Tesettür dünyaya yayılıyor mu?

16 Eylül 2016 Cuma

“Dünyanın akışını değiştireceğiz. Mini etek dünyaya nasıl yayıldı? Aynı şekilde, tesettürü bütün dünyaya yayacağız.”

Tekbir Giyim’in kurucusu ve sahibi Mustafa Karaduman, 1994 yılında bu sözleri bir antropoloğa (Yael Navaro-Yaşın) telaffuz ederken ne kadar öngörülü olduğunu bu yıl New York Moda Haftası’nda (NYMH) ortaya çıkan tabloya baktığında düşünmüş müdür dersiniz?!

Endonezyalı Müslüman modacı Anniesa Hasibuan’ın tamamı tesettür kreasyonlarından oluşan İlkbahar/Yaz 2017 koleksiyonu, dünyanın her tarafından New York’a gelmiş modacı ve konuklarla dolup taşan bir salonda düzenlenen defilede tanıtıldı.

Bu, bir ilk. Daha önce NYMH’de sadece tesettür giysi tasarımlarından oluşan böyle bir defile gerçekleştirilmedi.

Modanın kalbi tüm dünyada artık tesettürden yana da güm güm atıyor yani. NYMH’de yer bulmuş olmak gerçekten de İslâmi giyim tarzının küresel ölçekte meşrulaşması yolunda çok önemli bir aşamanın daha kaydedildiğinin işareti sayılabilir.

Bununla birlikte hep vurgulayageldiğimiz bir noktayı bu son gelişme vesilesiyle de hatırlamadan ve hatırlatmadan geçmeyelim!..

Tekbir Giyim, belki sadece Türkiye’de değil dünyada da bu işe ilk girişen müesseselerden biri ve başlangıcı 1978’e kadar geriye gitmekte. Fakat o ilk zamanlardan bugüne kadar da gerek İslâmcı camianın kendi içinden pek çok ismin, gerekse onun dışından gözlemcilerin sert ve keskin eleştirilerinin de muhatabı o. Tabii bu sadece onunla sınırlı da olmayıp benzeri tüm tesettür giyim firmalarını, daha genelde İslâmi moda endüstrisini kapsayan bir eleştirellik, hatta reddiye.
Çünkü Allah’ın emri olduğu için örtünün, ama (Peygamber’in “Allah güzeldir, güzeli sever” hadisinden beslenerek) güzel görünmek için de örtünün düsturundan çıkış bulan tesettür giysi üretimi zamanla aracın “amaç”laşmasına evrildi. Kıran kırana rekabete, kâr güdüsüne ve tüketimciliği teşvike dayalı bir “piyasa” ortaya çıktı.
Öte yandan amacın, yani Allah’ın emrini yerine getirme yolunda tesettürün de araçsallaşması, metalaşması, hatta ve hatta “fetişleşmesi” söz konusu oldu.
O yüzden süreç içerisinde Mustafa Karaduman’ın “tesettürü bütün dünyaya yayma” ideal ve iddiasının hangi çerçevede gerçekleştiğini tartışmak gerekir. Ve bu tartışmanın sonucu hiç de iç açıcı olmayabilir.

Çünkü İslâm’ın kapitalizme eklemlenip onunla bütünleştiği;

Örtünmenin dünya ölçeğinde takva ve mahremiyete dönük değil, “masiva” (dünya zevkleri) ve teşhire açık şekilde işlevselleştiği;

Ve en önemlisi, Navaro-Yaşın’ın Baudrillard’dan hareketle ileri sürdüğü üzere, bir simge olarak tesettürün, mesela İslâmi-iffet gibi bir “gösterilen”i dahi olmayan, adeta kendi başına bir “gösteren”e dönüştüğü bir durum var ortada...

Dolayısıyla Karaduman’ın yukarıdaki sözlerinin kaydedildiği makale içinde alıntılanan başka ve farklı bir öngörünün, yine NYMH’deki defile dolayısıyla gerçeklik kazandığını düşünmek için de yeterince neden var. Tekbir Giyim’e yönelik bir eleştirel yorumu takip eden bu öngörü de o dönem Vakit (şimdi Yeni Akit) adı altında çıkan gazetenin köşe yazarlarından Atilla Özdür’e ait ve özetle şöyle:
“Biz havlu attık. Kapitalistleşmedikçe müslüman olunamayacağı realitesi karşısında mağlup olduk. Bu işin çözümü yok. Zira İslâm’a uygun, müslümana yaraşır ve tasavvufu ön plânda tutan takvaya dayalı hayat tarzı, bütün piyasayı felç eder. Dengelerin üzerine kurulduğu defileli israfçılığı tekmelediğimiz an, kapitalistik bina çöker. Ya bir defa Allah için bu çöküntünün altında kalacağız, ya da ömrü billah emperyalizmin borç halkasıyla haysiyetsiz ve şahsiyetsiz dolaşarak birbirimize İslâm satacağız” (akt. Y. Navaro-Yaşın, “Kimlik Piyasası: Metalar, İslâmcılık, Laiklik”, Kültür Fragmanları , Metis, İstanbul, 2002).

Bu durumda bizim payımıza da galiba Nasreddin Hoca misali, her iki öngörüye de haklı demek düşüyor:

Tesettürü bütün dünyaya, İslâm’ı “satarak” yayıyorlar!..  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları