Üstün Dökmen

Gençlerin meslek seçimi

03 Temmuz 2022 Pazar

Gençlerin meslek seçimini kim yapmalı? Bu soruya verilecek doğal cevap elbette ki “Gençlerin kendileri yapmalı” şeklinde olmalıdır. Ancak çeşitli nedenlerden ötürü ülkemizin gençleri büyük çoğunlukla mesleklerini özgürce seçemiyorlar. Söz konusu nedenleri iki ana grupta toplayabiliriz.

Bunlardan birincisi ülkenin ekonomik şartları ve kalkınmışlık düzeyi, diğeri ise ailelerdeki bağımlı çocuk yetiştirme düzenidir.

ÜLKE ŞARTLARI

Bir ülke ekonomik açıdan gelişmişse, kişi başına düşen gelir düzeyi o ülkedeki insanların insanca yaşamaları ve kendilerini geliştirmeleri için yeterliyse, o ülkenin insanları büyük ihtimalle gelecek kaygısı duymazlar ve istedikleri mesleklere yönelebilirler. Eğer bir ülkenin şartları insanlarını ekonomik açıdan zorluyorsa, aynı şartlar insanları kazancı iyi olan belirli mesleklere yönelmeye de zorlar. Geçim sıkıntısının yaygın olduğu bir ülkede belirli meslekleri, örneğin sanat dallarından birisini meslek olarak seçmek riski yüksek bir lüks olarak algılanır.

İşsizliğin, pahalılığın, gelecek kaygısının yüksek olduğu ülkemizde gençler kendilerine sempatik gelene değil, garantili gözüken mesleklere yönelmektedirler. Bir zamanlar çok kaliteli bir fen lisemiz vardı. Bu lisenin açılma amacı fizik, kimya, biyoloji, astronomi, matematik gibi alanlara yönelecek bilim insanları yetiştirmekti. Ancak yıllar boyunca fen lisesini bitiren öğrenciler büyük oranda, gelecek garantisi var diye tıp fakültelerine gittiler. “Tıp fakültesinden her şey çıkar” yargısı, çeşitli alanlara yeteneği ve ilgisi olan gençlerin gelecek kaygısıyla hekim olmaya yöneldikleri gerçeğini ifade etmektedir.

Ülkemizin ekonomik şartları başından beri, özellikle son yıllarda ağırlaşan işsizlik ve enflasyon tablosu gençlerimizin meslek seçimlerini özgürce yapmalarını engellemektedir. Gelecek kaygısı dışında gençlerin anne babalarına hatta çevrelerine bağımlı olmaları da ayrı bir sıkıntı yaratmaktadır.

BAĞIMLI ÇOCUKLAR

Ülkemizdeki genel eğilim ailelerde çocukların bağımlı yetiştirilmeleridir. Kültürel arka plandan ötürü küçük yaşlardan itibaren çocuklarımızın öz bakımlarını yapmalarına çoğunlukla izin vermiyoruz, küçük seçimleri onlar adına biz anne babalar yapmaya çalışıyoruz. Bu durumun bir uzantısı olarak çocuklarımız meslek seçimi yaşına ulaştıklarında, hayatlarını etkileyecek seçimleri genelde tek başlarına yapamıyorlar, anne babalarının, öğretmenlerinin, bazen de komşu teyzelerin etkisinde kalıyorlar.

Yıllar önce yaptığım bir araştırmaya göre lise öğrencilerinin babalarının bildikleri meslek sayısı ortalama on beşti. Oysa bu babaların çocukları yüzlerce mesleğin icra edildiği bir dünyada yaşamaya hazırlanıyorlardı. Bir baba on beş mesleklik repertuvarıyla çocuğuna rehberlik yapamaz. O halde rehberlik işi okullardaki PDR uzmanlarına bırakılmalıdır.

Yakın geçmişte şu trajik durumla çok karşılaştım: 18 tercih yapan bir genç diyelim ki sadece hukuk fakültelerini yazmış. Bazı anneler, babalar bu listeye bakıp, “Evladım listen tekdüze olmuş, araya birkaç farklı bölüm yaz da biraz çeşit olsun” diyorlardı. Bu mantıksız bir öneridir; tercih listesi meyve tabağı değildir ki eriklerin yanına iki de şeftali koymak gereksin. Listelerini çeşitlendirmek için araya hukuk dışı bölümler yazan bazı gençler, kazara bu hesapta olmayan bölümleri kazandıklarında derin bir pişmanlık yaşarlardı.

Aslında bağımlı çocuklar yetiştirmek, yalnızca annelerin hatalı bir tavrı değildir, kadınların ezilmişlikleriyle de yakından ilişkilidir. Ülkemin belli yörelerinde oğullarını kastederek annelerin, “Amaan, okudu gitti, bana ne faydası var; keşke çoban olaydı da yanımda olaydı” dediklerini duymuşsunuzdur. Kadın kendisini ne kadar yalnız ve çaresiz hissederse oğluna o kadar yapışmaya çalışır.

BENİM MESLEK SEÇİMİM

Liseyi bitirdiğimde sosyal ve fen puanlarım çok iyiydi, tıp, mühendislik dahil bütün bölümlere girebiliyordum. O yıllarda merkezî yerleştirme yoktu, birkaç bölüme ön kayıt yaptırdım. Gönlüm sosyal bilimlerden yanaydı; tarihi, edebiyatı, siyasal bilgileri veya psikolojiyi tercih edebilirdim. Ancak çevre (sevgili çevre), fen puanımı kastederek, “Bu puan ziyan olmasın, bir fen bölümüne gir” dedi. Ben de bu sözde rehberliği dikkate alıp Hacettepe Üniversitesi Fizik Bölümü’ne kaydoldum. Üçüncü sınıfa gelince anladım ki puanım ziyan olmamıştı, ancak hayat boyu fizikçi olursam ben ziyan olacaktım. Fizik elbette ki kötü bir alan değildi ama bana uygun değildi. (Dünyada iyi veya kötü meslek yoktur, kişiye uygun olan ve olmayan meslekler vardır.)

Bu gerçeği fark edince tekrar sınava girip Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü’ne geçtim; fizikten ara lisans aldım. Fiziğe ve psikolojiye girmemde anne babamın hiçbir telkini olmadı. Seçimi bana bırakmışlardı.

MESLEK SEÇİMİ NASIL OLMALI?

Gencin seçeceği meslek, her şeyden önce onun yeteneğine ve ilgisine uygun olmalıdır. Gencin yeteneğine ve ilgisine uygun bir meslek seçebilmesi için de ta küçük yaşlardan başlayarak onun özgür seçimler yapabilmesine, örneğin kıyafetini, eşyalarını seçebilmesine izin vermek gerekir. Anne babalar “Ya yanlış seçimler yapar, karda ince yazlık ayakkabı giyerse?” diyebilirler. Karda ince ayakkabı giyen çocuk doğal olarak geribildirim alır, ayağı üşür, bot giymeyi öğrenir. Belki bir ayakkabı hasar görür ama çocuğun seçim yapma, yaşam rotasını çizme becerisi dumura uğramaz.

Gençlerin seçecekleri meslekler, öncelikle yeteneklerine ve ilgilerine uygun olmalıdır; mesleğin getireceği para, bence en son basamakta düşünülmelidir. Ben psikoloji okumaya karar verdiğimde, çevremde serbest çalışan psikolog yoktu, hatta psikoloji profesörü yoktu.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları