‘İsmail Ağa’ nereye kayıyor?

18 Şubat 2017 Cumartesi

“İsmail Ağa Nakşibendi cemaati, hayli fantastik bir girişimle Erzurum’da düzenlenen” 13. Avrupa Gençlik Olimpik Kış Festivali’nde karşımızda zuhur etti.

İstanbul ve Bursa’dan geldiklerini belirten 32 cemaat mensubu, festivale katılan yabancı sporcu ve yöneticilere üç dilde (İngilizce, Fransızca, Rusça) basılmış Kur’an’lardan dağıtmak, böylece de “din-i mübîn-i İslâm”ı tanıtmak istemişler!..

Hoş mu hoş bir İslâmi misyonerlik faaliyeti yani… Ama nahoş karşılanmış.

Polisin ve özel güvenlik görevlilerinin engellemesiyle çalışmayı yarıda kesmek durumunda kalmışlar. Uluslararası bir program olduğu için, güvenlik gerekçesiyle kendilerine izin verilmemiş.

Bu noktada cemaatin bir strateji hatası yaptığını düşünenler çıkabilir. Diyebilirler ki böyle bir girişim, “Cübbeli”siz olmazdı!..

Öyle ya, Cübbeli Ahmet Hoca’nın bu cemaat bünyesinde yetişmiş en nadide değerlerden biri olmanın ötesinde, aynı zamanda en “spektaküler” (göze hoş gelen) ve magazinel figür olarak da seçkinleştiği malûm…

O, adeta bir Nakşî pop-star…

Ve nasıl sahilde bir tatil beldesinde, cübbeyi- sarığı çıkarıp tebdil-i kıyafet halde jet-ski sefası yaptıysa, Palandöken’deki festivalde de kayak pistinde döktürebilirdi.

Böylece hem güvenlik görevlilerini neşelendirerek ikna edebilir, hem de yabancı katılımcıları hidayete erdirme yolunda kaleleri içten fethedebilirdi!..

Ama tabii böyle düşünebilecek olanlara da hatırlatmak gerekir ki Erzurum’a yol tutmuş İsmail-Ağa’cıların Cübbeli ile irtibat ve muhabbet içinde olduklarının garantisi yok.

Çünkü İsmail Ağa denilen Nakşî kolu, halihazırda kendi içinde pare pare!..

Cemaatin kurucu ve kült şeyhi Mahmut Hoca çok yaşlı ve ağır hasta olup onun ardından şeyhliğe aday (Cübbeli’nin de aralarında bulunduğu) pek çok isim var.

Elbette her adayın hitap ettiği takipçiler, her adayla bağlantılı vakıflar var.

Mahmut Hoca’dan sonra tufan yani!..

Bu yüzden Palandöken’e misyonerce tırmanan ve kefereyi İslâm’la şereflendirme cehdine soyunanların İsmail Ağa’nın hangi “kliği” olduğunu bilemiyoruz.

Ancak tabii, “Heyhat, dünya” diyoruz! 1990’larda İstanbul’da Fatih-Çarşamba ile sınırlı, ağırlıklı olarak Karadenizli göçmenlere hitap eden, bir megakentte kendini kaybolmuş hisseden insanlara ruhsal ve kimliksel şifa olmaya soyunan içe-kapanık bu Nakşî kolunun şimdi geldiği noktaya bakarak!..

Fatih-Çarşamba’da tam anlamıyla bir “getto” hayatı sürdüren oluşum, 2000’lerin başından itibaren öyle bir dışa açılma sürecine girdi ki…

Bugün o, Başakşehir’in en uç noktası olan Kayabaşı’dan Kocaeli-Gebze’ye ve Şile’den Yalova’ya kadar açılan yelpazede devasa bir şebeke durumunda.

Getto’dan “TOKİ”ye bu muazzam dönüşüm, cemaatin AKP Türkiye’sinden nasibine düşeni almasıyla oldu kuşkusuz.

Ama bu, uzunca bir süre sessiz ve derinden oldu.

Çünkü yüzeyde gürül gürül ve AKP ile kol kola bir başka cemaat, şimdi ötelenmekten öte FETÖ’lenmiş Gülenciler vardı.

Onlar artık yok ve boşluğa talip pek çok tarikat-cemaat oluşumundan biri, belki de birincisi İsmail Ağa…

Gelgelelim artık “papaz da pilav yemez”!..

Hiçbir şahsiyeti, hiçbir cemaati, hiçbir tarikat çevresini aynı noktaya çıkarmaz, ne isterse vermezler. Geçti o günler.

Hem ayrıca tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek millet diye diye tek parti, tek lidere doğru da yol alıyoruz ya…

Bunu “tek tarikat-tek cemaat” neden takip etmesin?!

Dolayısıyla İsmail Ağa da, Nakşibendilik de, diğerleri de artık pratikte Tayyibîliğin kolları olarak hareket edebildikleri ölçüde var olur ve ister jet-skiye biner, isterlerse kayak yaparlar.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları