Prof. Ayşe Buğra’nın bilimi, kadını onurlandıran duruşu

09 Şubat 2021 Salı

Komplo mantığının ürünü bilgilendirmeler, önyargılara dayalı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasını dinlerken içim sızlamış, anında kafamın içinden bugün okuyabileceğiniz yazımın içeriğini geçirmiştim. Prof. Ayşe Buğra’nın bilim insanı, kadını olarak tanıklık ettiğim kimliğinden izlenimlerle, duruşuyla, elbette savunulmaya gereksinimi olmayacaktı..

Ancak üniversite gibi üniversite olamayan yükseköğrenim yapıları içinde, gerekli donanımlara ulaşamamış bilim insanlarımız da içinde, en çok yükseköğrenim kuşağı içindeki insani değerleri kalplerinde taşıyan tüm yükseköğrenim gençliği başta, yüreğinde insani değerler ateşini söndürmemeye çalışanlarla paylaşmalıydım..

Arkadaşım Orhan Bursalı pazar günkü köşesinde, bilim dünyasının içinde yaşayan olarak “Cumhurbaşkanı, Prof. Ayşe Buğra’dan özür diler mi?” başlıklı sorgulamasında, Cumhurbaşkanı’nın Kavala için “Sorosun temsilcisi” infaz içerikli suçlamasından sonra, eşi Buğra’nın Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi kimliği, sorumluluğu içinde duruşunu suçlama konusu yaptığı konuşmanın altını çizerek özür dilemesi gerektiğini anımsatmış. Buğra’nın evrensel, bilimsel değerlerle ölçüldüğü verilerle üstün bilim insanı, kadın kimliği üzerinden, ailesini de içine almış olarak paylaşımlar yapmış.

Dün de Sözcü’de arkadaşımız Necati Doğru, “Ayşe Buğra Hoca!” başlıklı yazısıyla güncel gelişme ve yaratılmaya çalışılan algı polemiklerinden alıntılarla, Ayşe Buğra’nın bilimsel, kadın kimliği üzerinden yaptıklarını, duruşunu paylaşmış. Ben atlamışım meğer Ayşe Buğra, toplumsal yaşamdan kopuş yaşamakta olduğumuz son yılların süreci içinde, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki kadrolu çalışmaları süreçlerini de tamamlamış, 4 yıl önce emekli olmuş. Sadece mastır ve doktora öğrencilerine, günümüz koşullarında internet üzerinden ders veriyormuş. Arkadaşımız Doğru, Bursalı gibi Buğra’nın bilimsel kariyerlerinin bütünlüğü içinde, olağanüstü üst ölçeklerde başarılı çalışmalarının sayısal birçok verisini paylaştıktan sonra, “Sorosçu kocanın kışkırtıcı (provokatör) karısı” diye damgalanmasının ağırlığı üzerinde duruyor. Ayıptır!/Günahtır!/Yazıktır!/Bu ülke padişahlık mı?/ Kabile hukuku mu var?/ sorgulaması ile yazısını noktalıyor.

***

Benim altını çizmek istediklerimin önceliğinde ise Ayşe Buğra’nın bilimi, kadını onurlandıran bir ömür boyu değişmeyen duruşundan gözlemler var.. Bilim insanlarımızın içinde, emekten yana hakların savunulmasına öncelik vermiş, en azından bilimsel tarafsızlığını koruyabilmiş sayısız çoklukta bilim insanı listesi yoktur. Sendikal hakların, örgütlenmelerin, değerlerinin, güçlendiği dönemeçlerin, tarihleriyle doğru orantılı olarak, çok emeği geçmiş bilim insanlarımız sonuçta sayılıdır.

Ayşe Buğra’nın tıpkı her daim gazeteci kalmaya özen göstermiş gazeteciler duruşlarındaki özenleri gibi, bilim insanı kalma özenini, saygıyla, hayranlıkla izlediğimin altını çizmek isterim. En altı çizilesi yanı ise emekten, işçi haklarından, sosyal devletten yana duruşları ile kadın hakları üzerinden duruşlarında, söz söylemeyi seçtiği öncelikli alanlardı. Bir işçi sendikası çatısı altında işçi haklarını ödünsüz savunmak başka, işveren örgütlülükleri, siyasal erk, sermaye, işçi örgütlerinin, üçlü tarafların temsil edildikleri örgütlülükler içinde gerçekleri çok çarpıcı, çok gerçekçi, ödünsüz savunabilmek çok başkadır. Hem de ödünsüz, çok olumlu, tarafsız yaklaşımların bütünlüğünü, kırıcı olmadan aktarabilme başarısı içinde..

Bilimsel çalışmalarına el atabilmiş, bilimsel sunumlarını, etkinliklerdeki görüşlerini dinleyebilmiş tek bir kişinin bile, tane tane, sakin, yumuşak bir söylem içinde sıralanmış gerçeklere itiraz etmeye kalkıştığına tanıklık edebilmek olanaksız gibiydi. Sermayenin en fanatiklerinin, acımasız tezlerinin savunulduğu toplantılarda bile Ayşe Buğra’nın, işçisinin hakkını vermek istemeyenlerin kazanma hırsı ile aslında uzun dönemli kayıplarını vurgulayan gerçekleri sunumunda nasıl sessiz kaldıklarınına çok tanık olduğumun altını çizmeliyim.

Gazetenin kadın ekleri içinde, Osman Kavala’nın, tutuklunun kadın eşi olarak duruş sergilemeye de önce gönüllü olmamıştı. Annesi Jale Baysal’ın edebiyat fakültesi profesörü olarak kadın hakları çalışmalarındaki etkin çabalarından sonra, aynı yoldan yürümüş kadın hakları savunucusu olarak, tutuklu eşi kimliği ile de hak-hukuk arayışı üzerinden söz söyleme hakkını da kendine özgü onurlu duruş sınırları içinde yapmayı seçmişti.

Boğaziçi Üniversitesi’nin hedef alındığı rektörlük seçimi üzerinden, provokatör giysisi giydirme çabalarına karşı duruşundaki aynı onurlu çizgiyi görmemiş olamazsınız değil mi?


Yazarın Son Yazıları

Onlar Ay’a biz yaya.. 13 Şubat 2021