Çok cepheli direniş

07 Nisan 2020 Salı

Korona günlerinde dünyanın neresinde olursak olalım, çoğumuz, içimizi kemiren bir duyguyu ilk kez bu kadar derinden hissetti.

Aslında hayatın başından beri var olan ama günlük yaşantımızı kontrol ettiğimizi düşündüğümüz sürece pek önemsemediğimiz bir duygu: 

Belirsizlik!

Yarın ne olacak, haftaya bugün nerede olacağım, gelecek yıllarda hayatım önceden alıştığım şekilde sürebilecek mi?

Hiçbirinin yanıtını bilmiyoruz. 

Önceden de tam olarak bilmek mümkün değildi ama etkinlikler organize ediyor, randevular verebiliyor, plan yapabiliyorduk. 

Telefonlarımızın ajandalarında aylar sonrasına randevu kaydederken belirsizlik duygusunu ensemizde hissetmiyorduk.

Tüm insanlığı aynı anda avucunun içine alan bu duyguyla baş etmek kolay değil. 

Üstelik dünyada diğer devletler vatandaşlarına karantina günlerinde her türlü ekonomik desteği verirken, Türkiye’de bu konuda tamamen yalnız bırakılan halkın endişesi kat kat fazla. 

Aklın yolunu seçeceğiz

Yaşananlar geleceğimiz üzerinde söz sahibi olma yeteneğimizin iyice sınırlandığını gösteriyor.

Adeta bir distopyanın içindeyiz. Son birkaç haftadır kontrolü tamamen kaybettik. Vites boşaldı; COVID-19’un yayılma eğrisi yükseldikçe topluca yokuş aşağı yuvarlanıyoruz. 

Bir aşamada sert bir şekilde toslayarak duracağız ama sonrası ne olacak?

Bu süreçte iki yol var. Ya karamsar olup kaderci tavırlarla pes edeceğiz ya da umudu koruyup buradan en az zararla çıkış için aklın yolunu seçeceğiz.

Ben yaşam hakkı savunucusu olarak ikinciden yanayım. Tabii Türkiye’deki mevcut politik ortamın umudu korumayı ne kadar zorlaştırdığının da farkındayım.

Hastanelerde binlerce insan koronavirüs yüzünden ölüm kalım savaşı verirken siyasi çekişmeleri sürdürenler mi ararsınız, yoksa virüslerin Allah tarafından insan nüfusunu azaltmak için yaratıldığını söyleyen bilim insanı mı?

Hayvan sömürüsünün sonucunda ortaya çıkan COVID-19’dan kurtulalım diye hayvan katleden belediye başkanı mı ararsınız yoksa tütsü yakan mı? 

Hangi saçmalığı arasanız var bu ülkede!

Bilim Kurulu’nda Diyanet!

Mesela son olarak Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Başkanı Nuri Ünal, Koronavirüs Bilim Kurulu’nda Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan bir temsilcinin olmasını talep etmiş. 

İnsan düşünüyor... Skandal fetvalarıyla gündemden düşmeyen dev bütçeli Diyanet, Bilim Kurulu’nda yer alsa nasıl bir katkı yapabilir? 

Bilim insanları toplu etkinlikler yapılmasın derken, bu kurum cuma namazına temsilen de olsa devam edilsin kararı aldığına göre, herhalde halka çözüm olarak dua etmeyi tavsiye eder... 

Ama benim bir önerim var. Bütçesi 8 bakanlığı geride bırakan Diyanet’in bütçesi koronavirüs mücadelesinde kullanılabilir. İşte o zaman somut bir yardımda bulunmuş olur!

Görüldüğü gibi bu ülkede her türlü tuhaflığa karşı akılcı çözümler bulmakta direniyoruz.

Tüm dünyada olduğu gibi virüse karşı direneceğiz! Bütün insanlık gibi belirsizliğin yarattığı psikolojik baskıya karşı direneceğiz! Ama bazılarımız aynı anda bağnazlığa, yobazlığa ve faşizme karşı da direnecek!

Bizimkisi çok cepheli direniş!


Yazarın Son Yazıları

Nefes alamıyorum! 31 Mayıs 2020
Mış gibi yapmak... 26 Mayıs 2020
Öldüresiye sömürü! 17 Mayıs 2020
Parazit 26 Nisan 2020
Perde böyle kapanmaz 14 Nisan 2020