Tuncay Mollaveisoğlu

Millet sabrederken Hazine’ye boru hattı döşeyenler...

14 Ekim 2020 Çarşamba

Her kuruş vergide alın terimiz var...

Biliyorsunuz;

ekmeğimizden kesip ödediğimiz paralar devletin hazinesinde birikir, devleti bir süreliğine yönetmekle görevli siyasi partinin kullanımına sunulur. 

İktidar olan siyasi parti bu parayı kullanırken Meclis denetimine tabidir. TBMM adına denetimi Sayıştay yapar...

Yani Sayıştay, yetimin hakkını korumak gibi kutsal bir görevle, millet adına hükümetin yaptığı harcamaları denetler. 

Pazartesi akşamı TELE 1’de yaptığımız Anında Manşet programında Sayıştay’ın belgeli yolsuzluk dosyalarını “Sayıştay’ın adını anmadan” tartışmaya çalıştık!

Çünkü RTÜK, Sayıştay raporlarının televizyonlarda konuşulmasına yasak getirmişti!

RTÜK halkın parasını çar çur edenlerin, yolsuzluk dosyalarının belgeleri ile tartışılmasından, halka anlatılmasından neden rahatsız?

RTÜK’ün görevleri arasında, Sayıştay raporlarını gizlemek var da biz mi bilmiyoruz?

Millet adına denetim yapan Sayıştay’ın raporlarını, tespitlerini halka ulaştıran gazetecilere yasak getirmek, TV kanallarını uyarmak RTÜK’ün haddi de değildir, görevi de... Tersine böyle bir yasak, RTÜK’ün en temel anayasal hak olan basın özgürlüğünü ihlali anlamına gelir...

***

Gelelim ne konuştuğumuza... 

Aylardır hem bu köşede hem de TV ekranında şehir hastanelerinin topluma olağanüstü maliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri paylaşıyorum.

Bu tespitler Sayıştay raporlarına da girdi. Ancak TV’de tartışılması yasak olduğu için biz konuyu, Prof. Duran Bülbül’ün inceleme raporundan yola çıkarak değerlendirdik.

Bülbül’ün raporu, Sayıştay’ın tespitlerinden çok önce şehir hastanelerinin perde arkasına ışık tutuyordu.

Geçmiş yazılarımı tekrar etmek istemem. Haber seli şeklinde uzun süredir yazıp anlattığımız karanlık tablonun gerçekliği, Sayıştay raporu ile bir kez daha ispatlandı.

Müteahhitlere ödenen bir yıllık kira parası ile bir şehir hastanesinin yapılabildiğini, hükümetin yandaşlarla 25 yıllık sözleşmeler yaptığını, yani bir hastaneye 25 hastane parası ödeneceğini söylüyoruz. 

Müteahhitlerin lehine, devletin aleyhine yapılan sözleşmelere göre, yarın bir iktidar değişikliği olur da “sorun yaşanırsa” kararı uluslararası tahkim çözecek! Yani soygun düzenine dur demeye kalktığınızda karşınızda Londra mahkemesini bulacaksınız!

Daha önce detayları ile yazdığım için;

- müteahhitlerin yapmadıkları işlerin paralarını nasıl aldıklarını, 

- aynı işi farklı hastanelerde yüzlerce katına nasıl pazarladıklarını, 

- devlet hastanesinden söküp taşıdıkları cihazları sanki kendileri koymuş gibi şehir hastanelerine monte edip parasını aldıklarını... Her biri skandal tespitleri yazıp tekrar etmiyorum...  

Kamu özel işbirliği (KÖİ) modellerinin birçoğunda da durum farklı değil!  

Yandaş işadamları milletin Hazinesi’ne adeta boru hattı döşediler...

O hattan alın terimiz, vergilerimiz, emeğimiz akıyor...

Dün hem Meral Akşener hem de Kemal Kılıçdaroğlu’nun eleştirisiydi;   

“Saray hayatı yaşayanlar, vatandaşa sabret diyor...”

***

CHP Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin, şehir hastanelerine ocak-ağustos döneminde 5 milyar 133 milyon TL kira ve hizmet bedeli ödendiğini söylüyor. 

Bu para ile 1050 yataklı 5 şehir hastanesi, 500 yataklı 17 devlet hastanesi yapılabiliyor. Devlet kendisi yapmak yerine müteahhitlere hastaneleri yaptırıp onların kiracısı oluyor ve 25 yıl boyunca her şehir hastanesi için, her yıl bir hastane parasını yandaşlara kira olarak ödüyor!

13 milyon işsizin her gün umutlarını tükettiği, geniş kesimlerin; emeklinin, esnafın, memurun yoksulluktan ve çaresizlikten kırıldığı, ödenemeyecek borç yükü ile ailelerin ışıklarının söndüğü Türkiye’de kim kazanıyor, kim kaybediyor?

Bir Pamukoğlu geçti dünyadan...

Haberi aldığımda donup kaldım... 

Türkiye iyi insanlarını, Atatürkçü yurtseverleri erken kaybediyor... 

Mustafa Pamukoğlu çok deneyimli bir ekonomist, Türk sanat müziği âşığı bir besteciydi.

Zekeriya Temizel üstadıydı... Anıları ile bizi gülümsetir, her dostunun derdine yetişmeye çalışırdı. Yöneticisi olduğum bir TV kanalında ilk işim Pamukoğlu’na özel bir format hazırlamak olmuştu. Hem çok iyi bildiği ekonomiyi anlatıyor hem de eline udunu alıp konukları ile Türk sanat müziği söylüyordu...

Çok erken kaybettik... Üzerine titrediği biricik oğlu ve eskiyen yıllara inat eşine duyduğu derin sevgi hafızamda... Onu hep boğazımda bir yumru ile anacağım...


Yazarın Son Yazıları

Küfede incir kalmadı... 25 Kasım 2020
Deprem kayada yıkmaz... 13 Kasım 2020