Veysel Ulusoy

Sanayi politikalarının yeniden doğuşu

05 Temmuz 2020 Pazar

Belirli bir süreden beri üretim ve refah seviyesinde yarattığı ilerlemeleri hizmet sektörüne bırakan imalat sanayi ya da kısa anlamıyla sanayi sektöründe yeniden dönüşüm yaşanmaya başlandı.

Serbest piyasa koşulları ile doruğa ulaşan “yıkıcı teknolojik gelişme” uygulamalarının oluşturduğu çalışanın değersizleştirilmesi, yeni bir sanayi politikası manifestosunun gereğini ortaya çıkarmıştır. Otomasyondan dijitalleşmeye geçiş ve nesnelerin interneti sürecinde işgücü tasarrufu doğuran teknolojik gelişmelerin yarattığı tüm olumsuzluklar ilgili sanayi politikalarına bakışın yeniden şekillenmesi ihtiyacını doğurmuştur.

Birkaç yöntem ve uygulama ile açıklanması zor olan bu yaklaşımda esas vurgu noktası devletin seçici yaklaşımıyla oluşan yeni sanayi dalları, birleştirilmiş teknolojiler ve fiili özel sektör ortaklığı olmaktadır.

Bu yazımızda bu konu üzerinde yapılan iki çalışmayı özetleyeceğiz. Her ikisi de farklı açıdan aynı konuyu irdeleyen, Harvard Üniversitesi kaynaklı çalışmalar.

İlki, benimde çalışmalarını ilgi ile takip ettiğim Dani Rodrik’in yönetiminde sanayi politikaları kapsamlı yayınlarda oluşan ve Sanayi, Rekabet ve Ticaret Dergisi’nin özel sayısında tartışılan ampirik ve teorik yaklaşımlar (1).

Tüm bu yaklaşımlarda serbest piyasa ekonomisinin ötesinde ekonominin yeniden bir sıçrama yaratması gerektiğini ortaya koyan vurgu ve hipotezler ile nedensellik analizi mevcut. Bu sıçramanın farklı ve entegre bir çerçevede yolları ve sürecinin ayrıntılı bir şekilde irdelendiği çalışmalar,

- yeniden tanımlanan sanayi politikaları ve ihracattaki yapılanma,

- üretken kalkınma ve yapısal dönüşüm politikaları,

- yukarıdan aşağıya birleşik sektörel yapı oluşumu,

- hanehalkı refahını vurgulayan rekabet politikaları ile sanayi politikaları ortak uygulaması,

- merkezinde yine çalışanın olduğu yeşil bir üretim süreci etrafında şekillenen bir bütünü içeriyor.

Devlet-özel sektör dayanışması ile emek piyasasının “yeni sanayi politikaları” kapsamında yeniden yapılandırılması çalışmalarda kapsamlı bir şekilde araştırılmış...

Bu çizgide, bize benzer ekonomilerde özellikle üzerinde önemle durulması gereken iki konuyu öne çıkarmak gerekecek: İlki, ihracata dayalı üretime belirli bir aşamada sıçrama yaratacak olan bebek endüstrilerinin oluşumuna devletin katkısı (ortaklığı) ile seçici destek ve teşvikinin gerekliliğidir. Uluslararası ticarette destekli rekabetin tüm özelliklerini taşıyan bu endüstri grubu, üretimde ölçek ekonomilerine dayalı bir piyasa kuvvetini verimlilik, ürün çeşidi ve fiyat üçlemesi ile ortaya koyarlar. Son birkaç on yılda ekonomilerinde sıçrama yapan ülkelerin hikâyeleri de bunun değerini açıkça ortaya çıkarıyor.

İkincisi sektörel dikey entegrasyon...

Üretim sürecini kontrol etmek için tedarikten perakende ve dağıtımına kadar olan basamakların kontrol edildiği ya da sahiplenildiği bir birleşme yöntemidir bu. Dikey entegrasyon şirketlere süreci kontrol etmelerine, maliyetleri azaltmalarına ve verimliliklerini artırmalarına olanak tanıyarak teknolojik gelişmeyi ve sektörel büyümeyi olanaklı kılar (2).

Gelişmekte olan ülkelerin sanayi politikalarını yapılandırmak zorunda olduğu bu dönemde, hem bebek endüstrilerini hem de dikey entegrasyonu en orta noktaya yerleştirmek, teknolojik gelişme elde edilecek ölçek ekonomilerinin hem hanehalkı refahı hem de uluslararası rekabetteki artış ile ihracat gelirlerini kararlı kılacağı çok açıktır.

Emeğin/işçinin daha kuvvetli olduğu bir yapıya ihtiyaç var

Lawrence Summers, Harvard Üniversitesi’nde diğer bir öğretim üyesi. 1999-2000 yıllarında ABD Hazine Bakanlığı ile Obama döneminde ekonomi danışmanlığı yapmış, özellikle sürekli durgunluk ve ekonomik büyüme alanında çalışmalara damga vurmuş bir ekonomist.

Summers, yönettiği bir doktora tezinin sonuçlarını 28 Haziran’da Washington Post için yorumladı. Araştırmanın sonucu bizi yukarıda açıklamaya çalıştığımız sanayi politikalarının yeniden ele alınması kapsamında vurgunun yine emeğin kuvvetinin yükseltilmesinde olduğu gerçeğine götürüyor.

Araştırma, küreselleşmenin ve (yıkıcı) teknolojik gelişmenin hem çalışanın gelirden aldığı payı azalttığı hem de sendikalaşmanın zayıflatılmasıyla beraber taşeronlaşmayı artırdığını ve bunun da sürdürülemez olduğunu vurguluyor. Bunun tersine döndürülmesi gereğinin belirtildiği araştırmada önerilen politika araçları ise negatif gelir vergisi, vatandaşlık geliri ile emek piyasasında yapısal dönüşümün hızla işlerlik kazanması olarak karşımıza çıkıyor.

***

Özetle; geleneksel imalat sanayiinin gelişen ülkelere kaydığı, yıkıcı teknolojik gelişme ve küreselleşmenin onarılması güç zararlar verdiği emek piyasası yine, yeniden şekil alan sanayi politikalarında merkez öneme sahip olacaktır, olmalıdır.

Bu neden mi böyle olmak zorunda?

Ulusal gelirin harcamalar yoluyla en az yüzde 60’ını oluşturan tüketim harcamalarının ekonomik büyümeyi sürekli kılması ve ekonomik krizlerde sigorta özelliğini devam ettirmesi için.

* https://link.springer.com/article/10.1007/s10842-019-00322-3

* Son dönemin sıcak konusu olan “Ticaret Savaşları”nın nedeninin özellikle teknolojik ürünlerin üretildiği süreçte Çinli şirketlerin bu dikey birleşmiş yapıyı kırarak teknolojik casusluk yaptığı üzerinde yoğunlaştığı gerçeğini vurgulamak gerekir.


Yazarın Son Yazıları

Enflasyon 3 Ocak 2021
Lizin ve gıda fiyatları 6 Aralık 2020
Hesabı kim ödeyecek? 22 Kasım 2020
Yoksunluk ve enflasyon 25 Ekim 2020
Veri 30 Ağustos 2020
Kimin parası? 2 Ağustos 2020