Dilek, ‘etkisiz hale getirildi’!

23 Aralık 2015 Çarşamba

Dilek Doğan’ın DHKP-C üyeliğinden aranan bir şahıs gerekçe gösterilerek evine giren polislerden birinin silahından çıkan kurşunla annesi, babası ve ağabeyinin gözleri önünde öldürülüşünü hepiniz gibi ben de tahammül sınırlarımı alabildiğine zorlayarak izledim.
Ancak, annenin insanın içini dağlayan çığlıkları, babanın şok içinde paralize oluşu, ağabeyin de çıldırışı karşısında hissettiğim derin acıya eşlik eden bir izlenim daha vardı.

***

Mesleki anlamda bu kadar harcıâlem ve profesyonellikten uzak, elindeki silahı sanki çatpat bir mantar tabancasıymışçasına tutan, ailenin infiali karşısında sarsakça sağa-sola seğirten, öfkeyle üzerlerine fırlatılan eşyaları ise kıvrak ve çevik hamlelerle savuşturan polislerin haliyle de ülkenin bir yurttaşı olarak hicap duydum.
İktidar sözcüleri zaman zaman “Türkiye bir kabile devleti değil” diye esip gürler biliyorsunuz, ama o evdeki manzara ne yazık ki bir kabile devleti manzarasıdır.
Böyle polis, ancak kabile devletinde olur.

***

Hiç kuşkusuz Dilek ve ailesine evlerinin içinde “terörist” muamelesi yapılmıştır.
Karşımızda vatandaşını doğrudan doğruya terörist veya potansiyel terörist sayan bir güvenlik aygıtı var.
Ve ülkenin Güneydoğu’sunda Şırnak’ta, Cizre’de, Diyarbakır’da, Mardin’de estirilen korkunç havanın artık memleketin her yerine yaygınlaştırılacağının alâmetleridir bunlar.
Belli ki hepimizi “etkisiz hale getirecekler”.
Destan yazmaya devam ediyorlar!..

Gülerce’nin kulaçları

Uzun yıllar Fethullah Gülen’in ülkede en tepedeki yetkili ağzı olmuş Hüseyin Gülerce’yi önceki gün “Havuz”da sırtüstü yüzerken izledim.
Can’ın Der Spiegel’de yayımlanmış mektubunu, ülkeyi dışarıya şikâyet eden bir “ağlama” olarak değerlendirdi.
Sonra başka isimlere yönelik ithamlar eşliğinde Can’ı da aralarına dâhil ettiği bir grup insana fütursuzca sordu, “Siz hangi millettensiniz” diye…

***

Bir kere, daha önce de yazdım, bu vesileyle tekrar edeyim, 40 yıllık arkadaşım Can Dündar’ı ben sadece bir kez ağlarken gördüm: O da babasının na’şı yıkanırken, onun yanı başında.
Can ağlamaz, ağlatamazsınız. Ancak, tıpkı Dilek Doğan’ın annesine yaptığınız gibi, Ana’sını ağlatmayı deneyebilirsiniz, ama onda da ne kadar başarılı olacağınız kuşkuludur!..

***

Ve herhalde bu ülkede kimin hangi milletten olduğuna dair soruyu en son sorabilecek insan, Gülerce’dir. Nasip olup o son sıra kendisine geldiğinde de bu soruyu olsa olsa bugün içerisinde kulaç attığı havuz medyasına katkıda bulunan ve “Biz bu milletin a….. koyacağız” ifadesi fezlekelere yansımış işadamlarına sormak düşer onun payına.
Biz kendimizi bu memlekete ait, bu milletin parçası, bu toprağın evladı biliyor, hissediyoruz. Öyle olmasa Can hiç durmaz, Gülerce’nin de uzun zaman parçası olduğu dünyanın savcılarının yaptığı gibi, fırsat varken kaçardı.
Kaçmadı, ağlamaz da!..

***

DTCF’den sevgili Hocam, halkbilimci Prof. Dr. Sedat Veyis Örnek 1980’de vefat ettiğinde can dostu Fazıl Hüsnü Dağlarca onun anısına muhteşem bir şiir yazmıştı.
O şiirinde Dağlarca, Örnek Hoca için der ki:
“Evet, O/Yeryüzünü gördü Sivas’tan/Yeryüzü onunla gördü/ Sivas’ı…”

***

Hocamız Örnek’tir! Biz, yeryüzünü Türkiye’den görenleriz. Yeryüzü de bizimle görüyor Türkiye’yi.
Can’ın Der Spiegel’deki yazısı budur.
Kimin hangi milletten olduğuna da yine bu millet, memleket ve gelecek karar verecek.
Yine de kesin olan şu ki yıllarca ve yıllarca yedikleri kaba şimdi pisleyenlerden millet olmaz.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları