Sorun Dil Değil, Düşünce!

05 Ocak 2015 Pazartesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türkçenin mevcut kelime hazinesiyle felsefe yapamazsınız” sözleri, kamuoyunda hak ettiği ölçüde bir toplumsal duyarlılıkla değerlendirilmedi; bir bakıma geçiştirildi. Konu üzerindeki yazı ve yorumlar da Türkçe ile felsefe yapılabileceği ile ilgiliydi.
Oysa konu dilden çok düşünce yönüyle olağanüstü önemlidir.

***

Yunanca sevgi ve bilgi sözcüklerinin birleşmesinden türetilen felsefe sözcüğünün özünde özgür düşünce ve bunun anlatımı vardır. Dil yalnızca bu anlatımın aracıdır.
Ulusun başındaki kişinin o ulusun dili ile düşünülemeyeceğini; Türkçenin düşünmek için yetersiz olduğunu öne sürmesi, tek sözcükle ürkütücüdür.
Gerçekte, Cumhurbaşkanı’nın söylemde ve eylemde savunduğu siyasal İslamın Türkçe ile hiç de barışık olmadığı bilinmektedir. O anlayış, değil kendi dilinde dua etmeyi, birlikte dua etmeye çağrı olan ezanın bile Türkçe olmasına şiddetle karşı çıkmıştır.
Son günlerde görülen Osmanlıcanın liselerde zorunlu ders kılınması girişimi de temelinde Türkçeyi önemsizleştirme özleminin bir yansımasıdır.

***

Önemle vurgulamak gerekir ki, Türkçe ile felsefe yapılamaz anlayışının asıl dayanağı dil değil, felsefedir; yani, düşüncenin kendisidir.
Derinlemesine düşünmek anlamına da gelen felsefe, varlık, yer ve zaman bağlamında gerçeği bulmaya uğraşır; bilginin kaynağını araştırır; ahlak bakımından doğruyu ve yanlışı saptamaya çalışır; güzeli, sanatı, estetiği irdeler ve özellikle dikkat edin, felsefe, din kavramının kökeni nedir sorusuna yanıt arar.
Cumhurbaşkanı, bu ülkenin Türkçeden başka dil bilmeyen milyonlarca insanına, koca bir ulusa, siz bu konularda akıl yürütmeyin, bu konuları sorgulamayın; irdelemeyin, eleştirmeyin, özetle düşünmeyin çünkü diliniz buna elverişli değil, diyor!
Çok önemli bir soru da şudur: Bu görüşü, toplumun sesi olması gereken siyaset, basın-yayın ve üniversite çevreleri, yapılıyor ya da kısmen de olsa yapılıyor demenin ötesinde, hangi duyarlılığı gösterdi; ne ölçüde doğru ve etkin bir biçimde değerlendirdi?

***

Cumhurbaşkanı bu görüşlerini, üstelik, Başbakan olur olmaz yönetimine el koydurduğu, şimdilerde paralel yuvası olmakla suçladığı, üst yönetimine hayvanat bahçesi müdürü gibi ilgisiz kimseler atanan, üstelik, 2009’da C. Darwin ile ilgili bir bilimsel yazının kendi dergisi Bilim ve Teknik’te yayınını engelleyen, yani sansürcü TÜBİTAK-Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu’nun 24 Aralık’ta yapılan Bilim Ödülleri töreninde açıkladı. Tören, 2015’e girilirken devletin en tepesinden düşünceye ve bilime bakışın çok anlamlı bir fotoğrafıydı.

***

İnsanlık tarihinde özgür düşünce ve anlatımın gelişimi hiç de kolay olmamıştır. Bu konuda iki örnek büyük bir uygarlık farklılaşması sürecinin başlangıç kanıtlarıdır. İslam dünyasında Hallac-ı Mansur’un (858-922) Enel-Hak, (Hak Benim) diyebilmesi önemli bir aşamadır. Bunun karşılığı Abbasi Halifesi Muktedir’in emriyle derisinin yüzülmesidir. Hıristiyan dünyasında özgür düşüncenin yolu ise ancak altı asır sonra R. Descartes’in (1596-1650) “Düşünüyorum öyleyse varım” sözleri ile sonuna kadar açılmıştır.
Yalnız ve ancak düşünüyorum ve varım diyebilen, bağımsız düşünebilen insanlardan oluşan topluluklar egemenliğin kaynağını gökten yere indirir ve kendi kendini yönetmek için kullanır. Egemenlik gerçekten ulusun olur!

***

Bir ulusa senin dilinle düşünce olmaz denilmesi, eğer doğru anlamlandırılırsa ya da gerçekte, sen düşünemezsin; bu nedenle de kendinin egemeni olamaz; kendi kendini yönetemezsin demekten başka bir şey değilse nedir?!
Hoş geldin 2015!
 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Yerelde yeşermeli 25 Mart 2019
Yıkımı durdurmak! 18 Mart 2019