Zafer Arapkirli

İtiraf et. Çok korkuyorsun…

28 Eylül 2018 Cuma

Önce ana akım gazete ve TV’lerden başladınız işe.
Teker teker kepçeleyip, gırtlaklarına çengeli geçirip, hatta trolleyip dinamitleyip birer birer havuzunuza dahil ettiniz. Sahipliklerini, üstelik kamu bankalarının (milletin cebinden) fonlarından yararlanarak çatır çatır değiştirdiniz. Çalışanları arasında olağanüstü bir eleme ve kıyıma giderek, kendi istediğiniz türde haberler ve yorumlar yazacak hale getirdiniz. Binlerce ehil ve onurlu gazeteciyi işinden ettiniz. Kimini başka sektörlere kovaladınız, kimini işsizlik, açlık ve yoksulluğa mahkûm yaşamaya zorladınız. Kimini de “niş” denebilecek yeni medya mecralarına doğru itelediniz.
Ama gazeteciliğin, ille de kendine bir yol bulacağını, beton bir duvarın kenarından kıyısından bile sızıp, önce minik akıntılara sonra su birikintilerine ve kendi özgürlük havuzlarına dönüştüğünü, zaman içinde ırmaklara ve denizlere evrileceğini hesap edemediniz. Gerçeklerin, bütün engellemelere rağmen kendine bir çıkış yolu bularak kitlelere ulaşacağını hesaplayamadınız.
Sonunda bir de baktınız ki, teknoloji ile demokrasi el ele vermiş, oradan - buradan mantar gibi, kapatılmaya çalışılan kara perdelerin arasından sızan ışık huzmeleri gibi gerçekler zuhur ediyor, birer birer.
Sosyal medyada olağanüstü bir hızla yayılıyor yolsuzluklar ve insan hakkı ihlallerine dair haberler. Saniyeler içinde ayyuka çıkıyor her türlü pisliğe ilişkin haberler.
İnsanlar her türlü yaratıcılığı kullanıyor. Senin havuz medyana muhtaç olmadan, o “üzerine basılı olduğu kâğıttan bile daha değersiz” yalan kusan, kimsenin satın almadığı, zorla THY’de ve yandaş işadamının benzin istasyonlarında bedava dağıtılan pespaye “gazete taklitlerine” ihtiyaç duymuyor insanlar.
Bir evin çalışma odasından ya da bir kafedeki masadan çıkan blog’dan, yarın derme çatma minik bir garaj-atölye bozması stüdyodan yapılan internet radyosu ya da televizyonundan gerçekler fışkırıveriyor.
İlkokul çocukları bile kendi YouTube kanallarını oluşturmayı öğreniyor. Wikipedia’yı yasaklamana rağmen erişimi beceriyor orta mektep talebeleri.
İşiniz zor. Korku dağları sardı. Ovaya inmiş, üzerinize üzerinize geliyor.
Tutamıyorsunuz seli artık. Adeta, çapsız belediye başkanının derme çatma altgeçitlerine dolan sular gibi, ezip geçiyor sefil duvarlarınızı bilgi, yorum, analiz. Ekonomik krizi, diplomatik skandalları, lüks uçak rezaletlerini, ezilen sömürülen işçiye, acılı anaya vurulan copu sıkılan gazı saklayamıyorsunuz. Ve kocaman birer meşaleye dönüşen güçlü ışık huzmeleri gibi görülüyor her şey.
Yapabileceğin fazla bir şey yok.
RTÜK’ü, BTK’yi, MİT’i harekete geçiriyorsun. “Yeni bir yönetmelik çıkarın, filmdeki küfrü bahane edip, alayını lisans ve ceza tehdidi ile zapturapt altına alın” diye panik içinde talimatlar yağdırıyorsun. Yeni yeni sansür yasaları çıkarıyorsun. İnsanların neyi ne zaman nasıl izlediğini izleme ve kayıt altına alma, fişleme düzenekleri kurmaya çalışıyorsun.
Nafile çabalar bunlar.
Günümüzde artık, ışık hızının bilmem kaç kat üzerinde, nanosaniye ile ölçülebilecek bir hızla yayılıyor bilgi.
“Yıldız Sarayı devri” misali, gazetecinin peşine hafiye takmakla, telefonunu dinlemekle, hatta eski devirlerde olduğu gibi “Muhafızlar!. Nöbetçiler!. Alın şunu!..” diye bağırmakla durduramıyorsun hiçbir şeyi.
İtiraf edin. Korkuyorsunuz. Çok korkuyorsunuz artık. Ama, “ecele” faydası yok.
Özgürlük, yani nefes, yani ışık, yani aydınlanma, er ya da geç galip gelecek. Hep böyle oldu. Yine öyle olacak.
Üzgünüm diyemem. Tam tersi. İçim içime sığmıyor sevinçten.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Leş gibi kokan tuz 11 Haziran 2021
Biz vazgeçmeyiz 4 Haziran 2021
Korku iklimi 28 Mayıs 2021
Yılan, çuval... 21 Mayıs 2021