok da gençlik, “Kendin Karar Ver Hareketi” adlı bir örgüt oluşturmuşlar, sokaklara çıkıp protesto eylemleri yaparak, madenlerin kamulaştırılması ve üretime açılması gösterilerinde... Polis şiddeti çok fazla, yüzlerce yaralı, gözaltı var. Özgür Kosova devletinin işsiz genç Arnavutları, Makedon devletçiğinde, Türk kapalı çarşısında kaçak işçilik yapıyorlar. Yetmemiş, Osmanlı’nın Bektaşi-Alevi felsefesinde tekkelerle İslam inancına çektiği Arnavutların çocukları çok sayılarla IŞİD militanı olmuşlar Suriye’de, Irak’ta savaşmışlar. Yetmemiş, kaçanların infazcıları olarak İstanbul’da cinayet işlemişler...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları