Ülkü Tamer

Yıldız Kenter

15 Ekim 2011 Cumartesi

Ataol Behramoğlu en sevdiğim şairlerden biri. Yazılarını da ayrı bir keyifle okuyorum. Geçen pazar gazetemizde yayımlanan“Kenterler” yazısı ne kadar doğru, ne kadar güzeldi.

Gözümden kaçmış, Ataol’un yazısından öğrendim. Kent Oyuncuları, Kültür Bakanlığı’nın tiyatrolara bu yıl yapacağı parasal destekten yoksun kalmış.

“Neden?” diye soruyor Ataol. “Kenterler böyle bir desteğe gereksinimi olmayan, çok varlıklı bir tiyatro topluluğu mudur? Ya da sanatsal düzeyinin yeterli olmayışı gibi bir gerekçeyle mi bu desteğe layık bulunmuyor? Yoksa başka nedenler mi var? Bu nedenlerden biri ve başlıcası, sevgili Yıldız Kenter’in özellikle Silivri’deki hukuk dışılıklar konusunda gösterdiği seçkin aydın sorumluluğu, sanatçı duyarlılığı ve bilinci olmasın?”

* * *

Demokrat Parti döneminde, Nâzım Hikmet’in adının bile söylenmesinin yasak olduğu yıllarda, gencecik bir sanatçı Erdek Şenliği’nde sahneye çıkıp Nâzım’dan şiirler okumuştu.

O sanatçı Yıldız Kenter’di.

* * *

1950’lerin sonları. Devlet Tiyatrosu’nda Çöl Faresi’ni izliyorum. Gencecik bir oyuncu, benim için yepyeni bir oyuncu var sahnede. Oynamıyor, büyü saçıyor sanki. On beş saatlik otobüs yolculuğundan sonra otel yerine tiyatroya gitmeye karar vermiş, nasılsa bir bilet bulup kendini salondaki koltuğa atmış beni, oyun başlamadan önce başı sürekli önüne düşen, saç diplerine kadar yorgun olan beni bile diriltiyor.

Adı Yıldız Kenter.

* * *


Altmış yıl tiyatro seyircisi olmak bile büyük başarı. Peki, altmış yıl sahnede kalmak nedir?

Çılgınlık.

Ezra Pound, bir şiirinde yazar olmaktan yakınıyor. “Tanrım, küçük bir tütüncü dükkânı ver bana. Ya da hangi mesleğe yazarsan yaz... İnsana her zaman beyninin gerektiği bu kahrolası yazarlık mesleğinden başka” diyor.

Tiyatroculuk, yazarlık gibi de değil üstelik. Beyin dışında, sürekli fiziksel dirilik de istiyor.

Tanrı, istediği tütüncü dükkânını verseydi, iki gün sonra kepengi kapatıp yine yazarlığa dönerdi Pound. Çünkü o da çılgınlardan biriydi.

Yıldız Kenter gibi.

Yıldız Kenter de çılgınlığını yaşamına iliştirmiş.

Hayır. İliştirmemiş.

Yaşamının özü, yaşamının gerekçesi yapmış onu.

Onurla taşıyor.

* * *

Ataol’la başladım, Ataol’la bitireyim.

“Bu ne zamana kadar böyle sürüp gidecek?” diye soruyor Ataol.

Sonra yanıtlıyor:

“Ülkenin kendi sanatçısına, yaratıcı insanlara sahip çıkmasına ve siyasal iktidarların da geçip gidecek olanın o yaratıcı kişilikler değil, kendileri olduğunu anlayacakları bir bilinç düzeyine ulaşmalarına kadar...”

74 yaşındayım. Böyle bir bilinç düzeyine değil ulaşıldığını, yaklaşıldığını bile görmedim. Dilerim, 74 yıl sonra Ataol’un torunları görür.

 


Yazarın Son Yazıları

Notlar... 5 Ocak 2013
Yoksul Köylü 29 Aralık 2012
Mücap-Adile- Selim 15 Aralık 2012
Bir Tiyatro Anısı 8 Aralık 2012
Doğru Bir Seçim 24 Kasım 2012
Yeni Bir Kitaplık 17 Kasım 2012
Sağım Solum Şair 3 Kasım 2012
Bir Bayram Anısı 27 Ekim 2012
Yaşasın Kurşunkalem! 29 Eylül 2012
Önce Dilinizi Öğrenin 15 Eylül 2012