Veysel Ulusoy

Verimlilik ve yeni bir büyüme hikâyesi

19 Ocak 2020 Pazar

Günlük konuşmaların içeriği ülkenin veya bölgenin ekonomik kalkınma sürecine göre değişir. Azgelişmiş veya gelişmekte olan ekonomilerde bu genel olarak geçim, kazançların azlığı, enflasyon baskısı gibi konuları kapsarken, daha gelişmişlerde paranın fiyatı, yatırım, alternatif fırsatlar, uluslararası faaliyetler gibi daha geniş, refaha dayalı konularda yoğunlaşır.

Zamanla oluşur bu farklılık. Kaynağı ise verimliliktir...

Verimlilik ulusların zenginliğinin değişimini hızlandıran, bazen de yavaşlatan ve onların refah sıralamasını değiştiren özelliği ile öne çıkan bir değerdir, ölçüdür...

Yalın anlamıyla çalışan başına, daha etkin ölçüsüyle de saat başına düşen üretim değerini gösteren verimlilik, sadece refahı değil enflasyondan faize kadar hemen her şeyi etkiler. Sermaye ve istihdam beraberliğine katkı olarak vücut bulan verimlilik aynı zamanda ücret ve kazançları da doğrudan etkiler. Verimlilik artışı bir bakıma ücretlerin artışı anlamına gelir.

Gelir, ama acaba bu teorik yaklaşım gerçek verilere yansıyor mu?

İnceleyelim...

Ulusal gelirdeki büyümeyi belirleyen temelde 3 faktör mevcuttur: Sermayedeki büyüme, istihdamdaki büyüme ve verimlilik artışı. Dünya Bankası’nın Türkiye’nin verimlilikteki konumuna ait araştırmasında (1) istatistiklere bakıldığında, 1990’lardan günümüze verimliliğin ulusal gelirin büyümesine katkısı ortalama yüzde 17, sermayenin katkısı yüzde 55 ve çalışanların katkısı ise yüzde 29 olmuş. Aynı veriler Kore için yüzde 28, yüzde 15 ve yüzde 56 olarak gözükmektedir.

Küresel krizin yaşandığı 2008’den bu yana Türkiye ekonomik büyüme dinamiğinde de kayda değer kırılmalar yaşanmaya başlandı. Bu kırılmaların en üst fotoğrafında olan “potansiyel ekonomik büyüme oranındaki azalış” belki de en önemlisi... Potansiyel ekonomik büyüme tüm girdilerin tam istihdamı durumundaki gayri safi yurtiçi hasıladaki büyümeyi ifade eder. Diğer bir ifade ile bu, tüm çalışanların işli olduğu, makine ve teçhizatın tamamının çalıştığı (ekonominin tam kapasitede işlediği) bir yapıda oluşan ekonomik büyümeyi ifade eder.

Tüm olanaklarını kullanan ekonomilerde büyüme, potansiyel ekonomik büyüme olarak ifade edilse de, söz konusu potansiyelin üzerinde bir büyüme olanağını bize sunan faktör ise verimliliktir. Sporcuların olimpiyat ya da dünya rekoru kırdığı durumlarda kendi potansiyellerinin de üstüne çıkması hikâyesinin aynısıdır bu. Bu hikâyeyi sürekli yenileyen ekonomiler, lider sınıfında olanlardır zaten.

Son dönemde bu hikâyede kısırlaşma ve tekrara düşüş özelliği yaşıyoruz gibi. 2004’ten bu yana potansiyel sermayenin büyümeye etkisi azalırken, yine işgücünün katkısı artmış, emeğin yoğunluğunun arttığı bir üretim yapısı karşımıza çıkmış ve 1990’lardan günümüze ortalama yüzde 17 büyüme katkısı olan verimliliğin potansiyel gücünün düşmesi ve büyümeye katkısı görüntüden kaybolmuş (Grafik: Kaynak, Dünya Bankası). Bu görüntü, son dönemdeki kısır büyüme ya da küçülmenin nedenlerinin tam ortasındaki faktör olarak karşımızda duruyor sanki.

Potansiyel verimliliğin düşmesinde temel olarak iki neden tartışmaya açılır: İlki, girdilerin dağılımındaki bozukluk, ikincisi ise ücretler genel seviyesinin önceki verimlilik artışlarında tabana yayılmamasıdır.

Geniş bir çerçevede ele alınabilecek bu kaynak dağılımı bozukluğuna verilebilecek en güzel örnek belki de, bir petrol mühendisinin bakkal işletmesi, bir iktisatçının çiftçi olarak çalışmasıdır. Diğer bir ifade ile kendi uzmanlık alanı dışında işgücüne katılan “insan sermayesinin” üretkenliğe olan katkısının sorgulanmasıdır bu.

Söz konusu katkının sıfıra yaklaştığı bir süreci gözlemliyoruz. Bu bizi gelişen ekonomiler sınıfında gerilere itecek bir özelliktir. Var olan sermaye stoku ve işgücü ile elde edilen yalancı büyümeye mahkûm kılan kısırdöngünün resmidir aynı zamanda.

Kırılması gereken kısır bir döngü bu!

Çözüm mü?

İnsan sermayesi üzerine yeni bir hikâye yazmak, yeni bir sanayi politikası oluşturmak!

Ayrıntısı ise bilim insanlarının araştırmasında.. gizli de değil, her şey kamu malı!

 


Yazarın Son Yazıları

Hesabı kim ödeyecek? 22 Kasım 2020
Yoksunluk ve enflasyon 25 Ekim 2020
Veri 30 Ağustos 2020
Kimin parası? 2 Ağustos 2020