Veysel Ulusoy

Rezerv eritmenin siyaseti...

25 Nisan 2021 Pazar

Gün geçmiyor ki ekonomide dalgalandırıcı bir haber olmasın, insanlar daha ne olduğunu fark etmeden başka bir garip ve olumsuz bir haber ortaya çıkmasın.

Merkez Bankası rezervlerinin nasıl eritildiğinden tutun, faize tamamen karşı fikirle başkan olan birinin piyasaların gerektirdiği ortama uyup, faizi düşürmeyi planlamıyoruz yaklaşımlarına kadar tüm gariplikler ortaya saçılıyor. Para Piyasası Kurulu (PPK) metninde makyajlarla uygulanmaya çalışılan para politikasının faiz, döviz kuru ve istihdamla olması gereken bağı ortadan kaldırılıyor.

Basit anlamıyla bankaların bankası olan Merkez Bankası’nın sanki tek amacı dövizi baskılamak, bunu da yaparken rezerv eritmek gibi bir görünüm oluştu son dönemde. Eritilen rezervlerin akıbetini soran ekonomist ve halka verilen yanıtlarda da çok açıkça görüyoruz bunun ipuçlarını. 

Tüm bunları aslında bir çıkmaz sokağa giren ekonomi politikalarının bir sonucu olarak yorumlamak gerekir. 

Sokağın içindeki görüntü ise gelinen durumu çok iyi özetliyor. 2021 yılında ortalama memur maaşının 4 bin 663 lira, memur emekli maaşının 3 bin 300 lira, SSK emekli maaşının da 2 bin 400 lira olduğu, işsiz üniversite mezunu enflasyonunun yaşandığı bir yerde, daha lise mezunu bile olmayan genç yaştaki insanların milyon liraları bulan bir varlık içinde resimlendiği bir durum bu.

Ulusal gelirin normal zamanlarda yüzde 60-65’ini oluşturan tüketim harcamalarının temel kaynağı olan ortalama ücretlerin 500 $’ı geçmediği bir ekonomide, Merkez Bankası para politikasının etkinliği ancak ve ancak dövizi baskılamak için rezerv eritme gibi garip bir nedenselliğe indirgeniyor...

Bunun örneğini en son Merkez Bankası Başkanı Sayın Şahap Kavcıoğlu’nun televizyon ekranlarında yaptığı yorumlarda hissettik. Temel olarak yeni ve doyurucu bir söylemin olmadığı yorumlarda, belki de ilk defa bir para otoritesinin ekonomik krizi kabul ettiğini ve rezervlerin de bu kapsamda, iflasların önlenmesi ve yurtdışı özel sektör borçlarının ödenmesi amacıyla harcandığını ya da yer değiştirdiğini duyduk.

Tüm bu söylemlerde, amaçları ve nedenleri bir arada tarttığımızda, Merkez Bankası tarafından vurgulanan para politikasının ekonomik teoride önemli bir değere sahip olmadığını belirtmek sanırım yanlış olmaz...

Ekonomik teori ile bağdaşmayan ve hâlâ inatla uygulanan para politikasının rezervleri, faiz oranlarını ve döviz kurunu nereye getirdiği çok açık. Yapılan ve yapılması gerekenleri kabaca sıraladığımızda, halkı güvensizliğe iten konular şu haliyle karşımıza gelmektedir: 

  • Merkez Bankası’nın asli görevi belirtildiği gibi döviz talebini karşılamak değil, fiyat istikrarını sağlamak için para politikası araçlarını en uygun bir şekilde kullanmaktır,
  • Ekonomiyi siyasete/slogana bağlamak zayıflığın en önemli göstergesi olur, bu durum ise spekülasyona ve/veya manipülasyona yol açar. 
  • Banka, para politikası araçlarını bir protokol ile devlet bankalarına devretmiş, keyfiliği artırmış, paralel merkez bankası yaratılmıştır, bu ise verileri gizlemenin metodu haline gelmiştir.
  • Anlamsız bir para politikası ile bile bile döviz eritilmiştir.
  • Serbest kur rejiminin anlamını bilmeyen bir yapılanma mevcut, bu eksikliğin giderilmesi elzemdir.
  • Veri açıklamaları söylendiği gibi şeffaf değildir.
  • Banka analitik bilançosunun yetkililerce iyi anlaşılması ve bu kapsamda açıklama yapılması zorunludur.
  • Merkez bankalarını yöneten karar vericiler sadece ekonomi politikalarını konuşur; uzun dönem enflasyon beklentisi, üretim açığı ve enflasyon açığını vurgulayarak istihdam yaratıcı uygulamalara yön verir.

Daha da önemlisi, paranın patronu olan bankanın halka güven vermesidir. Askeri harcamaları döviz rezervine bağlayan bir görüş ise sadece bu güveni, rezervlerde olduğu gibi eritir.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları