Zafer Arapkirli

Öğreneceksiniz. Başka yolu yok…

26 Ekim 2018 Cuma

Şöyle bir sahne hayal edin: Mahkeme salonundasınız. Evde eşinize ya da çocuğunuza şiddet uygulamaktan sanık olarak hâkim karşısına çıkarmışlar sizi. Hâkime efeleniyorsunuz:
“Yau… Bi kere… Siz aile reisi olmanın sorumluluğunu bilir misiniz? Ben evde otoriteyi nasıl sağlayacağım başka türlü? Benim eşime, çocuğuma nasıl davranacağıma siz mi karar vereceksiniz? Yani, siz kimsiniz? Sonra bu otoriteyi sağlayamazsam, ceremesini ben çekeceğim. Size göre hava hoş tabii. Karı benim, çocuk benim. Bugün dövmesem-eğitmesem-terbiye etmesem, yarın sonuçlarına ben katlanacağım. Siz benim işime müdahale edecekseniz, o zaman bana ne gerek var? Çıkıp gideyim yani…”
Veya bir başka duruşmadan hayali bir sahne. Başkasının malına mülküne, rızkına el uzatmakla, hattâ şiddet kullanmakla suçlanmış, yargılanıyorsunuz:
“Kardeşim.. İyi diyorsun da.. Adam borcunu ödemiyor. Şimdi ben ne yap-mışım? Gitmişim çökmüşüm şerefsizin gırtlağına borcumu tahsil etmişim. Şimdi bu paramı alamasam evde çoluk çocuk ekmek bekliyor. Yani, sen mi besleyeceksin onları hâkim bey? Herif vermiyor parayı başka türlü. Mahkeme benim işime niye karışır? Pardon yani…
Her iki (hayali) olayda da hukuku yok sayan, mahkemeleri gereksiz gören ve hukuk denetiminden vareste bir yaşam talep eden bir yurttaşın (kendince haklı) ama çağdaş yaşam normlarına ve çağdaş bir demokrasiye taban tabana zıt anlayışını anlatmak istedim.
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tay-yip Erdoğan’ın, çarşamba günü, üstelik de “huzuruna çağırdığı” Yüksek Yargı mensuplarına ve bir salon dolusu hukukçuya hitaben yaptığı konuşma, tam da buna (canlı ve sahici) bir örnekti. Dedi ki:
“Kusura bakmayın da, benim yanımda da bunca hukukçu var. Anayasacısı, cezacısı, medeni hukukçusu, hepsi var. Bunlara bu devlet niye bu maaşları ödüyor? Orada yan gelip yatın diye ödemiyor ki…”
Erdoğan’a göre “Saray’da istihdam edilen ve bir ton da maaş alan danışmanlar yeter” adil kararlar almaya ve adil icraatta bulunmaya. Mahkemelere ne gerek var? Eğer bir şikâyet ya da itiraz olursa, mahkeme de aksine karar verirse, bu “Devletin icra gücüne haksız müdahale sayılmalıdır.”
Demokrasilerde, gerçek çağdaş demokrasilerde yargının “Bağımsız bir erk” olarak varlığını reddeden, onu gereksiz sayan bu anlayış, ülkemizin bekası açısından en büyük tehlikedir. Bakın, “Tehlikelerden biridir” demiyorum. “En büyük tehlikedir” diyorum.
Çünkü yargı denetiminden vareste hiçbir icraat, hiçbir yürütme eylemi, hatta hiçbir yasama faaliyeti, sağlık-lı ve yerinde sayılamaz.
Cumhurbaşkanı bir (yanlış) örnek daha verdi konuşmasında:
“Olay İzmir Limanı’nın biz ihalesini yapıyoruz ve Danıştay’da İzmir Limanı’nın ihalesi 2 yıl bekliyor, 2 yılın sonunda burayı alacak olan kişi vazgeçiyor ve biz 1 milyar dolar kaybediyoruz. Şimdi bunu bana, Allah aşkına, Danıştay neyle izah edecek? 1 milyar doların hesabını kim verecek?..”
Yine vahim ve tehlikeli bir savunma biçimi.
İdarenin (yürütmenin) herhangi bir tasarrufunda arıza varsa, ya da olduğuna inanılıyorsa, bunun ne pahasına olursa olsun yargı denetimine götürülmesi, demokrasilerde doğal işleyiş biçimidir. Aksi takdirde herkes, hatta gücü elinde bulunduran makam “Ben yaptım oldu. Ben sattım oldu. Ben aldım oldu” demeye kalkarsa, asıl büyük zarar oradan doğar. “Piyasa koşulları” nedeniyle İzmir Limanı işinde edildiği öne sürülen (hesabın doğru olduğunu varsaysak bile) 1 milyar dolarlık zarar, yargı denetiminden kaçırılarak, gizlenerek, sakınılarak sisteme ve hukuka ve Devlet’e verilecek zararın yanında kum tanesi kadar önemsiz kalır.
Unutmayın: Yürütme de, yasama da, sırf “Seçmenden oy aldım, bu bana açık çek demektir. Seçmenin tokadından, yuhalamasından korkarım ben. O yüzden de yargı bana karışamaz” diye iş göremez. Demokrasilerde göremez. Başına buyruk davranamaz. Millet İradesi’nin yaptığı yasalara, milletin oyları ile kabul edilmiş Anayasa’ya uygunluk denetimi yapacak yüksek ve her düzeyde mahkemelerin “gereksiz-engel-safra-bozguncu-bozucu” gibi görüldüğü anlayış hata yapmaya, (kasıtlı olmasa bile) ülkeyi tehlikeli uçurumlara sürüklemeye mahkûmdur.
Bunu artık öğrenseniz iyi olur.


Yazarın Son Yazıları

Sözde başkan 15 Ocak 2021
Daha ‘R’ demeden bitti 11 Aralık 2020
‘Acı reçete’ 13 Kasım 2020
Cumhuriyetim 30 Ekim 2020
Fikir ve zikir 23 Ekim 2020
Darbeli demokrasi 16 Ekim 2020