Beyrut acısı

13 Ağustos 2020 Perşembe

O günden beri Beyrut acısı içimi kavuruyor. Dostlar arandı. Her “yaşıyorum, ölmedim” yanıtıyla mutlu, her susuşla kahrolundu...

Ölü sayısı 170’i aştı”, “1500 yaralı”, “100 binler evlerinden oldu”, “2 bin 750 ton amonyum nitrat” gibi sayılar arasında...

Fransız gazeteci Thierry Meyssan’ın “Saldırıyı İsrail yeni silahıyla gerçekleştirdi”... Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun “Cumhurbaşkanı’nın talimatı var: Ben Türküm, Türkmenim diyen her soydaşımıza vatandaşlık vereceğiz” vaadi... HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın “Çok kimlikli Beyrut’ta bu ırkçı açıklamadan utanmadınız mı” sorusu... Fransa’dan ABD’ye; Rusya’dan İran’a daha çok iç savaştan daha çok parsa toplamayı umanların haberleri arasında...

Acı hiç dinmedi

Bütün bunlar arasında gerçek olan şu:

Filistin’de acı hiç dinmedi. Toprakları gasp edilmiş, kendi ülkesinde mülteci olarak yaşamaya mahkûm edilmiş bir halk... Dünya, Güney Afrika’daki “Apartheid” rejimini lanetlerken, İsrail’in Filistin’e uyguladığı “Apertheid”i görmezden geldi. Çok uzun yıllardır iç savaşlarla, siyasi İslamın iç çatışmalarıyla, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’yle, egemen güçlerin iştahı ve çıkarları doğrultusunda acı çekiyor.

4 Ağustos’tan beri çağdaş Filistin şiirinin en özgün şairi Mahmud Derviş’in dizeleri arasında dolaşıyorum... İstanbul’da onunla dolu günleri düşünüyorum. Tanımak, dertleşmek olanağını bulduğum Filistinli şair Mahmut Derviş düşlerimin ve kâbuslarımın içine yerleşti,

Onu 2008’de, 9 Ağustos’ta yitirdik. 2003’te Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı olarak ona Uluslararası Nâzım Hikmet Şiir Ödülü’nü verdik... O yıl TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nda onunla aynı sahneyi paylaşıyordum. Hiç unutmadım: Savaşın, öldürmelerin, katliamların, gazete ve televizyona düşen suretini değil, hayatımıza düşen anlamını; bir daha bizi asla terk etmeyecek biçimde içimize yerleştirdi.

Mahmut Derviş

Devrimciydi. Yirmisinde tanımıştı İsrail hapishanelerini. Şairin ülkesi Filistin, tutsaktı. Şair, tutsak olan ülkesine mahkûmdu. Yani iki kez tutsaktı. Ancak Filistin ve Filistin halkı bağımsızlığına, özgürlüğüne kavuştuktan sonra o da özgür olabilirdi...

Ben mezbahanın tanığı / Ve haritanın / Ben basit sözcüklerin çocuğu / Çakıl taşların kanatlarını gördüm / Gördüm silahların çığlığını / Bizde, yüreğimizin üstüne kapatılan kapıyı / Yerlerimize konulan haczi...” (Toprak Kasidesi)

Bu “basit sözcüklerin çocuğu”, 1982’deki Sabra-Şatilla katliamından sonra “Beyrut Kasidesi”ni yazdı. (Ah! Nasıl da sakin olmaya çalışıyorum şu ah sözcüğünü yazarken!)

Beyrut öykümüz / Beyrut yemeğimiz/ Beyrut Allah’ın haberi. Denedik seni denedik./ Bu gizi sana kim verdi? Seni kim adlandırdı? / Yaramızın üstünde seni kim yükseltti?” dediği Beyrut yeniden acılar içinde... “Beyrut bütün kasidelerde meçhul” olduğu içindir ki şiir dünyasına “Beyrut Kasidesi” gibi bir baş eser armağan etti Mahmut Derviş.

Beyrut Kasidesi

Ey kızım seviyorduk seni/ Şimdi yüksek suskunluğu bekliyoruz / Huş ağacından süpürgeler taşıyoruz/ (...)Beyrut yok/ Sırtımız önümüz denizin sırları yok/ Kanımızı yitirene kadar evet / Anıların sözcüklerini yitirene kadar/ Ancak söylerim şimdi yok/ O son bombardımanda yok/ O yer çukurda başka bir şey kalmadı yok/O ruh içinde kalmadı yok/ Beyrut yok”.

Uçaklar ve Amerika’nın suskunluğu bizi uyandırır / Ve Amerika Amerika’sıyla / Ve ufuk bu havayı semirir / (...) Bizler çıplak, bizleri ne ufuk örter ne de gösterilen mezar / Ey... Ey Beyrut’un kırık günü çiçeklerinde / Azıcık çabuk ol / Çabuk ol son feryadımızın nerede olduğunu anlayalım”... (Şiirlerin Türkçesi Metin Fındıkçı’nın.)

Dünya Beyrut’un feryadını duymadı, kulaklarını tıkadı. Mahmud Derviş, İsrail hapishanelerinden sonra, Lübnan’da iç savaştan sonra, sürgün yıllarından ve katliamlardan sonra dolaştığı Arap kentlerinde düş kırıklığı yaşayacaktı.

Beyrut/ gecemiz/ Yalnızlığımız, / Tanrı yalnızlığımızda / Tanrı içimizde oluşana kadar”... “Maske düştü / Araplar yollarını yollarını verdiler/ Arap ruhlarını sattılar/ Araplar...yittiler/ Maske düştü

Siyasal İslamın iç çatışmalarının faturasını da bu ülke halklarının çektiğini anlamak için şair ya da müneccim olmaya gerek yok!

Vatanım heybem / heybem vatanım” diyordu Mahmud Derviş... Tanrı kimseyi vatansız bırakmasın! Vatan yerine heybeye mahkûm etmesin!!!


Yazarın Son Yazıları

Şizofreni! 10 Eylül 2020
Yaz bitti 6 Eylül 2020
30 Ağustos 30 Ağustos 2020
Beyrut acısı 13 Ağustos 2020
İnsan sorumluluktur 9 Ağustos 2020
‘Zat’ hastalığı 2 Ağustos 2020
Gençliğe sesleniş 30 Temmuz 2020