Siyasal İslamdan kurtulmak zorundayız

05 Ağustos 2022 Cuma

Tanıdığım bir avukat söyledi. Son dönemde çok sayıda avukat ülkeyi terk edip yeni bir hayat kurmak için yurtdışına gidiyormuş. 

“Ama koşulları doktorlar gibi değil, gidip orada avukatlık yapmıyorlar; tezgâhtarlık, çocuk bakıcılığı, hayvanları gezdirme gibi işler yapıyorlar” dedi. 

Yapılan bu işleri asla küçümsemiyorum elbette; emeğiyle hayatını kazanan herkese saygı duyarım. Sadece benim avukatım da ülkeden aniden ayrılınca şaşırmıştım. Meğerse bu, avukatlar arasında da yaygınmış.

Son yıllarda hangi meslekten kaç kişi ülkeden gitti bilmiyorum ama Ankara Tabip Odası’nın raporunda her gün yedi doktorun ülkeyi terk ettiğini okudum. 

Gün geçmiyor ki bu ülkenin en iyi eğitim kurumlarında okumuş, meslek sahibi, yetenekli insanları Türkiye’den ayrılmasın...

“Herkese Kitap” adlı bir proje hazırlayıp AB’ye sunan ve AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlık dönemindeki bir törende övgüyle söz ettiği Ahmet Katıksız da ülkeyi terk ettiğini duyurmuş.

Demiş ki: “Beni yönetenlerin liyakatsiz bir şekilde atandığı kadroların altında kendimi tüketeceğime dünyanın bambaşka bir coğrafyası olan Belçika’dayım.”

Gidenleri eleştirmek için değil ama şunu da vurgulamak istiyorum:

Biz buradayız! 

Ve sorunu tam olarak ortaya koymalıyız.

***

20 yıllık AKP iktidarında çok şey kaybettik ama en büyük somut kaybımız, yerine getirilmesi uzun yıllar alacak iyi yetişmiş, nitelikli insan kaybı, beyin göçü oldu.

Çarşamba günü bu köşede Simon Bolivar’a atıfla yazdığım gibi, öğle yemeğinde gururunu yiyen eski laik Türkiye olarak, akşama utancımızı yedik ve tüm kayıplarımız da bunun sonucu.

Bir gün iktidar değiştiğinde, kayıplarımızı tekrar kazanabiliriz.

Cumhuriyete kamucu ve antiemperyalist politikalarla, emekçiden ve halktan yana bir nitelik kazandırabiliriz.

Kadınların yaşam haklarının yok sayılmadığı, sokaklarda güvenle yürünebilen bir ülke yaratabiliriz.

Yeşile, doğaya sahip çıkıp ranta hep birlikte direnebiliriz. 

1 Mayıs’ları, 8 Mart’ları, 23 Nisan’ları, 19 Mayıs’ları, 29 Ekim’leri, toplum olarak huzur içinde sevinçle kutlayabiliriz.

Kadınların, işçilerin, LGBTİ’lerin, ülkenin güvenliğini sağlamakla görevli polislerden şiddet görmediği, her kesimin sesini duyurabildiği eylemler yapabiliriz.

Herkesin yasalar önünde eşit olmasını sağlayabiliriz.

Soygunları durdurup yolsuzluk yapanların hak ettiği cezaları aldığı bir adalet sistemini kurabiliriz.

Hapishanelerdeki insan haklarına aykırı uygulamaları sonlandırabiliriz. 

İnsanlar tarafından evcilleştirilip sokaklarda yaşamak zorunda bırakılan hayvanların terörize edilerek canavar gibi gösterilmesine, yasadışı bir şekilde yok edilmesi için talimat verilmesine karşı çıkabiliriz.

***

Bunların hepsini yapabiliriz. Ancak hepsinin öncelikli bir önkoşulu var.

Bunları, sadece devletin laik olduğu bir ülkede yapabiliriz. Ülke üzerine karabasan gibi çöken siyasal İslam baskısı dağıtıldığında, toplum biraz nefes aldığında yaşanabilir bir ülkeyi birlikte yaratabiliriz.

Çünkü dünya üzerinde siyasal İslamın hüküm sürdüğü hiçbir ülkede bu saydıklarımın birini bile gerçekleştirebilen bir ülke yoktur!

Demek ki demokrasinin önündeki engel de yukarıda yazdığım ilerlemelerin ilk engeli de toplum üzerine çöken siyasal İslamdır. Yurtdışına toplu halde eğitimli insan göçünün de en önemli nedeni, dinci gericiliğin neoliberal politikalarla bir olup beslediği yolsuzluk düzenidir. 

Huzur bozan, kamu kaynaklarını yağmalayan iktidar yandaşları, tarikatlar ve cemaatler ile onlara bağlı vakıf ve derneklerdir. 

Öyleyse çözüm belli: İktidara aday olup yeni bir seçenek oluşturmak isteyenlerin, tarikat ve cemaat sarmalını dağıtacaklarını beyan etmedikleri sürece, herhangi bir soruna çözüm bulmaları da olanaklı değildir.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Ölüm Gemileri-2 10 Ağustos 2022
İnsan bencil mi? 7 Ağustos 2022